İslam’da yetim kızlar ve cariyeler ile evlilik…

İslam’da yetim kızlar ve cariyeler ile evlilik…

Not: Eylül 2013’te yazılan bu yazıya ilişkin bir güncelleme notu yazının sonundadır.

Öncelikle belirteyim, bu blog boyunca sürdürdüğüm tüm tavrı burada da sürdüreceğim ve konu ile ilgili bir hüküm ortaya koyma cür’etinde bulunmayıp, sadece üzerinde hep beraber düşünmemiz için bazı mantıksal çıkarımlarda bulunacağım. Çünkü üzülerek görüyorum ki, bazı koca koca din adamlarımız bu konular etrafında hiç bütünsel düşünmeyip belirli meseleler etrafında bir kısır döngü halinde ilerleyip durmaktalar.

Sürekli “İslam bize sürekli akletmeyi buyurur” deyip duran bir kısım insanlara ise içimden “hadi söyleyin bakalım bana o zaman neyi aklettiniz bu güne kadar?” diye sorasım da gelmiyor değil…
Bu nevrotik girizgahtan sonra önce bir ayet ile başlamak istiyorum:
Nisa (4) – Ayet 3:
Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır. (Diyanet Vakfı Meali)
NİSA 4/3. Eğer, velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz; şayet, aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız veya sahip olduğunuz ile yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur. (Diyanet İşleri Meali)

Ayeti böyle mealinden hem de parantezleri ile birlikte okuyunca neler anlıyoruz neler?
-Erkekler velisi olduğu yetim kızlarla evlenebilir..
-Haksızlık yapmaktan korkuyorsa, dörde kadar başka kadınlarla evlenebilir.
-Yine mi haksızlık yapmaktan korkuyorsunuz? O halde cariyelerinizle YETİNİNİZ…

Şimdi hemen çeviriyi mantık süzgecinden bir geçiriverelim:

Diyelim ki benim 8 tane cariyem var, herbiri de dünyalar güzeli siz deyin Victoria Secret güzelleri gibi falan… Bir de evde yetim bir kız çocuğu var…Gün geliyor şu kız çocuğuyla ben bir evlensem diyorum… Sonra karar veremiyorum, haksızlık yapmayayım en iyisi 4 tane kadın alayım diyorsun… Yok bir türlü haksızlık yapmak vesvesesinden kurulamıyorsun, “eh diyorsun ne yapayım, benim Victoria Secret güzelleriyle YETİNEYİM bari…
Bu nasıl yetinmek? Yetinmek????? Burada hata kod kelimesi : YETİNMEK

Bence çevirilerde sistematik bir hata olduğu konusunda hemen sinyal veriyor mantık….Eh o zaman araştırmamızı biraz derinleştirelim..Hemen bir önceki ayete bakalım:

Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak (kendi malınızmış gibi) yemeyin; çünkü bu, büyük bir günahtır. (Diyanet Vakfı Meali)
Yetimlere mallarını verin, temizi verip murdarı almayın, onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü böyle yapmanız gerçekten büyük bir günahtır. (Suat Yıldırım çevirisi)

Evet.Önceki ayet yetimlerden bahsediyormuş…  Yetim haklarından… O halde buradaki anahtar kelimemiz YETİM… Peki hemen dikkatimi çekti, neden 2. ayette yetim de sonraki ayette “yetim kızlar”?

İşte bu çeviriler beni oldukça huzursuz etti, kaldı ki 4/3. ayeti bu şekilde anlayıp uygulandığı tarihsel bir süreç de vardı…Bakın şu ana kadar herhangi bir Arapça gramer bilgisi gereksinimim olmadı…Yalnızca biraz muhakeme yaptım.. Şimdi biraz işin içine Arapça katalım.. Bakalım ayette geçen yetim = yetim kız mıymış?

“YETÂMÂ: “Nedîm ve nedâmâ” gibi yetîmin çoğuludur. Veya çoğulunun çoğuludur. “Yetîm” yalnız kalma mânâsına “yetem” den alınmıştır. Nitekim eşsiz inciye “dürr-i yetim” (sedefinde tek olan inci) denilir. İşte bu yalnız kalma mânâsı düşüncesi ile babası vefat etmiş olana yetim denilmiştir ki böyle yetim kalmağa da nın ötresi ile “yütm” denilir. Bundan dolayı, lugat bakımından bu ismin hakkı gerek küçüğe ve gerek büyüğe denilebilmesidir. Çünkü babadan yalnız kalma mânâsı kalıcıdır. Fakat örfe göre henüz kendini kurtaracak çağa ermemiş bulunanlara aittir. Bu yönden “yetim” kelimesi bir zayıflık ve özellikle akıl zayıflığı ve fikir noksanlığı mânâsı ile de ilgilidir. Ve bundan dolayı erginlikten sonra bile rüşdünü bulamayanlar üzerinde yetim ismi, lügat ve örf açısından kalıcı olabileceği gibi, kocasından yalnız kalan kadınlara da yetim denilir” (Elmalılı)

Not: Eylül 2013’te yazılan bu yazıya ilişkin bir güncelleme notu yazının sonundadır.

Demek ki, ayeti “yetim kızlar” hatta “velisi olduğunuz yetim kızlar” diye çevirmek zorunda değillermiş…

Ve sizce Arapça’da neden dul kadınlara yetim denmiş olabilir? Acaba çocuklarından dolayı olmasın? Başka bir deyişle çocukları olmayan dul kadınlara yetim denmiyor olmasın?

Şimdi söyler misiniz, hangi çeviri daha mantıklı? Yetim kızlar mı, yoksa kocası ölmüş dul kadınlar mı?

Bir de ayetin sonunda geçen cariye meselesine de girersek sonunda karşımıza bambaşka bir mesele çıkacak… Hazır olun… Muhtelif çevirilerde benim tespit edebildiğim şekilde tam 13 ila 15 kez kullanılan bu kelime orjinalinde hiç geçmiyor… Evet yanlış duymadınız böyle bir kelime yok…

Peki nereden çıktı bu cariye kelimesi çevirilerde? Genellikle “ma meleket eymanühüm” ifadesi çoğunlukla parantez içerisinde cariye olarak çevrilmiş. Türkçeye “sağ ellerinizin sahip oldukları” şeklinde çevrilen bu ifade çoğu çevirilerde doğrudan Kur’an’da hiç kullanılmayan bir kelime olan “cariye kelimesi ile anlamlandırılmış…

Arapça bilmediğimi blogumda “neden böyle bir blog” kısmında ifade ettim. Sadece Kur’an’ı yüzünden okumasını biliyorum. Yani kelimeleri rahatlıkla tanıyabiliyorum ve elimin altında da internet ve bilgisayar gibi bir imkan var.. Hangi kelime ne anlama geliyormuş, kökeni neymiş, ne anlamlarda kullanılagelmiş, bazen zor olsa da şükür bulabiliyorum…Şimdi size bir çeviri daha vereceğim. İbn Kesir çevirisi.Sonuna dikkat buyurunuz:
Eğer yetim kızların haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız; size helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikahlayın.Şayet aralarında adalet yapamayacağınızdan endişe ederseniz; o zaman, bir tane. Veya sağ ellerinizin sahip oldukları. Bu adaletten sapmamanıza daha uygundur.

Bakın bu çeviride Türkçe bağlaçlarla anlamlar katılmamış. Ve cariye kelimesi de kullanılmadan olduğu gibi alınmış. Bu haliyle ve cariye kelimesini unutarak bir daha okuyunuz…

Kur’an için asla “bu ayet kesin olarak bunu söyler” demek doğru değildir. Çünkü Kur’an her zamana hitap eden çok katmanlı bir anlam yapısına sahiptir. Fakat alimler “bu ayetten kesinlikle böyle bir anlam çıkmaz, böyle anlamayın hata olur” demekle mükelleftirler.
Şimdi siz çevirileri okuyunca mantık kurallarına aykırığından şüphelendiğim  hususlar fark etmem üzere yaptığım araştırmalar sonunda,  bu ayeti benim nasılanladığımı sunacağım. Umarım alimlerimiz de bize bu ayeti asla nasıl anlamamız gerektiğini bize bildirirler.
Çocuk sahibi dul kadınların haklarını gözetemeyeceğinizden (çocuklarına karşı adil olabileceğinizden emin değil iseniz) korkuyorsanız, çocuk sahibi olmayan dul kadınlardan iki,üç ya da dört tanesiyle evlenebilirsiniz. Fakat hala haksızlık yapacağınıza dair korkunuz varsa bir tanesi ile evlenin. Ya da sağ ellerinizi sahip olduğuyla/aranızda zaten sözleşme olanla/yani nikahlı karınızla yetinin.
Ki bir önceki ayette Allah bizi yetimlerin (burada çocuk da olabilir, anneleri de) haklarını korumamız için bizi sert bir şekilde uyarıyor ve muhtemelen bazı olağan üstü dönemlerde (erkek nüfusunun azaldığı ve dul kadın sayısının arttığı savaş dönemleri gibi) yetimleri nasıl koruyacağımıza dair bize ölçüler veriyor.
Evet. Ben incelemelerim sonunda nasıl anladığımı yazdım.
Şimdi umarım din adamlarımız da bize ayeti asla nasıl anlamamız gerektiği hususunda bir açıklık getirirler…

Güncelleme (16.03.2015)
Bu yazıyı bugün yazmış olsam, Nisa 4’ün başındaki “yetama” kelimesini anlamak için yukarıda paylaşmış olduğum “Elmalılı Hamdi Yazır”a ait “kocasından yalnız kalan kadınlara da yetim denilir” bilgisinin sağlamasını Kurandan bulmadan bu bilgiyi paylaşmazdım. Çünkü bir meseleyi anlamak için Kurandan bir delilini bulmadan dışarıdan bir bilgi getirip bunu anlamın üstüne giydirmek bugün itibari ile bana çelişkili bir tutum olarak gözüküyor.

Zaten bugün itibari ile ayetin bu kısmını anlamak için böyle bir arayışa gerek duymuyorum. Zira o gün anlamadığım bir hususu bugün anlıyorum:

Nisa 3:  Yetimlere (YETAMA)  mallarını verin ve iyisinin yerine kötüsünü koyup değiştirmeyin ve onların mallarını, kendi mallarınıza katıp yemeyin; çünkü bu, pek büyük bir suçtur.

NİSA 4: Yetimler (YETAMA) hakkında adaletli davranamamaktan korkuyorsanız uygun gördüğünüz kadınlarla………..

Bir önceki ayetin bağlamında Nisa 4’ün başında YETİMLER’den bahsedilmeye devam ediliyor. Zaten ayetin devamında “nikahlanın kadınlarla” ifadesi var. Yetimler ile nikahlanmak söz konusu bile değil. Ben yazmaya utanıyorum; bunu çevirilere hiç düşünmeden koymaya utanmamışlar!

Ayetin devamındaki “çok eşle evlilik” konusunda başka bir yazı yazmayı planlıyorum inşallah.

.

Bu konuda güzel bir yazı için

Share

9 thoughts on “İslam’da yetim kızlar ve cariyeler ile evlilik…

  1. incelemelerinizin her birini daha inceleyemesem de esaslı bir usul hatanız var gibi gözüküyor: ayetler meallendirilirken sadece iç tutarlılık aranıyor ve çağa göre en kabullenilebilir meal seçiliyor, kuranın indiği dönemdeki tarihsel dilimle(ilk muhatapile) tutarlılığa da bakılmalı “meal seçimi” yapılırken.
    “sağ elinizin sahip oldukları”ibaresi indiği zaman ne anlaşılıyordu? “nikahlı eş” mi savaş esiri mi?sizin de atıfda bulunduğunuz elmalı bu konuda der ki: “yemin esasen sağ el olduğundan milki yemininiz demek ellerinizle meşru surette bihakkın kazandığınız milkleriniz demektir ki daha çok köle ve cariyeler hakkında istimal olunur.” bunların eşlerin dışında ikinci bir kategori olduğunu “eşleri ve sağ elleri altında bulunanlar”(33/50)ayetinden anlıyoruz.bunlar kimlerdir?ahzab 50.ayetten bunların savaş esirleri arasından sağ elinin altında bulunan kimseler olduğunu anlıyoruz.(mustafa islamoğlu meali,4/24 dipnotu) üstelik hz.aişenin açıklamasına göre mal sahibi yetim kızların velilerinin malları için onlarla evlenmek istemelerine fakat vermeleri gereken mehri de vermek istemediklerine dair buhari ve müslimde de bilgiler mevcut…(mustafa islamoğlu meali,4/3 dipnotu)

  2. sevgili rafet,

    Öncelikle yorumun için teşekkür ederim.

    Bir konuda yanlış anlaşıldığımı düşünüyorum. Ben mealler arasında bir tercih yapmıyorum, sadece Arapça bilmediğim için mealler arası farklılıklar benim en büyük yardımcım oluyor.

    “ma-meleket-eymanukum-un-kapsamı üzerine” başlıklı yazımı okursanız takip ettiğim metodolojiyi daha iyi anlayacaksınız sanırım.

  3. 4/3de gözden kaçan bazı noktalar var sanırım,
    1.”ma meleket eyman” ifadesi(gönül rızasını ifade edebilir bilmiyorum)
    2.”nikahlayın”demek bir topluma itaf ediliyor.yani evlenecek kişi,onu büyüten kişi değil,bu kuranı muhatap alan kişiler,yani toplum.

    5. Çok eşlilik vardır yoktur diyemem fakat,
    Biz sadece günümüz koşullarında bunun uygun veya etik olmadığını düşünerek tefsir yapıyoruz sanırım.

    Allah çokeşliliğe izin vermişse dahi,
    İllaki böyle olacak demiyor.(adil olmaktan korkarsanız bir tane) diyor.
    Bu durum günümüzde belki tuhaf gelebilir fakat savaşın olduğu zamanları düşünün.
    Tarihte öyle zorlu savaşlar yaşandı ki erkek nüfus çok azaldığı zaman evlenemeyen kadınların çaresiz kalması daha mı uygun olurdu.

    Şimdi bir an 300- 500 yıl öncesine gidelim.
    Savaş çıkmış.köyde genç nüfus askere gitmiş.zorlu yllar.

    İnsanlar babalarını,kardeşlerini kaybetmiş.

    Şimdi ayete bakalım.
    1. Yetimlere adil olmaktan korkarsanız
    (yetimlere toplum olarak sahip çıkamadığınız, onların zor durumda kaldığı zaman diye daha geniş çerçevede düşünebilir miyiz bilmiyorum)

    2.”ma meleket eyman” ( burda bir gönül rızalığı var sanırsam)(belki evdeki eşin rızası ve evlenecek kızın/kadının rızası)

    Elbette normal şartlarda bir kadın ikinci,üçüncü eş olmak istemez.

    Fakat,evlenecek kimse kalmayınca,
    dahası evde babasını veya kocasını kaybetmiş,YETİM kalmışsa buna razı gelmez mi.
    Mutlu bir yuva,kucağına çocuğunu almak istemez mi.
    Veya babasız kalan çocuklarının baba sevgisine kavuşmasını istemez mi.

    (ayrıca nüfusun tekrar artması için bu gerekli değilmidir)

    Burda keyfilik değil,bir zaruriyet var sanki.
    Ayette çok eşlilik ifadesinin yetim ifadesiyle birlikte gelmesi bu yüzden olabilir belki.

    Şimdi çok eşliliği mi savunuyorsun demeyin lütfen.bu zaruriyet durumunu ifade ediyor gibi.
    Ayeti analiz etmeye çalışıyorum.

    Elbette en Doğrusunu allah bilir.

    1. Sizi çok eşliliği savunmaktan korkar duruma getiren Batı’nın ahlakını (evet doğru sözcük bu, ahlakını) benimsemiş ama kendi kültürüne, geçmişine ve dolayısıyla yeryüzüne yabancılaşmış olan okur-yazar kesimin basın-yayın ve politika yoluyla yarattığı baskıdır. Biraz bilimsel kaynakları karıştırmayı bilseniz, tek eşlilik geleneğinin çok yeni ve ender bir şey olduğunu göreceksiniz. Binlerce bağımsız insan toplumu var ve bunların herbirinin kendi kültürü, yaşayış biçimi var. Gözümüz Batı’dan, yani egemen kültürden başkasını görmediği için bu çokluğun, türlülüğün farkında değiliz (49:13’ü çiğniyoruz). Batı’nın kendisine benzemeyeni aşağılama alışkanlığı çok köklü; Roma’ya, Yunan’a dayanıyor. Yani kendileri gibi yaşamayanı (örneğimizde çokeşli kültürleri) hayvan yerine koyuyorlar. Yaşamanın tek geçerli biçimini içine doğduğumuz ortam ve bize öğretilen doğrular sanıyoruz. Sözgelimi faizsiz bir düzen düşünemiyor olmamız bile bu anlamda gözümüzün körlüğünü gösteriyor. Aynı biçimde çokeşli bir yaşam düşünemiyoruz çünkü olanaklı olan, elimizden gelen tek yaşam biçiminin bu olduğuna inandırılmışız. Ve olanaklı olan tek yaşam biçimi sandığımız bu yaşam, çok kısa süreler (savaşsız yıllar, çünkü savaşta erkekler ölür, dul kadınlar çoğalır) ve çok özel koşullar (ucuz petrol ve bol doğal kaynağın sağladığı refah) için geçerli olan kırılgan bir durumdur. Bilimsel kaynaklara daldıkça bu körlükten kurtuluyorum. Çokeşliliğin bu gezegende ne kadar yaygın olduğunu ve tarihte baskın kültür olduğunu öğrenebileceğiniz bir kaç kaynak:
      Kültürlerin ezici çoğunluğu çokeşli: Murdock, G.P. & Wilson, S.F. 1972. Settlement patterns and community organization: cross-cultural codes 3. Ethnology 11: 254–295.
      Tek eşlilik çok yeni: Dupanloup, I., Pereira, L., Bertorelle, G. et al., A Recent Shift from Polygyny to Monogamy in Humans Is Suggested by the Analysis of Worldwide Y-Chromosome Diversity, Journal of Molecular Evolution July 2003, Volume 57, Issue 1, pp 85–97.
      Erkeklerin ancak azınlığı çokeşlilik için gerekli yeteneğe ve kaynağa sahip oluyor, tıpkı Kuran’da görüldüğü gibi: White, D.R. 1988. Rethinking polygyny: co-wives, codes, and cultural systems. Curr. Anthropol. 29: 529–572.
      “çokkarılılık, üreme hücreleriyle üreyen türlerde varsayılan, en olası çiftleşme düzenidir. Erkek-dişi görüngüsü -erkek ve dişi arasındaki farkların devamlı bir örüntüsü- doğada her yere yayılmıştır. […] yukarıda ana çizgileriyle belirtilen nedenlerden ötürü çoğu ekolojik koşul altında çokkarılılık çoğu türün erkekleri tarafından kovalanacaktır. insanlar istisna değildir: farklı evlilik düzenlerinin yaygınlığıyla ilgili geniş veri, murdock’s ethnographic atlas 1967, atlas of world cultures 1981, ve murdock and white’s standard cross-cultural sample 1969 içinde bulunabilir. bu kaynaklar toplumların %83’ünün çokkarılı, hemen hiçbirinin (%0.05) çokkocalı, ve ‘tekeşli’ diye anılanların çoğunlukla ‘tekeşli veya hafif çokeşli’, yani genetik olarak çokeşli olduğunu bildiriyor.” Bobbi S. Low, Ecological and socio-cultural impacts on mating and marriage systems, Oxford Handbook of Evolutionary Psychology ed. Robin Dunbar, Louise Barrett, 2007, s453.
      “antropolojik kayıttaki toplumların yaklaşık %85’i erkeklerin çok karıyla evlenmesine izin verir. […] tarımın ortaya çıkışından sonra insan toplumları büyüdükçe, karmaşıklaştıkça ve eşitsizlik arttıkça çokeşlilik düzeyleri yükseldi, en erken imparatorlukların kocaman haremler inşa ettiği aşırılıklar görüldü. ne var ki bugün, mutlak varsıllık düzeyleri arasındaki farklar tarihte görülmemiş boyutlara ulaşmışken, tekeşli evlilik hem ahlaki hem yasal olarak zorlanıyor /uygulanıyor. modern evliliği oluşturan kural ve kurumlar paketinin kökeni eski yunan ve romada bulunabilirken, bu tuhaf/olağandışı evlilik düzeninin yeryüzüne yayılması yalnızca yakın yüzyıllarda, başka toplumlar batıya benzenmeye çalıştıkça gerçekleşti.” Henrich J, Boyd R, Richerson PJ. 2012. The puzzle of monogamous marriage. Philos Trans R Soc B 367:657–669.

  4. 4/3de gözden kaçan bazı noktalar var
    sanırım,
    1.”me tabe leküm” ifadesi(gönül rızasını ifade edebilir bilmiyorum)
    2.”nikahlayın”demek bir topluma itaf ediliyor.yani evlenecek kişi,onu büyüten kişi değil,bu kuranı muhatap alan kişiler,yani toplum.

    5. Çok eşlilik vardır yoktur diyemem fakat,
    Biz sadece günümüz koşullarında bunun uygun veya etik olmadığını düşünerek tefsir yapıyoruz sanırım.

    Allah çokeşliliğe izin vermişse dahi,
    İllaki böyle olacak demiyor.(adil olmaktan korkarsanız bir tane) diyor.
    Bu durum günümüzde belki tuhaf gelebilir fakat savaşın olduğu zamanları düşünün.
    Tarihte öyle zorlu savaşlar yaşandı ki erkek nüfus çok azaldığı zaman evlenemeyen kadınların çaresiz kalması daha mı uygun olurdu.

    Şimdi bir an 300- 500 yıl öncesine gidelim.
    Savaş çıkmış.köyde genç nüfus askere gitmiş.zorlu yllar.

    İnsanlar babalarını,kardeşlerini kaybetmiş.

    Şimdi ayete bakalım.
    1. Yetimlere adil olmaktan korkarsanız
    (yetimlere toplum olarak sahip çıkamadığınız, onların zor durumda kaldığı zaman diye daha geniş çerçevede düşünebilir miyiz bilmiyorum)

    2.”me tabe leküm” ( burda bir gönül rızalığı var sanırsam)(belki evdeki eşin rızası ve evlenecek kızın/kadının rızası)

    Elbette normal şartlarda bir kadın ikinci,üçüncü eş olmak istemez.

    Fakat,evlenecek kimse kalmayınca,
    dahası evde babasını veya kocasını kaybetmiş,YETİM kalmışsa buna razı gelmez mi.
    Mutlu bir yuva,kucağına çocuğunu almak istemez mi.
    Veya babasız kalan çocuklarının baba sevgisine kavuşmasını istemez mi.

    (ayrıca nüfusun tekrar artması için bu gerekli değilmidir)

    Burda keyfilik değil,bir zaruriyet var sanki.
    Ayette çok eşlilik ifadesinin yetim ifadesiyle birlikte gelmesi bu yüzden olabilir belki.

    Şimdi çok eşliliği mi savunuyorsun demeyin lütfen.bu zaruriyet durumunu ifade ediyor gibi.
    Ayeti analiz etmeye çalışıyorum.

    Elbette en Doğrusunu allah bilir.
    (sayın editör bir önceki mesajımı düzeltip yazdım.doğru mesajım budur.
    Önceki mesajımı silebilirsiniz)

  5. NİSA-2 ve 3.ayetlerin doğru mealleri !

    وَآتُواْ الْيَتَامَى أَمْوَالَهُمْ وَلاَ تَتَبَدَّلُواْ الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ وَلاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ إِنَّهُ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا ﴿٢

    2: Ve (baliğ ve reşid olduklarında bakım ve gözetiminizde bulunan) yetimlere mallarını (tastamam) verin; ve (hakkınız olmayan mallara tecavüz edip de,) temizi kirli ile (helâl malınızı haramla) değişmeyin. Ayrıca, onların mallarını kendi malınıza katarak yemeyin. Şüphesiz böyle yapmanız büyük bir vebaldir.

    {الْيَتَامَى} } جمع يتيم، وهو مأخوذ من اليتم، وهو الانفراد، والمراد به اصطلاحاً: من مات أبوه وهو صغير لم يبلغ، سواء كان ذكراً أو أنثى، أما إذا بلغ فإنه يزول يتمه بحسب الاصطلاح والحكم الشرعي، ولهذا جاء في الحديث: «لا يتم بعد احتلام» [(5)] أي: بعد البلوغ؛ لأنه إذا بلغ استقل بنفسه.

    وَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تُقْسِطُواْ فِي الْيَتَامَى فَانكِحُواْ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ النِّسَاء مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تَعْدِلُواْ فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَلاَّ تَعُولُواْ ﴿٣

    3-Eğer sizler (himayenizde bulunan) yetimler (baliğ ve reşid olmayanlar) hakkında (sosyal) adaleti yerine getiremeyeceğinizden endişe ediyorsanız, bir şekilde sizin için uygun olan,(ekonomik ve biyolojik bakımndan muhtaç o kimsesiz ve korumasız yetim sahibi dul) kadınlardan (arzu etmeleri halinde) ikişer,üçer ya da dörder nikahlayın. Ama nikahınız altına alacağınız (o yetim sahibi dul) kadınlar arasında da adaletle muamele edemeyeceğinizden endişe ederseniz,o zaman onlardan (sadece) bir tane ile-yahut meşru/nikah sözleşmesiyle sahip olduğunuz (eşiniz) ile yetinin.Bu ise doğru yoldan sapmamanız için daha uygundur.

    Not: Aşağıda geçen iki tefsir ( Tefsirul Kebir ve Zadul Mesir) metinlerinde de geçtiği gibi burada bulunan (نساء) “Nisa” kelimesi ergenlik ve rüşd çağına gelmemiş olan yetimler için değil,belki bakıma muhtaç yetim sahibi dul kadınlar için kullanılmıtır, Çünkü yetim kızlara nisa denilmez,NİSA büyük kadınlar için kullanılır. Bu nedenle kendileriyle evlenilecek olan yetimler değil,belki o yetim sahibi dul kadınlardır. Bunun detaylı. açıklaması ise aşağıdadır.

    ثم إن البصريين فرعوا على هذا القول ، وقالوا : النساء في الآية غير اليتامى ، والمراد بالنساء أمهات اليتامى أضيفت إليهن أولادهن اليتامى ، ويدل عليه أن الآية نزلت في قصة أم كحة ، وكانت لها يتامى (التفسير الكبير) )

    وفي يتامى النساء قولان
    القول الثاني: أنهن أمهات اليتامى ، فأضيف إليهن أولادهن
    (زاد المسير )

    فقد حلل الله الزواج من أكثر من واحدة حتى أربعة بشرطين هما: فى حالة الخوف من عدم القسط فى اليتامى: فنتزوج أمهاتهم لنُنفق على أولادهن اليتامى، والثانى فى الآية 24 من سورة النساء: {…. وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَاء ذَلِكُمْ أَن تَبْتَغُواْ بِأَمْوَالِكُم مُّحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ….} أى وجود الإمكانية المالية للإنفاق على أكثر من زوجة.
    : فإن خفتم ألا تعدلوا فيكفيكم زوجة واحدة (أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ) أى: ما ملكت يمينكم من زوجات،
    إن الأمر بالتعددية ضمن الشروط المنصوص عليها، يحل مشكلة فادحة تجلبها الحروب على التجمعات المتحاربة، من جوانب عدة:
    وجود رجل إلى جانب الأرملة يحصنها ويحميها من الوقوع في الفاحشة.
    توفير مأوى آمن للأولاد اليتامى ينشؤون فيه
    ضَمِنَ بقاء الأم الأرملة على رأس أولادها اليتامى تحفهم وترعاهم. وفي ذلك صيانة وحماية للأولاد من التشرد والانحراف…..الخ.
    كل هذا يؤكد أن مدار الآيات يدور حول اليتامى فاقدي الأب. وما زالت أمهم حية أرملة
    نحن هنا أمام أيتام فقدوا آباءهم، يريدنا تعالى ويأمرنا أن نبرَّهم ونقسط فيهم ونرعاهم وننمي لهم أموالهم وندفعها إليهم بعد أن يبلغوا
    أشدهم. فكيف يتحقق ذلك؟ وهل نأخذ الأيتام القاصرين من أمهاتهم إلى بيوتنا، ونربيهم بعيداً عنها لذلك شرطين: الأول أن تكون الزوجة الثانية والثالثة والرابعة أرملة ذات أولاد، والثاني أن يتحقق الخوف من عدم الإقساط إلى اليتامى، وطبيعي أن يلغى الأمر بالتعددية في حال عدم تحقق الشرطين

    وهكذا يرى القارئ المتدبر أن الآيات كلها من بداية سورة النساء حتى الآية العاشرة منها كانت عن اليتامى، ولم يرد لفظ النكاح إلا في مقام الإحسان إليهم، فمن تزوج امرأة رغبة في الإحسان إلى من كان تحتها من اليتامى فذلك الذي حقق جواب الشرط
    وقد ذكر ابن عاشور في كتابه التحرير والتنوير الجزء الرابع الصفحة 222: “بيد أن الأمر بنكاح النساء وعددهن في جواب شرط الخوف من عدم العدل في اليتامى مما خفي وجهه على كثير من علماء سلف الأمة؛ إذ لا تظهر مناسبة أي ملازمة بين الشرط وجوابه”. وقد ذكر وجوهاً بتعليل ذلك،

    Ayette o zamanki ortamda aç ve açıkta kalmış,himayeye muhtaç sıcak bir yuvadan, sevgiden, aile ortamından mahrum kalmış kadınlar ve bakmakta oldukları yetimleri göz önüne alınarak iki,üç,dört eşe de cevaz verilirken aralarında adaletin gözetilmesi şartı da getirilmiştir. Öncelikle yetimlerin haklarının korunması, onlarla ve onlara bakanlarla evlenmeden başka şekilde sağlanabiliyorsa çok eşliliğe gerek olmayacağı da öğütlenmiştir.Burada bakıma muhtaç yetimlerin anaları ile evlenin, böylece onlar üvey çocuklarınız olsun ve kendi çocuklarınız gibi aralarında adil davranın mesajı çıkıyor. Yani; topluuluk, yetimleri kendi çocukları gibi büyütemeyecekse,annelerini evlendirip onlar aracılığı ile yetimlerin hukukunu koruyunuz demek olur.

    (Not: Savaşlar,çatışmalar sonunda kimsesiz,sahipsiz yetimleri koruyan sosyal bir devletin olmadığı bir dönemde,gücü yetenler tarafından yetim erkek ve kız çocuklarının himaye edilmesi teşvik edilmektedir. Şayet,yetimleri himaye etmek isteyip da,kendi çocukları olmayan bu yetimler arasında da adil davranma hususunda kişinin endişesi varsa ve bu yetimlerin dul anneleri de kendilerine bir eş,yetim çocuklarına da sahip çıkacak bir baba arıyorsa, bunlara sahip çıkabilecek evli olmayan veya dul olan bir adam için buradaki hüküm sözkonusu olur.Yani bu ayetin hükmü bir sorunu çözmeye yöneliktir.Yine şayet,bu kişi, evleneceği yetim sahibi dul kadınlar arasında adil davranmaktan da endişe ediyorsa,bu defa sadece yetim sahibi bir dul kadınla,ya da daha önceki mevcut eşiyle yetinmelidir. Buna göre,bir zarurat olmadan hiç bir kimse kimsesiz,bakıma muhtaç dul ve yetimleri koruma dışında bir amaçla ikinci, üçüncü veya dördünce evlilik yapamaz.Yani birden fazla evlilik ruhsatı, sadece himaye edilmesi istenen yetim sahibi dul kadınlarla olabilir.Ama bir zarurat yoksa ve amaç yetimleri korumak değilse,birden fazla evliliğe ruhsat da yoktur..Bu nedenle bugünkü (bakıma muhtaç yetim sahibi olmayan kadınlarla) ikinci evlilik kur’an’a aykırı bir evliliktir. Ayrıca dul ve yetimleri koruyan sosyal bir devlet bulunduğu zaman böyle bir duruma da ihtiyaç kalmaz. الله اعلم ) )

    Bu hususta kararı da toplum (yani devlet) verecektir. Bir toplulukta sosyal düzen bozulmuş, pek çok kadın kocasız kalmış ve yetimlerin sayısı babalıklardan daha çok olmuşsa,genellikle savaş sonunda böyle olmaktadır- o zaman topluluk ve topluluğun bilginleri bir araya gelir, istişare eder, birlikte ikinci evlilik yapılsın diye karar verilir. Bununla beraber yine de hoşa gidenle evlenme sözkonusu olduğu için kimse ikinci evliliğe zorlanmaz. Ayrıca İkili,üçlü, dörtlü olarak sayılması, duruma göre dul kalmış kadınların çokluğuna bağlıdır. Burada istenen kocasız ve kimsesiz kadının kalmamasıdır. Böylece evlenmek isteyen yetim sahibi dul kadınlar kendilerine bakacak koca bulmaktadırlar. .. (الله اعلم)
    Saygılarımla.

    1. İslam, bütün insanî ilişkileri, insan onuruna yaraşır düzeyde tanzim eder. Allah Teala insana özel bir şeref lütfetmiş, onu diğer canlılardan üstün tutmuştur. Onun için insan onurunu zedeleyen her genel algı ve davranışın sonu, toplumun inancı ne olursa olsun, insanlık suçudur.

      Toplumsal hayatı etkileyen çok önemli bazı meselelerde, İslam’ı esas aldığını savunan kişi ve toplumların, aslında İslam’ın ruhundan giderek uzaklaştıkları, İslam’a zarar verdikleri, kötü örnek oluşturdukları, kişisel, dünyevi arzularını tatmin etmek için İslam’ı kullandıkları ve ne yazık ki İslam’ı sömürdükleri görülmektedir.
      Toplumsal hayatı etkileyen bu meselelerin başında poligami, yani çok kadınla evlilik geliyor. İslam dünyasında da yaşanan ve İslami düşünceyi her daim zora sokan bu mesele, ateistlerle de yapılan tartışmalarda, en önemli konu oluyor. İslami bir esasa dayandığı söylenen sözde bu hak, İslam ülkelerindeki erkekler tarafından tam anlamıyla suistimal ediliyor. Dinen bir mahzurunun bulunmadığı iddiası ile, çok eşliliğin bir çeşit emir olarak kabul edilerek günümüzde de kolaylıkla sürdürülmesi için yeterli görülüyor. Fakat, günümüz İslam dünyasındaki amaç ve gerekçelerine bakıldığında, cok eşliliğin temelde hiçbir dini içerik barındırmayıp, dünyevi kaygılar esas alınarak savunulması dikkat çekiyor. Arap din adamları tarafindan kimi zaman televizyon programlarında da dile getirilen savunmalar, bu çeliskiyi anlamak bakımından oldukça önemli.

      Eğer Nisa 3’ü gelenekçilerin çevirisine göre anlarsak, dört kadınla evlenmenin,dul kadınların haklarını gözetememe korkusunu nasıl giderdiğine de cevap bulabilmeliyiz. Ayrıca bu nasıl bir korkudur ki giderilmesi için, iki hatta üç tane kadınla evlenmek yeterli olmuyor (aslında ayette geçen ikişer, üçer, dörder. sayı ifade etmez. üleştirme sıfatını ifade eder). ancak dört kadınla evlenmek bu korkuyu yenebiliyor. Yani yetimlerin hakkını gözetememe korkusuna sahip bir kişi korkusunu ancak dört kadınla evlenerek giderebiliyor. Dört kadınla evlenip harem kurma arzusunda olanların yüce Allah’ın ayetlerine iftira atması kabul edilemez. Yola yetimlerin haklarını gözetememe endişesinden çıkıp, savaşı bahane ederek kadın nüfusunun çoğalmasına gerekçe sunmak nasıl bir ahlaktır. Kaldı ki savaş zamanlarında kadın nüfusunun erkek nüfusuna göre azaldığını ispat eden tek bir belge bile yoktur. Örneğin 1927 nüfus sayımına göre Türkiye nüfusunun %48.20’si erkek, %51.80’i ise kadın nüfusudur. http://www.akademikbakis.org
      Ben demiyorum t.c. başbakanlık yayınları ve devlet istatistik enstitüsü diyor… “osmanlı imparatorluğu’nun ve türkiye’nin nüfusu (1500-1927) die tarihi istatistikler dizisi cilt 2, s. 40, t.c. başbakanlık yayınları vs..)
      Allah (c.c.) insanları kendi fıtratlarına uygun davranmaya dâvet ediyor. Bu fıtrat da Allah’ın insanlara gönderdiği İslâm’a inanıp ona uygun yaşamaktır. İslâm, insanların temiz fıtratlarına uygun hareket etmelerini istiyor. Kısaca fıtrat, Fâtır olan Allah’ın insanlara ve varlıklara yoktan var ederek verdiği kabiliyet, onlara ait programdır. Allah’ı tanıma ve O’na ibâdet etme eğilimi, ruh temizliği, olumlu yetenekler ve benzeri şeylerdir. Pek çok ayeti kerimede, yüce Allah, insanları nasıl bir fıtratta yarattığını açıkça anlatmaktadır. “Tutkunluk derecesinde isteseniz de kadınlar arasında adaleti sağlamaya asla güç yetiremezsiniz. O halde tam bir eğilimle bir yana yönelip de öbürünü askıdaymış gibi bırakmayın. Barışı esas alıp sakınırsanız, ALLAH çok affedici, çok merhametli olacaktır”. (Nur 129). Ayete dikkat, çok isteseniz de birden fazla eş arasında adaleti asla sağlayamazsınız diyor Rabbimiz. Bu ayette Allah Teala’nın anlattığı insan fıtratıdır. Ayrıca, buradan da anlaşılıyor ki adaletin sağlanmaması yani adaletsizlik Rabbim’in istemediği bir durumdur, bunun örnekleri Kuran-ı Kerim’de çoktur. Yani, böyle bir durum istenilen, hoş olan, kabul edilebilir bir durum değildir. Böyle yapanlar uyarılıyor ve ne yapmaları gerektiği açıklanıyor.

      Çok eşlilik tüm dünyada kadının korkulu rüyasıdır. Kadınların büyük kısmı, yoksulluk ve çaresizlikten dolayı böyle bir evliliği kabul etmektedir. Güneydoğu’da yaygın olan çok eşlilik konusunda bir araştırma yapıldı. Uzmanlar, “kuma” olgusunun kadınların ruh sağlığını bozduğunu ve kadınların pek çok psikolojik sorun yaşadıklarını bildirdi
      Bir kadının üzerine bir başka kadınla evlilik yapıldığında eşler arasındaki karşılıklı sevgi ve şefkatin yerini nefret, kıskançlık, kin ve intikâm duyguları alır. Poligamik yapıya geçişle birlikte ekonomik olanaklar kısıtlanır, kocasının ilgi ve desteği azalır, kalabalık bir aile yapısına geçilir. Kadınlar arasında kıskançlık, rekabet, öfke yaşanabilir. Bazen bu sorun-ların üzerine aile içi şiddet eklenebilir. Bütün bunlar üst üste eklendiğinde somatizas-yon ve depresyon başta olmak üzere ruhsal rahatsızlıklar ve belirtiler, evlilik ve yaşam doyumunda azalma, düşük benlik saygısı poligamik evliliklerdeki kadınlarda daha sık görülmektedir. İsrail, Ürdün, Suriye ve Filistin’de yapılan altı farklı araştırma; poli-gamik evliliklerdeki kadınların, somatizasyon, , depresyon, anksiyete, hostilite, paranoid düşünce, psikotizm, obsesyon-kompulsiyon açısından daha fazla sorun yaşadığı, kişiler arası ilişkilerde duyarlılıklarının daha fazla, benlik saygısı, evlilik ve yaşam doyumları-nın daha düşük olduğu saptanmıştır. Poligamik ailelerde yaşayan çocuklar daha çok aile içi çatışma, şiddet ve ailenin dağılmasına maruz kalmak-tadır. Yaşanan aile problemleri çocuklarda bir takım gelişimsel sorunlara yol açabilir. Bunlar sosyal becerilerde yetersizlik, güvenlik algısında bozulma, okul başarısında düş-me, agresyon ve çeşitli davranış sorunlarını içerir. Ailede hem kadınlar hem de çocuklar arasında rekabet ve çekişme monogamik ailelerde görülenden daha fazladır. Poligamik ailelerde ilk eşten olan çocukların, sonraki eşlerin çocuklarına göre okul başarıları daha düşük, baba-larıyla ilişkilerinin daha kötü olduğunu belirtmişlerdir. Poligamik ailelerin çocukları oldukça yüksek oranlarda aka-demik ve davranışsal sorunlar göstermişlerdir. Ayrıca bu çocuklar; daha fazla yalan söyleyen, kardeşleri ile daha fazla kavga eden, hiperaktif, itaatsiz, okula devamsızlıkları daha fazla, öğretmen ve akran ilişkileri daha bozuk, akademik başarıları daha düşük çocuklardır.
      “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum 21). Aynı şekilde Kur’an-ı Kerim evlilikten “misak-ı galiz” yani sağlam ve kutsal ahit olarak söz etmektedir. “Hem, siz eşlerinizle birleşmiş ve onlar da sizden sağlam bir söz almış iken, onu nasıl (geri) alırsınız?” (Nisa 21). Bu ahit; vefayı, güveni, dürüst ahitleşmeyi ve gösterişsiz bir aşkı talep eder. Çünkü nefsanî eğilimler, bencillikler ve despot egoistlikler bu ahit ile çelişir. Bu ahdin tarafları onu korumak, bekasını sağlamak ve sağlamlaştırmak için hayatın değerli usullerine riayet etmelidir. Bu nedenle evlilik insanın önemli seçimlerinden biri olup neticesi tüm hayat boyunca var olacaktır. Bunun için bu seçimde dikkat ve öngörü – elbette vesvese seviyesinde olmamak kaydıyla- mantıklı ve dini bir husustur.
      İnsanlar, aile ve toplum içinde sağlıklı, dengeli ve düzenli “karşılıklı ilişkiler” kurmak için evlilik yaparlar. Evlilik iki kişinin bir ömrü beraber geçirmeleridir. Evlilikte üçüncü kişiye asla yer yoktur.
      Kutsal kitabımız, Kuran-ı Kerim, şartlar ne olursa olsun, insanlara bir insanlık suçu işlemelerini bildirmez ve insan onurunu zedelemez. Üstelik, insanlarda evlilik duygusunu harekete geçiren aşk, sevgi, bağlılık, aidiyet duygusu, güven, huzur, yol arkadaşı olma gibi ilahi duygular varken ve herkes, bu duyguları yaşayabileceği, tek bir insanla olmayı dilerken. Siz hiç aynı nikah masasında, iki kadınla birden, aynı anda, nikah kıydıran bir erkek gördünüz mü?. Toplumlar, çok eşliliği onaylamaz, çok eşli evlilikler genellikle gizli yapılır. Çok eşliliğin, zina, kumalık ve metreslikten tek farkı, eşlerin mecburiyetten dolayı, bu durumu zorunlu kabullenmeleridir. Yüce dinimiz böyle bir evliliği asla kabul etmez. Çünkü islam dini zorbalığa ve fahşiyata kesinlikle karşıdır (Nahl – 90).

      Saygılarımla.

  6. yazımda

    “Kaldı ki savaş zamanlarında kadın nüfusunun erkek nüfusuna göre azaldığını ispat eden tek bir belge bile yoktur”. cümlesi yanlış yazılmış, doğrusu:” Kaldı ki savaş zamanlarında kadın nüfusunun erkek nüfusuna göre arttığını ispat eden tek bir belge bile yoktur”. olacaktır. Düzeltir özür dilerim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir