Site Overlay

vemâ meleket eymânukum…

Türkçe çevirilerde yaklaşık 15 kez geçen “cariye” kelimesinin izini sürmeye devam ediyorum. Bu yazıda Nisa Suresi 36. ayet ve Müminun Suresi 6. ayeti inceleyeceğim. Konuyu Me’aric 30 ile bitireceğiz.

Öncelikle 4/36 :

NİSA 36. Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya,ellerinizin altında bulunanlar (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez. (Diyanet Vakfı Çevirisi)

 

NİSA 36. Yalnız Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi şerik yapmayın. Anneye, babaya, akrabalara, yetimlere, fakirlere, yakın komşulara, uzak komşulara, yol arkadaşına, garip ve yolculara, ellerinizin altındaki (köle, cariye, hizmetçi, işçi) lere de güzel muamele edin. Bilin ki Allah kendini beğenen ve övünüp duran kimseleri sevmez. (Suat Yıldırım çevirisi)

 

NİSA 36.Allah’a ibadet edin ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.

 

 

Önceki yazılarda Kur’an’da cariye kelimesinin hiç geçmediğini, çevirmenlerin “yeminlerinizin/anlaşmalarınızın hak sahibi olduklarına” ya da “sağ ellerinizin malik olduklarına” şeklinde çevirmek yerine büyük ekseriyetle buna “cariye” anlamı yüklediklerini belirtmiştim.

 

Peki hiç düşündünüz mü, Allah neden hiç bir zaman doğrudan “cariye” diye bir kelime kullanmamış da vemâ meleket eymânukum demiş olabilir? Peki neden Allah’ın hiç kullanmadığı bir kelime olan “cariye” kelimesi ısrarla ekseri çevirmenler tarafından kullanmış?

Hemen 23. Sureye bir bakalım:


 

MÜMİNUN 1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir;

MÜMİNUN 2. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler;

MÜMİNUN 3. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;

MÜMİNUN 4. Onlar ki, zekâtı verirler;

MÜMİNUN 5. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar;

MÜMİNUN 6. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir. (İllâ ‘alâ ezvâcihim evmâ meleket eymânuhum fe-innehum ġayru melûmîn)


 
Ayet kimlerden bahsediyor? Müminlerden… Erkek veya dişi ayrımı var mı? Yok.. Devamında kimden bahsediyor, yine müminlerden.. Tabi bazı çevirmenlere göre bu 6. ayette son buluyor, Allah’ın bu ayette sadece erkeklerden bahsetmiş olabileceğini düşünmüşler ki, onlar sadece eşleri ve cariyeleriyle istedikleri gibi cinsel ilişkiye girebilirler gibi bir anlam vermişler… Peki ayet 1,2,3,4,5 de olduğu gibi erkek veya kadın ayrımı yapmaksızın yine müminlerden bahsetmeye devam ediyorsa ne olacak? O zaman kadınlar da erkek köleleriyle istedikleri kadar cinsel ilişkiye girebilir gibi bir anlam çıkacak…

Edit 24.04.2014: Ayette geçen “eymânuhum” ifadesine göre hitap erkekleredir diyecekler için güzel bir yazı : Link

Tekrar tekrar ifade ettiğim gibi Arapça bilmiyorum ama orjinalinden Kuran okumasını biliyorum ve kelimeleri, harfleri tanıyorum.. Çevirilerde “İllâ ‘alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe-innehum ġayru melûmîn” da kırmızıya boyadığım bağlaç “yahut”/”veya” olarak anlamlandırılmış.

Ancak zevceleri veya sağ ellerinin mâlik olduğu cariyeleri müstesna. Çünkü onlar, (bu halde) kınanılmış değildirler. (Ömer Nasuhi Bilmen çevirisi)
Hemen telefon açtım, Arapça bilen ilahiyat mezunu birisine, konudanhiç behsetmeden genel olarak sordum:

-Ya bu Arapça’da “ev” ifadesi veya’dan başka anlamlara gelebilir mi?

-Tabi, kullanılan fiile, cümlenin gelişine göre değişik anlamlar verdiği de oluyor

-Teşekkür ederim.

Sonra bir çeviri gördüm ki, şükür dedim en azından benim düşündüğüm gibi çeviren birisi de varmış dedim.

Eşleri -yani, (evlilik yoluyla) meşru olarak sahip oldukları insanlar- dışında (kimsede arzularına doyum aramazlar): çünkü onlar (eşleriyle olan ilişkilerinden dolayı) kınanmazlar (Muhammet Esed çevirisi)

4/36 ‘ya geri dönelim:

Ayette iyi davranacaklarımız arasında ana-baba, akraba, yetimler, yoksullar, yakın komşu, uzak komşu, yakın arkadaş, yolcu… sayılmış da aaa eşimiz ve çocuklarımız unutulmuş. Sakın “vemâ meleket eymânukum” onlar olmasın? Yok canıım cariyedir onlar cariye…

O zaman 23/6 öncesi ayetlerde bariz bir şekilde hem kadın hem erkeklerden bahsedildiğine göre…. Birisini tercih ediniz: Ya kadınlar da erkek kölelerle istediği kadar ilişkiye girecek ya da nihaklı/sözleşmeli eşimiz dışında kimseyle cinsel ilişkiye girmeyeceğiz…

Sonuç olarak “vemâ meleket eymânukum” ifadesinin motomot bir kelimeye izafe edilecek şekilde çevrilemeyeceğini ve bir sözleşme-akit-yemin durumu altında olma durumunu ifade ettiğini, bunun bütünsel mantık içerisinde çelişkisiz bir şekilde ele alındıktan sonra, kurulan o mantığın dışına çıkmamak kaydıyla, ayeti kendi özeli içinde çevirmek gerektiğini anlamış bulunuyorum. Yani duruma göre  “vemâ meleket eymânukum” kişinin nikahlı eşi, ailesi, evinde kalan bir misafir, evdeki sözleşmeli çalışan, eski zamanlarda savaş esiri olarak alınmış kişi ya da köleliğin kalkmadığı zamanlarda hakikaten kadın veya erkek köle olabiliyor. Ama “vemâ meleket eymânukum”ü kendisiyle özgürce cinsel ilişkiye girilebilecek kadın köle olarak çevirmek bu bütünsel mantıkta “asla” yapılamayacak olanı…

23/6 ile birebir aynı olan bir ayet daha var : Mearic 30..

Şu tabloya dikkat buyurun: Yorum sizin…

 

Mü’minûn / 6  Me’âric / 30
İllâ ‘alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe-innehum ġayru melûmîn İllâ ‘alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe-innehum ġayru melûmîn
Yaşar Nuri Öztürk Eşleri yahut akitleri aracılığıyla sahip bulundukları müstesnadır. Bu durumda kınanmış değillerdir onlar. Ancak onlar, eşleriyle, akitlerinin sahip olduğu şeyler konusunda kınanamazlar.
Abdullah Parlıyan Ancak eşleri ve sahip olduğu cariyeler hariç, bunlarla olan ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. Ancak eşleri yani nikah yoluyla ve meşru şekilde sahip olduğu ayrı… O zaman onlar kınanmazlar.

 

6 thoughts on “vemâ meleket eymânukum…

  1. osman sayar says:

    belki tüm yorumlarınız konuşulabilir ama uslubunuz çirkin bu meseleler hafife alıp alaylı bir uslupla tartışılacak meseleler değildir müslüman olmayan bir kişi dahi şunu düşünmeli üzerinde konuştuğum konular milyonlarca insanın uğruna seve seve can verceği inancı dır
    içerik konusunda ise bir araştırma yapmaya şu anda vaktim yok ama yüzeysel bakarak bile içerdiği tezatları farkedilebilir
    mesela bir bağlaç konusunda farklı anlamlara gelirmi diye araştırmışsın ama cariye
    “eymenuhum” “melumin” gibi kelimelerin başka anlamlara gelebileceğini araştırmamışsın
    arapça öyle türkçe gibi bir kelimenin sadece müstakil anlamı olmakla kalmaz kendisinden önce gelen veya sonra gelen kelimelerle anlamı değişen yapıya sahiptir
    ayrıca bir ayetten mana çıkarmak için çeşitli ilim dallarında ihtisas gereklidir mesela:
    http://www.ihvanlar.net/2011/10/15/kuran-i-tefsir-edebilmek-icin-gereken-15-ilim-dali/
    en az 15 ilim dalı lazımdır bunların biri dahi eksik olsa yanlış yola sapılır bunlar bir arabanın parçaları gibi birisi dahi olmasa araba çalışmaz…

  2. Ramazan Yılmaz says:

    Neden olanı, olmadığı şekilde anlamak ve anlatmak için bu kadar zorluyorsunuz?… Sizin anladığınız bu ise, öyle anlamaya devam edin… Ama sizin gibi anlamayanlara laubali, ciddiyetten uzak, dalgacı bir üslupla yaklaşmayın… Bir bağlaca gösterdiğiniz özeni, diğer anlamını zorlama değiştirmye çalıştığınız kelimelere de gösterseydiniz belki saygı duyulacak bir iş yapmış olabilirdiniz… Ama, Arapçayı ana dili gibi bilenler, tarihi konulara vakıf kimseler, Peygamberimizin açıklamalarını iyi bilenler varken, sizin bu konuda ahkam kesmeniz tek kelimeyle, arsızlıktır… Haddinizi bilmek size daha çok yakışır inancındayım…

    1. kuranincelemesi says:

      “Arapçayı iyi bilenler” dediğiniz an orada dururum. Keşke Arapça’yı iyi bilenler Kuran’ı Kuran metnine bağlı kalarak ve samimice anlamaya çabalasalardı da ben ve benim gibiler de sizin tabirinizle “arsızlık” yapmak zorunda kalmasaydık. Sanırım iş “tarihi iyi bilenler, peygamberimizin açıklamalırını iyi bilenler” deyince karışıyor; dogmalaşıyor, nefsanileşiyor. Bir ilahihat doçentine soruyorum: “Peygamberimiz kendisine kaç yıl vahiy gelecek bilmiyor; nasıl vahyin önüne geçip şunuyemek haramdır desin?” Cevap şu: İnsanlar soruyorsa demek zorunda, gerektiğinde Tevrat’a bakıp söylüyordu. İyi de diyorum haydi söylediğinizdeki mantıksızlığı bir an için görmeyelim ama Kuran onun için “ümmi” diyor yani başka Kitaplara vakıf olmayan…. “Yooo o okuma yazma bilmeyen demek…” İyi de diyorum istediğiniz dil bilimcisine gösterin Kuran metnine bağlı kalırsak ümmi kelimesi Kuranda net olarak bu şekilde tanımlanmış… … Yani kim kiminle dalga geçiyor; kimler dinini oyun ve eğlence konusu yapıyor gerçekten tartışmalı… Haddimi biliyorum… Akıl, mantık, ilim, dilbilgisi vs… kurallarından sapmadan bu Kitab’ı inceleyenlere boynum kıldan ince…

    2. Ülkede eğitim çöktü. Eğitim bilimine vakıf kimselere bakalım. Hukuk çöktü. Hukuka vakıf proflara bakalım. Ekonomi çöküşte, her an hazinenin ayakları havaya gelebilir. İktisatçılara bakalım. Cebimde paramla sağlıklı yiyecek alamıyorum. Diyetisyenlere, Tarım Bakanlığına bakalım. Herkes hasta, kanarya gibi ölüyoruz. Doktorlar konuya vakıftır, onlara bakalım. Tarihi silip baştan yazıyorlar, meğer Türkler ne rezil, ne suçlu bir milletmiş. Tarihimizi ana dili gibi bilenlere bakalım. Bunlar susuyorlarsa biz de arsızlık etmeyip susalım. Peki.

  3. Dilara Taşdemir says:

    Haddinibilen’e ve diğerlerine cevap:
    Şundan eminim ki hiçbirimizin Tevrat veya İncil hakkında rahip ve hahamlar kadar bilgisi yok ama nasıl da kitaplarının değiştirildiğini veya saçmaladığını iddia ediyoruz.Demek ki ezbere bilgiler tek başına yeterli olmuyormuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir