İslam’da yetim kızlar ve cariyeler ile evlilik…

İslam’da yetim kızlar ve cariyeler ile evlilik…

Not: Eylül 2013’te yazılan bu yazıya ilişkin bir güncelleme notu yazının sonundadır.

Öncelikle belirteyim, bu blog boyunca sürdürdüğüm tüm tavrı burada da sürdüreceğim ve konu ile ilgili bir hüküm ortaya koyma cür’etinde bulunmayıp, sadece üzerinde hep beraber düşünmemiz için bazı mantıksal çıkarımlarda bulunacağım. Çünkü üzülerek görüyorum ki, bazı koca koca din adamlarımız bu konular etrafında hiç bütünsel düşünmeyip belirli meseleler etrafında bir kısır döngü halinde ilerleyip durmaktalar.

Sürekli “İslam bize sürekli akletmeyi buyurur” deyip duran bir kısım insanlara ise içimden “hadi söyleyin bakalım bana o zaman neyi aklettiniz bu güne kadar?” diye sorasım da gelmiyor değil…
Bu nevrotik girizgahtan sonra önce bir ayet ile başlamak istiyorum:
Nisa (4) – Ayet 3:
Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır. (Diyanet Vakfı Meali)
NİSA 4/3. Eğer, velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz; şayet, aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız veya sahip olduğunuz ile yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur. (Diyanet İşleri Meali)

Ayeti böyle mealinden hem de parantezleri ile birlikte okuyunca neler anlıyoruz neler?
-Erkekler velisi olduğu yetim kızlarla evlenebilir..
-Haksızlık yapmaktan korkuyorsa, dörde kadar başka kadınlarla evlenebilir.
-Yine mi haksızlık yapmaktan korkuyorsunuz? O halde cariyelerinizle YETİNİNİZ…

Şimdi hemen çeviriyi mantık süzgecinden bir geçiriverelim:

Diyelim ki benim 8 tane cariyem var, herbiri de dünyalar güzeli siz deyin Victoria Secret güzelleri gibi falan… Bir de evde yetim bir kız çocuğu var…Gün geliyor şu kız çocuğuyla ben bir evlensem diyorum… Sonra karar veremiyorum, haksızlık yapmayayım en iyisi 4 tane kadın alayım diyorsun… Yok bir türlü haksızlık yapmak vesvesesinden kurulamıyorsun, “eh diyorsun ne yapayım, benim Victoria Secret güzelleriyle YETİNEYİM bari…
Bu nasıl yetinmek? Yetinmek????? Burada hata kod kelimesi : YETİNMEK

Bence çevirilerde sistematik bir hata olduğu konusunda hemen sinyal veriyor mantık….Eh o zaman araştırmamızı biraz derinleştirelim..Hemen bir önceki ayete bakalım:

Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak (kendi malınızmış gibi) yemeyin; çünkü bu, büyük bir günahtır. (Diyanet Vakfı Meali)
Yetimlere mallarını verin, temizi verip murdarı almayın, onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü böyle yapmanız gerçekten büyük bir günahtır. (Suat Yıldırım çevirisi)

Evet.Önceki ayet yetimlerden bahsediyormuş…  Yetim haklarından… O halde buradaki anahtar kelimemiz YETİM… Peki hemen dikkatimi çekti, neden 2. ayette yetim de sonraki ayette “yetim kızlar”?

İşte bu çeviriler beni oldukça huzursuz etti, kaldı ki 4/3. ayeti bu şekilde anlayıp uygulandığı tarihsel bir süreç de vardı…Bakın şu ana kadar herhangi bir Arapça gramer bilgisi gereksinimim olmadı…Yalnızca biraz muhakeme yaptım.. Şimdi biraz işin içine Arapça katalım.. Bakalım ayette geçen yetim = yetim kız mıymış?

“YETÂMÂ: “Nedîm ve nedâmâ” gibi yetîmin çoğuludur. Veya çoğulunun çoğuludur. “Yetîm” yalnız kalma mânâsına “yetem” den alınmıştır. Nitekim eşsiz inciye “dürr-i yetim” (sedefinde tek olan inci) denilir. İşte bu yalnız kalma mânâsı düşüncesi ile babası vefat etmiş olana yetim denilmiştir ki böyle yetim kalmağa da nın ötresi ile “yütm” denilir. Bundan dolayı, lugat bakımından bu ismin hakkı gerek küçüğe ve gerek büyüğe denilebilmesidir. Çünkü babadan yalnız kalma mânâsı kalıcıdır. Fakat örfe göre henüz kendini kurtaracak çağa ermemiş bulunanlara aittir. Bu yönden “yetim” kelimesi bir zayıflık ve özellikle akıl zayıflığı ve fikir noksanlığı mânâsı ile de ilgilidir. Ve bundan dolayı erginlikten sonra bile rüşdünü bulamayanlar üzerinde yetim ismi, lügat ve örf açısından kalıcı olabileceği gibi, kocasından yalnız kalan kadınlara da yetim denilir” (Elmalılı)

Not: Eylül 2013’te yazılan bu yazıya ilişkin bir güncelleme notu yazının sonundadır.

Demek ki, ayeti “yetim kızlar” hatta “velisi olduğunuz yetim kızlar” diye çevirmek zorunda değillermiş…

Ve sizce Arapça’da neden dul kadınlara yetim denmiş olabilir? Acaba çocuklarından dolayı olmasın? Başka bir deyişle çocukları olmayan dul kadınlara yetim denmiyor olmasın?

Şimdi söyler misiniz, hangi çeviri daha mantıklı? Yetim kızlar mı, yoksa kocası ölmüş dul kadınlar mı?

Bir de ayetin sonunda geçen cariye meselesine de girersek sonunda karşımıza bambaşka bir mesele çıkacak… Hazır olun… Muhtelif çevirilerde benim tespit edebildiğim şekilde tam 13 ila 15 kez kullanılan bu kelime orjinalinde hiç geçmiyor… Evet yanlış duymadınız böyle bir kelime yok…

Peki nereden çıktı bu cariye kelimesi çevirilerde? Genellikle “ma meleket eymanühüm” ifadesi çoğunlukla parantez içerisinde cariye olarak çevrilmiş. Türkçeye “sağ ellerinizin sahip oldukları” şeklinde çevrilen bu ifade çoğu çevirilerde doğrudan Kur’an’da hiç kullanılmayan bir kelime olan “cariye kelimesi ile anlamlandırılmış…

Arapça bilmediğimi blogumda “neden böyle bir blog” kısmında ifade ettim. Sadece Kur’an’ı yüzünden okumasını biliyorum. Yani kelimeleri rahatlıkla tanıyabiliyorum ve elimin altında da internet ve bilgisayar gibi bir imkan var.. Hangi kelime ne anlama geliyormuş, kökeni neymiş, ne anlamlarda kullanılagelmiş, bazen zor olsa da şükür bulabiliyorum…Şimdi size bir çeviri daha vereceğim. İbn Kesir çevirisi.Sonuna dikkat buyurunuz:
Eğer yetim kızların haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız; size helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikahlayın.Şayet aralarında adalet yapamayacağınızdan endişe ederseniz; o zaman, bir tane. Veya sağ ellerinizin sahip oldukları. Bu adaletten sapmamanıza daha uygundur.

Bakın bu çeviride Türkçe bağlaçlarla anlamlar katılmamış. Ve cariye kelimesi de kullanılmadan olduğu gibi alınmış. Bu haliyle ve cariye kelimesini unutarak bir daha okuyunuz…

Kur’an için asla “bu ayet kesin olarak bunu söyler” demek doğru değildir. Çünkü Kur’an her zamana hitap eden çok katmanlı bir anlam yapısına sahiptir. Fakat alimler “bu ayetten kesinlikle böyle bir anlam çıkmaz, böyle anlamayın hata olur” demekle mükelleftirler.
Şimdi siz çevirileri okuyunca mantık kurallarına aykırığından şüphelendiğim  hususlar fark etmem üzere yaptığım araştırmalar sonunda,  bu ayeti benim nasılanladığımı sunacağım. Umarım alimlerimiz de bize bu ayeti asla nasıl anlamamız gerektiğini bize bildirirler.
Çocuk sahibi dul kadınların haklarını gözetemeyeceğinizden (çocuklarına karşı adil olabileceğinizden emin değil iseniz) korkuyorsanız, çocuk sahibi olmayan dul kadınlardan iki,üç ya da dört tanesiyle evlenebilirsiniz. Fakat hala haksızlık yapacağınıza dair korkunuz varsa bir tanesi ile evlenin. Ya da sağ ellerinizi sahip olduğuyla/aranızda zaten sözleşme olanla/yani nikahlı karınızla yetinin.
Ki bir önceki ayette Allah bizi yetimlerin (burada çocuk da olabilir, anneleri de) haklarını korumamız için bizi sert bir şekilde uyarıyor ve muhtemelen bazı olağan üstü dönemlerde (erkek nüfusunun azaldığı ve dul kadın sayısının arttığı savaş dönemleri gibi) yetimleri nasıl koruyacağımıza dair bize ölçüler veriyor.
Evet. Ben incelemelerim sonunda nasıl anladığımı yazdım.
Şimdi umarım din adamlarımız da bize ayeti asla nasıl anlamamız gerektiği hususunda bir açıklık getirirler…

Güncelleme (16.03.2015)
Bu yazıyı bugün yazmış olsam, Nisa 4’ün başındaki “yetama” kelimesini anlamak için yukarıda paylaşmış olduğum “Elmalılı Hamdi Yazır”a ait “kocasından yalnız kalan kadınlara da yetim denilir” bilgisinin sağlamasını Kurandan bulmadan bu bilgiyi paylaşmazdım. Çünkü bir meseleyi anlamak için Kurandan bir delilini bulmadan dışarıdan bir bilgi getirip bunu anlamın üstüne giydirmek bugün itibari ile bana çelişkili bir tutum olarak gözüküyor.

Zaten bugün itibari ile ayetin bu kısmını anlamak için böyle bir arayışa gerek duymuyorum. Zira o gün anlamadığım bir hususu bugün anlıyorum:

Nisa 3:  Yetimlere (YETAMA)  mallarını verin ve iyisinin yerine kötüsünü koyup değiştirmeyin ve onların mallarını, kendi mallarınıza katıp yemeyin; çünkü bu, pek büyük bir suçtur.

NİSA 4: Yetimler (YETAMA) hakkında adaletli davranamamaktan korkuyorsanız uygun gördüğünüz kadınlarla………..

Bir önceki ayetin bağlamında Nisa 4’ün başında YETİMLER’den bahsedilmeye devam ediliyor. Zaten ayetin devamında “nikahlanın kadınlarla” ifadesi var. Yetimler ile nikahlanmak söz konusu bile değil. Ben yazmaya utanıyorum; bunu çevirilere hiç düşünmeden koymaya utanmamışlar!

Ayetin devamındaki “çok eşle evlilik” konusunda başka bir yazı yazmayı planlıyorum inşallah.

.

Bu konuda güzel bir yazı için

Share

6 thoughts on “İslam’da yetim kızlar ve cariyeler ile evlilik…

  1. incelemelerinizin her birini daha inceleyemesem de esaslı bir usul hatanız var gibi gözüküyor: ayetler meallendirilirken sadece iç tutarlılık aranıyor ve çağa göre en kabullenilebilir meal seçiliyor, kuranın indiği dönemdeki tarihsel dilimle(ilk muhatapile) tutarlılığa da bakılmalı “meal seçimi” yapılırken.
    “sağ elinizin sahip oldukları”ibaresi indiği zaman ne anlaşılıyordu? “nikahlı eş” mi savaş esiri mi?sizin de atıfda bulunduğunuz elmalı bu konuda der ki: “yemin esasen sağ el olduğundan milki yemininiz demek ellerinizle meşru surette bihakkın kazandığınız milkleriniz demektir ki daha çok köle ve cariyeler hakkında istimal olunur.” bunların eşlerin dışında ikinci bir kategori olduğunu “eşleri ve sağ elleri altında bulunanlar”(33/50)ayetinden anlıyoruz.bunlar kimlerdir?ahzab 50.ayetten bunların savaş esirleri arasından sağ elinin altında bulunan kimseler olduğunu anlıyoruz.(mustafa islamoğlu meali,4/24 dipnotu) üstelik hz.aişenin açıklamasına göre mal sahibi yetim kızların velilerinin malları için onlarla evlenmek istemelerine fakat vermeleri gereken mehri de vermek istemediklerine dair buhari ve müslimde de bilgiler mevcut…(mustafa islamoğlu meali,4/3 dipnotu)

  2. sevgili rafet,

    Öncelikle yorumun için teşekkür ederim.

    Bir konuda yanlış anlaşıldığımı düşünüyorum. Ben mealler arasında bir tercih yapmıyorum, sadece Arapça bilmediğim için mealler arası farklılıklar benim en büyük yardımcım oluyor.

    “ma-meleket-eymanukum-un-kapsamı üzerine” başlıklı yazımı okursanız takip ettiğim metodolojiyi daha iyi anlayacaksınız sanırım.

  3. 4/3de gözden kaçan bazı noktalar var sanırım,
    1.”ma meleket eyman” ifadesi(gönül rızasını ifade edebilir bilmiyorum)
    2.”nikahlayın”demek bir topluma itaf ediliyor.yani evlenecek kişi,onu büyüten kişi değil,bu kuranı muhatap alan kişiler,yani toplum.

    5. Çok eşlilik vardır yoktur diyemem fakat,
    Biz sadece günümüz koşullarında bunun uygun veya etik olmadığını düşünerek tefsir yapıyoruz sanırım.

    Allah çokeşliliğe izin vermişse dahi,
    İllaki böyle olacak demiyor.(adil olmaktan korkarsanız bir tane) diyor.
    Bu durum günümüzde belki tuhaf gelebilir fakat savaşın olduğu zamanları düşünün.
    Tarihte öyle zorlu savaşlar yaşandı ki erkek nüfus çok azaldığı zaman evlenemeyen kadınların çaresiz kalması daha mı uygun olurdu.

    Şimdi bir an 300- 500 yıl öncesine gidelim.
    Savaş çıkmış.köyde genç nüfus askere gitmiş.zorlu yllar.

    İnsanlar babalarını,kardeşlerini kaybetmiş.

    Şimdi ayete bakalım.
    1. Yetimlere adil olmaktan korkarsanız
    (yetimlere toplum olarak sahip çıkamadığınız, onların zor durumda kaldığı zaman diye daha geniş çerçevede düşünebilir miyiz bilmiyorum)

    2.”ma meleket eyman” ( burda bir gönül rızalığı var sanırsam)(belki evdeki eşin rızası ve evlenecek kızın/kadının rızası)

    Elbette normal şartlarda bir kadın ikinci,üçüncü eş olmak istemez.

    Fakat,evlenecek kimse kalmayınca,
    dahası evde babasını veya kocasını kaybetmiş,YETİM kalmışsa buna razı gelmez mi.
    Mutlu bir yuva,kucağına çocuğunu almak istemez mi.
    Veya babasız kalan çocuklarının baba sevgisine kavuşmasını istemez mi.

    (ayrıca nüfusun tekrar artması için bu gerekli değilmidir)

    Burda keyfilik değil,bir zaruriyet var sanki.
    Ayette çok eşlilik ifadesinin yetim ifadesiyle birlikte gelmesi bu yüzden olabilir belki.

    Şimdi çok eşliliği mi savunuyorsun demeyin lütfen.bu zaruriyet durumunu ifade ediyor gibi.
    Ayeti analiz etmeye çalışıyorum.

    Elbette en Doğrusunu allah bilir.

    1. Sizi çok eşliliği savunmaktan korkar duruma getiren Batı’nın ahlakını (evet doğru sözcük bu, ahlakını) benimsemiş ama kendi kültürüne, geçmişine ve dolayısıyla yeryüzüne yabancılaşmış olan okur-yazar kesimin basın-yayın ve politika yoluyla yarattığı baskıdır. Biraz bilimsel kaynakları karıştırmayı bilseniz, tek eşlilik geleneğinin çok yeni ve ender bir şey olduğunu göreceksiniz. Binlerce bağımsız insan toplumu var ve bunların herbirinin kendi kültürü, yaşayış biçimi var. Gözümüz Batı’dan, yani egemen kültürden başkasını görmediği için bu çokluğun, türlülüğün farkında değiliz (49:13’ü çiğniyoruz). Batı’nın kendisine benzemeyeni aşağılama alışkanlığı çok köklü; Roma’ya, Yunan’a dayanıyor. Yani kendileri gibi yaşamayanı (örneğimizde çokeşli kültürleri) hayvan yerine koyuyorlar. Yaşamanın tek geçerli biçimini içine doğduğumuz ortam ve bize öğretilen doğrular sanıyoruz. Sözgelimi faizsiz bir düzen düşünemiyor olmamız bile bu anlamda gözümüzün körlüğünü gösteriyor. Aynı biçimde çokeşli bir yaşam düşünemiyoruz çünkü olanaklı olan, elimizden gelen tek yaşam biçiminin bu olduğuna inandırılmışız. Ve olanaklı olan tek yaşam biçimi sandığımız bu yaşam, çok kısa süreler (savaşsız yıllar, çünkü savaşta erkekler ölür, dul kadınlar çoğalır) ve çok özel koşullar (ucuz petrol ve bol doğal kaynağın sağladığı refah) için geçerli olan kırılgan bir durumdur. Bilimsel kaynaklara daldıkça bu körlükten kurtuluyorum. Çokeşliliğin bu gezegende ne kadar yaygın olduğunu ve tarihte baskın kültür olduğunu öğrenebileceğiniz bir kaç kaynak:
      Kültürlerin ezici çoğunluğu çokeşli: Murdock, G.P. & Wilson, S.F. 1972. Settlement patterns and community organization: cross-cultural codes 3. Ethnology 11: 254–295.
      Tek eşlilik çok yeni: Dupanloup, I., Pereira, L., Bertorelle, G. et al., A Recent Shift from Polygyny to Monogamy in Humans Is Suggested by the Analysis of Worldwide Y-Chromosome Diversity, Journal of Molecular Evolution July 2003, Volume 57, Issue 1, pp 85–97.
      Erkeklerin ancak azınlığı çokeşlilik için gerekli yeteneğe ve kaynağa sahip oluyor, tıpkı Kuran’da görüldüğü gibi: White, D.R. 1988. Rethinking polygyny: co-wives, codes, and cultural systems. Curr. Anthropol. 29: 529–572.
      “çokkarılılık, üreme hücreleriyle üreyen türlerde varsayılan, en olası çiftleşme düzenidir. Erkek-dişi görüngüsü -erkek ve dişi arasındaki farkların devamlı bir örüntüsü- doğada her yere yayılmıştır. […] yukarıda ana çizgileriyle belirtilen nedenlerden ötürü çoğu ekolojik koşul altında çokkarılılık çoğu türün erkekleri tarafından kovalanacaktır. insanlar istisna değildir: farklı evlilik düzenlerinin yaygınlığıyla ilgili geniş veri, murdock’s ethnographic atlas 1967, atlas of world cultures 1981, ve murdock and white’s standard cross-cultural sample 1969 içinde bulunabilir. bu kaynaklar toplumların %83’ünün çokkarılı, hemen hiçbirinin (%0.05) çokkocalı, ve ‘tekeşli’ diye anılanların çoğunlukla ‘tekeşli veya hafif çokeşli’, yani genetik olarak çokeşli olduğunu bildiriyor.” Bobbi S. Low, Ecological and socio-cultural impacts on mating and marriage systems, Oxford Handbook of Evolutionary Psychology ed. Robin Dunbar, Louise Barrett, 2007, s453.
      “antropolojik kayıttaki toplumların yaklaşık %85’i erkeklerin çok karıyla evlenmesine izin verir. […] tarımın ortaya çıkışından sonra insan toplumları büyüdükçe, karmaşıklaştıkça ve eşitsizlik arttıkça çokeşlilik düzeyleri yükseldi, en erken imparatorlukların kocaman haremler inşa ettiği aşırılıklar görüldü. ne var ki bugün, mutlak varsıllık düzeyleri arasındaki farklar tarihte görülmemiş boyutlara ulaşmışken, tekeşli evlilik hem ahlaki hem yasal olarak zorlanıyor /uygulanıyor. modern evliliği oluşturan kural ve kurumlar paketinin kökeni eski yunan ve romada bulunabilirken, bu tuhaf/olağandışı evlilik düzeninin yeryüzüne yayılması yalnızca yakın yüzyıllarda, başka toplumlar batıya benzenmeye çalıştıkça gerçekleşti.” Henrich J, Boyd R, Richerson PJ. 2012. The puzzle of monogamous marriage. Philos Trans R Soc B 367:657–669.

  4. 4/3de gözden kaçan bazı noktalar var
    sanırım,
    1.”me tabe leküm” ifadesi(gönül rızasını ifade edebilir bilmiyorum)
    2.”nikahlayın”demek bir topluma itaf ediliyor.yani evlenecek kişi,onu büyüten kişi değil,bu kuranı muhatap alan kişiler,yani toplum.

    5. Çok eşlilik vardır yoktur diyemem fakat,
    Biz sadece günümüz koşullarında bunun uygun veya etik olmadığını düşünerek tefsir yapıyoruz sanırım.

    Allah çokeşliliğe izin vermişse dahi,
    İllaki böyle olacak demiyor.(adil olmaktan korkarsanız bir tane) diyor.
    Bu durum günümüzde belki tuhaf gelebilir fakat savaşın olduğu zamanları düşünün.
    Tarihte öyle zorlu savaşlar yaşandı ki erkek nüfus çok azaldığı zaman evlenemeyen kadınların çaresiz kalması daha mı uygun olurdu.

    Şimdi bir an 300- 500 yıl öncesine gidelim.
    Savaş çıkmış.köyde genç nüfus askere gitmiş.zorlu yllar.

    İnsanlar babalarını,kardeşlerini kaybetmiş.

    Şimdi ayete bakalım.
    1. Yetimlere adil olmaktan korkarsanız
    (yetimlere toplum olarak sahip çıkamadığınız, onların zor durumda kaldığı zaman diye daha geniş çerçevede düşünebilir miyiz bilmiyorum)

    2.”me tabe leküm” ( burda bir gönül rızalığı var sanırsam)(belki evdeki eşin rızası ve evlenecek kızın/kadının rızası)

    Elbette normal şartlarda bir kadın ikinci,üçüncü eş olmak istemez.

    Fakat,evlenecek kimse kalmayınca,
    dahası evde babasını veya kocasını kaybetmiş,YETİM kalmışsa buna razı gelmez mi.
    Mutlu bir yuva,kucağına çocuğunu almak istemez mi.
    Veya babasız kalan çocuklarının baba sevgisine kavuşmasını istemez mi.

    (ayrıca nüfusun tekrar artması için bu gerekli değilmidir)

    Burda keyfilik değil,bir zaruriyet var sanki.
    Ayette çok eşlilik ifadesinin yetim ifadesiyle birlikte gelmesi bu yüzden olabilir belki.

    Şimdi çok eşliliği mi savunuyorsun demeyin lütfen.bu zaruriyet durumunu ifade ediyor gibi.
    Ayeti analiz etmeye çalışıyorum.

    Elbette en Doğrusunu allah bilir.
    (sayın editör bir önceki mesajımı düzeltip yazdım.doğru mesajım budur.
    Önceki mesajımı silebilirsiniz)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir