Kuran’da beyin kelimesi geçmez mi?

İddia şu :

Hac 46:  (Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur.

“Kuran’da kalp kelimesi düşünme organı olarak vurgulanmıştır. Çünkü eski insanlar “beyin” denilen organın işlevlerini bilmiyorlardı. Bu yüzden düşünme organını “kalp” sanıyorlardı. Kuran insan sözü olduğu için düşünme organının “kalp” olduğunu varsaymıştır. Bu yüzden duygular ve düşünceler hep kalp organına yüklenmiştir. Dolayısı ile ilgili tüm ayetler bilimdışıdır.”

Cevap:

Bu iddianın sahipleri öncelikle Kuranda geçen “kalp” kelimesinin vücuda kan pompalayan organ olarak geçtiğini ispatlamalılar.

“İnsan vücudunda bir et parçası vardır o düzelirse bütün vücut düzelir, o bozuk olduğunda bütün vücut ifsat olur,İyi bilin ki, işte o et parçası kalptir” (Buhârî, İmân, 39; Müslim,Musâkât, 107)

Yukarıdaki satırlar Buhari’de ve Müslim’de geçen bir hadis. Biliyorsunuz hadisler rivayet edilerek kitaplaştırıldığı için Peygamberimizin ağzından tıpatıp bu şekilde mi çıktı emin olamayız. (05.07.2015 edit : Hatta Resulullah’a mı ait ondan bile emin olamayız, hadis demek Resulullah’a isnad edilen sözler demektir) Ama sonuç olarak bu bir insan sözü. İşte biz Kuran’da “kalp” ten bu şekilde “et parçası” şeklinde bir kullanımda bulunulduğuna şahit olamayız.

Bu konuda pek çok şey söylenebilir. Fakat ben kestirmeden, Kuran’da geçen “kalp” kelimesinin “organ olan kalp” olmadığını yine Kuran’dan ispatlamayı denemek istiyorum:


Öncelikle şu cümle üzerinde biraz kafa yoralım:

Ayşe çay ve kek ………………..

Yukarıdaki cümleyi “yedi” veya “içti” kelimeleri ile tamamlarsak bir anlatım bozukluğuna sebep olur.

Ancak kullanma ihtimalimiz olan “yedi” ve “içti” kelimelerinin yerini tutabilecek bir üst kavram bulabilirsek hem vermek istediğimiz anlamı veririz hem de anlatım bozukluğuna sebep olamayız.

Ayşe çay ve kek  TÜKETTİ.


Şimdi de aşağıdaki mantık problemi üzerinde biraz çalışalım:

A bir robottur.

A algılar.

B bir robot değildir.

B algılar.

Yukarıdaki bilgilere göre aşağıdaki cümlede boşluk kısmına gelebilecek kelimenin kullanımı  için aşağıdakilerden hangisi ya da hangileri kesin doğrudur? (sorunun birden fazla doğru cevabı olabilir)

“A ile B ………………………..’leri/ları ile algılarlar.”

I-    B’nin ne olduğundan kesin emin olmalıyız.

II-   A’nın ve B’nin algılama organlarının ne olduğunu bilmeliyiz.

III- A’nın algılama organının ne olduğunu bilmeliyiz.

IV- Boşluktaki yerde hem A’nın hem de B’nin algılama kabiliyetini sekteye uğratmayacak başka bir kavram kullanabiliriz.

V- A ve B’nin algılama organları aynı ise  boşluğa yazılabilir.


Şimdi tek tek şıkları inceleyelim:

I) B’nin ne olduğundan kesin emin olmalıyız.

Eğer B’in ne olduğundan kesin eminsek bu bizim için çözüm oluyor mu bakalım:

Burada B’nin ne olduğunu bildiğimizde onun algılama organını da bildiğimizi varsayıyoruz. Şimdi bu şıkkı test edelim bakalım bizi kesin doğruya götürüyor mu?

Diyelim ki insan burnu ile algılar…

“Robot ve insan BURNU ile algılar.”

Bakın olmadı… Çünkü buraya BURUN kelimesini koyarsak robotun da insan gibi bir buruna sahip olduğunu varsaymış oluruz…

II-   A’nın ve B’nin algılama organlarının ne olduğunu bilmeliyiz.

Test edelim.

B insan ve algılama organı burun.

A bir robot ve algılama organı sensör.

 

Şimdi iki farklı organı aynı cümle içerisinde kullanamayacağımıza göre ve soru bize “ve” bağlacı ile iki ayrı kelimeyi yan yana koyma hakkı tanımadığına göre bu şık da kesin doğru olmamış oluyor.

 

III- A’nın algılama organının ne olduğunu bilmeliyiz.

Yukarıdaki şıklara uyguladığımız mantık bu şık için de geçerlidir, dolayısı ile bu şıkkı da eliyoruz.

IV- Boşluktaki yerde hem A’nın hem de B’nin algılama kabiliyetini sekteye uğratmayacak başka bir kavram kullanabiliriz.

A sensörü ile B ise Burnu ile algılar dedik. Peki bu iki kavramı kullanmasak da bu iki kelimeyi içerisine alacak bir üst kavram kullansak nasıl olur, bakalım.

Robot ve insan ORGAN ları ile algılar.

Sensör= Robottaki algılama organı

Burun= İnsandaki algılama organı

 

Eğer A ve B ayrı ayrı algılama işini ne ile yapıyorlarsa, bu iki “şey”i içine alacak  ortak bir kavram bulmayı başardığımız her durumda bu şık kesin doğrudur.

 

V-  A ve B’nin algılama organları aynı ise  boşluğa yazılabilir.

Bu şık da her halükarda doğrudur.

Fakat burada ince bir nokta var. Şu cümleyi inceleyelim:

“İnsan ve robot beyinleri ile algılar”

Bu cümle için cevap IV mü geçerlidir yoksa cevap V mi?

İlk bakışta cevap V geçerli gibi gözükse de, aslında biz burada cevap IV’ün sınırları içerisindeyizdir. Cümleyi çözümlersek burada insanın algılama organının “beyin” olduğunu çıkarırız fakat buradan robotun da bir beyine sahip olduğunu çıkaramayız. Daha doğrusu bu çıkarımı yaparsak bilmeden hataya düşmüş oluruz. Çünkü biz makineler için de “beyin” kelimesini kullansak da ( kullanışta : bu cihazın beyni arızalanmış değişmesi lazım gibi) bu kelime aslında kullanımdan dolayı ortak bir üst kelime konumundadır. yani cevap IV’ün sınırları içerisindeyizdir.

Sonuç olarak sorumuzun iki doğru cevabı bulunmaktadır. IV ve V…

Umarım örneğimi yeterince detaylı olarak ve mantık hatasına düşmeden ortaya koyabilmişimdir.

Şimdi bir ayet paylaşmak istiyorum:


Araf 179:

Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.

Ayetten alacağımız cümle:

İnsanlar ve cinlerin kalbi vardır.

Yukarıdaki mantık problemlerinden edindiğimiz mantığı uygulamanın tam sırası.

İnsan = Topraktan yaratılmış, kanı vücuda pompalamakla görevli et parçası olan bir kalp organına sahip

Cin= Ateşsiz dumandan yaratılmış. Nasıl bir vücut yapısı var bilmiyoruz.

Hatırlayalım:

“İnsan ve robot beyinleri ile algılar”

Bu örnekte “beyin” kelimesinin kullanılmış olması bu iki algılama organının aynı olduğunu göstermiyor ve aslında bir üst kavram olduğunu ifade ediyor idiyse,

Kuran’da insan-cin ve kalp kelimelerinin aynı cümle içerisinde kullanılmış olmasının sebebinin bize Kuran’da “kalp” kelimesinin “organ olan kalp” olarak değil bir üst kavram olarak verildiğini düşünüyorum.

Dolayısı ile “kalp ile düşünmek” ten kasıt organ olan kalp ile düşünmek değil, insanın cismani olmayan bir yönüne atıf olarak kullanıldığını düşünüyorum.

Aslında “beyin” kelimesi kullanılmış olsa idi bile burada aynı durum geçerli olmuş olacaktı.

Tartışmaya gayret gösterdiğim tüm argümanlar üzerinde hep beraber kafa yormak dileği ile…


Not:

Yorum kısmında “tartışmayı” faydalı bulmuyorum. Konu ile ilgili tartışmak için f

Share

28 thoughts on “Kuran’da beyin kelimesi geçmez mi?

  1. Kuranda Beyin kelimesi gecseydi o donemde yasayan halk beynin nasil bir organ oldugunu sorgulayacakdi.yani henuz yeteneklerini vucuddaki gorevini kavrayamadiklari bir organla yuzleseceklerdi.kuran televizyondan cep telefonundan radyodan internetten acikca nicin bahsetmemisse beyindende ayni nedenle bahsetmemis olabilir.televizyondan bahsetmemesinin nedenlerinden biriside insan emegine ve zekasina verilen degerdir diye dusunuyorum.televizyon asirlar suren bir bilgi birikiminin calismanin urunudur.beynin kesvide ayni surecin sonucudur.yuce Allah kullarinin hazira konmasini calismamasini arzu etmez.belki en buyuk nedenide dunyanin bir imtihan olusudur.beyinden bahsedilmesi gokyuzune kelime i tevhidi yazmak gibi olacakti.

    1. 45 – Nice memleketler vardı ki, zulüm yaparlarken biz onları yok ettik. Artık damları çökmüş, duvarları üzerine yıkılmıştır. (Geride) Nice terkedilmiş kuyularla bomboş kalmış yüksek saraylar (bırakılmıştır.)

      46 – Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur.

      Hayvanlar iyi ve kötüyü ayırt edemez.Yıllarca sahibinin beslediği bir hayvan, sahibine zarar verebilir.Ama en kötü bir insan dahi yaptığının kötü olduğunu bilir ama nefsine yenilerek onu yapar.İşte iyi ve kötüyü ayırt etme, kalpte yaşayan insani ruha has bir özelliktir.Bu ruh ebediyete kadar yaşar.Bilim onu bilinç altı olarak isimlendiriyor.

  2. Ayrica o yillarda arapcada beyin denen bir kelime varmiydi ki .yukardaki yorumlarim benim sahsi dusuncelerimdir.yanlisda dusunmus olabilirim Allah beni affetsin.ayrica sacmalamisda olabilirim kusura bakmayin.

  3. çok zeki bizim insanımız. beyin ve beyyineh aynı kökten. böyle bikaç yazı daha gördüm. beyin muhakeme yapan demektir ve haliyle beyin organının adıdır. inancımızda beyne değil kalbe doğan bilgiler vardır. kalbin mühürlenmesi ise artık kalbe Allah dan veya meleklerden bir bilgi gelmemesidir. inancımızca nefsimiz de bir vücuddur ruhumuzda. nefsimiz canımız değildir. bütün vücudlarımız esas vücudumuza yani ruhumuza bağlıdır. cinni göremediğimiz gibi canımızı nefsimizi ve ruhumuzu da göremeyiz. bu hiç kimsenin görmediği veya göremediği gibi bir durumu ifade etmez. misal berzah alemi biz uyuyunca gittiğimiz değil uyuyunca görünen vücudu geride bırakarak gidebildiğimiz alemdir. insanlar genelde kalbleri ölülerden oluşur. manası ne geleni bilir ne gideni. her organın gözü kulağı ve dili vardır tıpkı ağzımız gibi. gözümüzün gözü açılınca cinleri görebiliriz felan ama hepsi kalp gözü olarak anılır. aslında kalbimizde bir nevi beyindir bu tanımda.

  4. cinler genelde bizim kalbi ölü halimiz gibi iken bize halüsinasyon verebilen ve bize isterse gerçekten görünebilen varlıklardır. farkı misalen Adem as ın oğullarının isyan etmesi gibi (ki etmedi) 1. jenerasyon Allah ı gördü 2. jenerasyon melekleri ve cenneti ama isyan ettiler. zamanla cennetten çıktılar ama melun zamanında yeniden cennete girebildi. bu yükseliş meleklerin talebi üzerine oldu. ama Allah kendi rızasıyla Adem as a tecelli etti ve misal tayyi zaman ve tayyi mekan veya öğrenmeden bilme gibi özelliklerini yansıttı. bu organ nusrettir. doğrudan Allah a açılır, ordan kalbe ulaştırılır ve başka hiçbirşey nusrete mudahil değildir. ileri derece şeytanlar yalnızca beyne değil (ki bizim yapabileceklerimizin çok üstünde yetenekleri hariç misal sizide yanına katıp adeta ışınlanabilir her cin) kalbe de müdahil hale gelirler. tıpkı tarikattaki ruhla elde edilebileceği gibi bu nefsle veya bedenimizle veya teknolojiyle bizlerinde yapabileceği şeylerdendir. bu yöntemlerle önce kaybolan özelliklerimizi ki onlarda manevi güçler olarak algılanır (ama katarakt ameliyatı gibidir aslında… sadece manevi sebeplerle kaybettik ve gene öyle kazanıyoruz. inanıyorum tıp 500 sene sonra çözer bu işi) sonra cinlerin sahip olduğu özellikler benzerini sonra onlarında aklını ve kalbini ve sonra daha ötesini de okuyabiliriz. fizik doğa demektir. yani cinler süpernaturel varlıklar veya melek veya tanrı değildirler. büyü veya dua veya tecelli veya haset- nazar vb nefsi güçler bu doğaya müdahil doğaüstü etkenlerdir. yalnız cinniler babalarının hesabını güder ve bizi imansız perişan ve rezil ölüler olana kadar bırakmazlar. mantıksız yanı öldürmezler de. bize oranla mümini bile aman uzak olsunlardır ve çok hayra amel adeta nezle yapar.
    kalb kapıdır. dört kapıdan dört farklı bilgi girer ve bunların farkını ve manasını ayırt eder. tıpkı halüsinasyon gösterebildikleri beyin gibi. ama kalb gözü açıldıkça bu halüsinasyonlar kalkar ve nefsin ve şeytanın ve meleklerin ve Allah ın tasarrufuyla tasarruflanırız.
    sanılanın aksine cinler bize garezlidir. nefs se hayvani ve cehennemliktir. bu hal mutmainken kalkabilir. kişi mümin nefs sahibi olur. nefs rivayet üzere Allah a bile eyvallah etmemiştir ta ki 1000 öbür taraf yılı aç bırakılana kadar. nefsimizin hasedi kalkınca veya başka şeylerle ziyan yerine şifa veren bakışlar elde edilebilir misalen…
    kalbi mühürlenmiş artık iflah olmazlardır. yani şans ister her seferinde ihanet eder. Allah da salak değildir.
    denirki kafirler (özellikle cinler) sizin ümidiniz kalmayana kadar (yani siz ölene kadar) durmazlar. şeytanlar ise siz öldükten sonrada rahat bırakmazlar.
    hiç mi mors kodu gibi seyirmedi gözünüz? hiç mi böbreğiniz ağrımadı? hiç mi ne bu gaz arkadaş demediniz? onlar sizin etinize hayrına mı sirayet edecekti yani!? öldürmemeleri vicdanlarını değil vadeyi kanıtlar ama neyse.
    denir ki bu işlere kendi başınıza girmeyin. ancak tasallutla felan mecbur kalırsanız. herkeste derecesine göre hastalık değil tasallut vardır. öğrenin ama kendinizle alay ettirmeyin. fallen angel ne abi dememişsiniz. ya ben çıt çıksa uyanırım ama evi uzaylılar bastı vücudum kavruldu ben uyandım uyurken hareket eden vücudum kımıldamadı yaa değil mi? hepiniz şahitsiniz ama ahmaksınız o ayrı. yani aynı çukur ama siz hala düşüyorsunuz. dünyaya geldiniz demek doğduğunuz noktadan geri dünyayı terk edemezsiniz demek. bu doğum değil portakalda vitamin yani sperm olduğunuz dönemi kast eder. yani sperm değilseniz bunlara karşı hazırlanmayın emi. yuh! ölücem neredeyse cenazemi de kılmayın. erteleyin bikaç yüzyıl!

  5. Sırf kuranın hatadını kapatmak için kalp kalpmidir et etmidir ben nerdeyim hani insanlik ben kimim? gibi saçmalıklar yapmışsın. Ulan kalp diyor işte kalp. Daha ne uzatiyon? Kalp diyo. Beyinde diyebilirdi kalp diyo. Saçmalığında bu kadarı yani

    1. Selamünaleyküm.
      İmam Gazali, ruhun barınma yerinin kalp olduğunu yazıyor.Kalp, yüzbinlerce k.m uzunluğundaki damarlara tek başına kan pompalayamaz.Ruhun enerjisi de buna yardımcı olur.Kuran, kalp kelimesini kullanarak bilinçaltı dediğimiz ,ruh bilincini tanımlıyor.

    2. Hocam Artık Bütün Veriler Digital Ortamda. Artık evrimleştirilemediğinden durum ancak sündürmeler le kurtarılabiliyor. Son 20 sene diyorum. Ben. Marsta Yaşam bulundu dersek cevap : EEEe alemlerin Rabbi cevaobı. Sündürün sündürün ama biyerden çaaaaat diye kopacak. Mesnevi dinler yokolmak zorunda dır.

  6. Kurandaki bahsedilen kalbin kan kompaladıgini mi kanitlayalim? Laf cambazligina bak. Asil sen kuranda bahsedilen kalbin dusundugunu kanitla. Aslinda beyin demek istiyo demi. Ama Allah’in beyin diyesi yok. Tuh. Beyin dese insanlar birbirini keserdi sorgulardi mala donerdi jiletci olurlardi demi. Ondan kalp diyo.

  7. Cok zorlamışsın be
    hani kuran
    ANLAYASINIZ DİYE APAÇIK İNMİŞTİ.
    kıvır dur.
    kıvrılacak o kadar yer var ki, Kuranda..
    En cok okudugun fatiha suresinde bile !

    5. ayet: “Yalnız sana sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz”
    ayeti.

    Allah kullarına mesaj veriyor Kuranda dimi . Uymamaız için.
    Be kardeş
    Bu cümle Allahın cümlesi mi
    muhammedin mi?
    HE soyle bakalım?
    “yalnız senden yardım isteriz”
    yalnız benden yardım istenir demiyor.
    Bu ayet ALLAHIN sözümü
    İnsanın sözü m?

  8. Kavram karmaşası yaşamış olsanızda. Kalbin birtek görseli (somut olan) vardır. dünyadaki başka hiçbir obje için kalp terimini kullanmayız. Tıpkı diğer organların isminde olduğu gibi. Göz gibi, mide, karaciğer, beyin gibi. Ve hepsinin de işlevleri kesindir, bellidir, ayrıdır. Biri diğerinin işlevini yerine getirmez. Ve günümüzde kalbin işlevinin sadece kanı pompalayıp dolaşımı sağlamak olduğu bilgisi de kesindir. diğer başka organ da kalbin işlevini gerçekleştirmez. Beynimizle sadece düşünmeyiz, aynı zamanda hissederiz. Yalnız vücudun bir senkronu vardır. Bu senkronlar da beynin, komuta ve koordine ettiği sinir-ileti sistemleridir.Sempatik ve parasempatik diye birbirinin zıttı olan bu iki sistem sayesinde, korkuyu, acıyı, sevinci, heyecanı …vs hissederiz. Mesela beynimiz algılanan uyarıları ” tehlikeli” olarak yorumlarsa, Sempatik sistem devreye girer ve kişinin korku, öfke, dehşet, heyecan ve şiddetli ağrı gibi stres yaratan durumlarda, sempatik sinirler kalbin çalışma hızını ve atardamarlardaki kan basıncını (tansiyonunu) artırarak tepki oluşturmasına neden olur. Parasempatik sistemde tam tersi çalışır. Bütün bunlardan haberi olmayan muhammedde sempatik yada parasempatik sistemin verdiği rahatsızlık hissinin sebebini kalp sanmış demek ki, hep kalbinin düşündüğünü hissettiğini iddia etmiş. Bu kadar net iken daha neyin laf salatasını yapıyorsunuz. oraya çekiyorsunuz olmuyor, buraya çekiyorsunuz olmuyor, bir türlü kılıfına uyduramıyorsunuz. yalnızca bir ayet yok çünkü. Onlarca ayet var ve neyi kastettiği, ne sandığı apaçık ortada.
    “Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır.” (Bakara Suresi, 10)
    “Dediler ki: “Bizim kalplerimiz örtülüdür.” Hayır; Allah, inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Bundan dolayı pek azı iman eder”. (Bakara Suresi, 88)
    “İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir. O halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle”. (Nisa Suresi, 63)
    “Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğinizde sizi, kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) anın. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilendir”. (Maide Suresi, 7)
    “Sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran’ vesvesecinin şerrinden”. (Nas Suresi, 4)
    …………vs……..vs uzar gider ve hepside aynı anlamda kullanılmıştır.
    Ayetlerdeki kalp teriminin yerini beyin terimi almalıydı. Çünkü bahsedilen işlevler (vesvese, şüphe, inkar, düşünce, yalan söyleme hastalığı) ancak ve ancak beynin yapabileceği işlevlerdir. Somut yada soyut başka hiçbir terimi kalbin yerine asıl manayı vermek için koyamazsınız.
    Kuran gerçekten ilahi bir kitap olsaydı, vücudun herbir organının işlevini ve görevini bilerek doğru terimleri kullanır ve kusursuz olurdu. Bu kitap sadece arabın (muhammedin) bildiği kadardır. Kusuru bu kadarla da kalmaz, mekkede yazıldığı dönem (mürit toplama dönemi) ve medinedeki dönem(muhammedin krallık dönemi) ayetleri çok fazla çelişkilidir. Mekkede senin dinin sana benim dinim bana diyen muhammet, medinede gücünü arttırınca kafirleri öldürün emri vermiş ve katliyamlara sebep olmuştur.
    Ayrıca muhammedin karılarından ve cinsel hayatından, evine gelen misafirlerden, insanlığa ne? bize ne?
    ( Nahl, 16:75) : ” Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu ? Hamd Allah’a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler”.
    Kölelik için böyle demiş kuran. Hiç böyle ilahi bir vahiy olabilir mi? Yüce yaradan kendi yarattıklarının bir kısmını yüceltip bir kısmını aşağılayabilir mi? kendi yarattığını, yine kendi yarattığına kul yapabilir mi? üstelik köleliği kaldırmak yerine köleliği düzene koyan yasalar getirmiş kuran.
    Kuranın çelişkilerini ve saçmalıklarını yaz yaz bitmez. O yüzden yorumu mu burada kesiyor ve 1400 yıl önceki bir arabın gözünden hayatı yaşamamanızı temenni ediyorum.

    1. hac suresi 46 da zaten tam olarak yaziyor. ‘goyusundeki kalp’ diye.bu kadar basit. kuran zaten kalpin gouste oldugunu soyluyor goyuste olan orqanin insanin dushunen orqani oldugunu zann ediyor.

  9. Bugün aşık olan insan hala duvara “kalp” işareti çizer.

    Kuran “beyinleri yok düşünsünler” dese idi siz asıl o zaman itiraz edecek ve “en gerizekalıda bile beyin vardır” diyecektiniz ( o zaman haklı olurdunuz)

    İddia ediyorum Kuran bugün bile inse “beyinleri yok ki düşünsünler” demezdi… Kuranın insanda var olan veya olmayan organla ve işlevleri ile alakası yok. O sizin hüsnü kuruntunuz.

    Arapçada “kalp” , “fuad” ve “südur” kelimelerinin derin analizlerini yapabiliriz. Bu yöntemi çok belirli, dilbilimsel bir olay. Sonra da bulguları Kuran metni ile karşılaştırırız. Sonuçlar anlamlı mı anlamsız mı ortaya koyarız. Kuran zaten “hodri meydan” diyor; çelişki bulamazsınız diyor. Alın size bilimsel yöntem önerisi…

    Ben bu yazıda işin “logic” kısmına ilişkin bir örnek vermeye çalıştım. Oldukça da tutarlı bir örnek. Konuyu dağıtmayıp sırf örneğime odaklanırsanız sanırım ortak bir dil yakalayabiliriz.

    Selam ile…

  10. Arkadaşlar beyin olumu gerçekleşirse hayat bitmez bitkisel hayata girilir ve yaşam devam eder kalp durmadıkça yaşam bitmez ve anne karnında ilk oluşan beyin olmasına rağmen yaşama balaya ilk organ anne karnında kalptir kalp atmaya başladığı anda anne karnında yaşam başlar ama beyin olunce kalp durmuyor beyin modern tıbbın kutsadığı organ insan akıl ve duygu olarak iki yapı ile var allahım var olduğunu düşünüyorum ama allaha inandığımı soyleyemem cümlesinde düşünmek beyne inanmaksa kalbe aittir gozlerinizi yumup şu an ne duşunuyorum diye duşunun bunu duşunurken dikkatiniz kslbinizde mi fark etmeye çalışın bir de şu an ne hisediyorum diye duşunum ve farkedin gozleriniz yumukken ve cevaplayın duşunceleriniz nerede ve duygularınız nerede dikkat edin Allah var dozu felsefe yaparken duşıncedir ama biri size Allah bar mı diye sorarsa Allah var deken allahım varlığına inanıyorum anlamında dersiniz şu cümle beyni kutsayan cumle şüphe eden biri olarak şüphe ettiğimden şüphe edemem düşünüyorum öyleyse varım burda uç bilinç duzeyi var ben varım diyen bilinç ben şüphe ediyorum diyen bilinç ve ben düşünüyorum diyen bilinç kalp kendini farketmez düşünce de kendini farketmez örneğin beyin kendi ağrısını farketmez organ olarak ve kalp de kendi ağrısını fatketmez ama beyin ve kalp birbirini farkeder ben düşünce ve duygularımla varım derseniz ben ben olmayan diğerine bağlı tanımdır diğeri olmadan ben demem çunku sen varsan ben gelip sana ben geldim derim ben derken ben Ahmet Mehmet fatma ayşe olmayan başka biridir ben düşünüyorum derken bu cümleyi kalple seni seviyorum derken bu cümleyi beyinle söylersin ama kalple sever beyinle duşunursun seni unutmadım yureğimden hiç çıkmadın derken yada seni unutmadım aklıma takıldın yıllarca derken kalp beyni neyin kalbi farkeder birbirini farkederek kendi farkına varırlar ben demek için enaz bir sen olması gerekir ki ben beni ayırabileyim bunun gibi beynin kendini ve kalbin kendini farketmesi için birbirine muhtaçtır ama aslolan kalptir bitkisel hayata girenlerin durumunu bilmiyoruz çunku birbirini farkeden iki organdan biri olan beyin olmuştur ama yaşam devam ediyor yaşam organı kalp aynı zamanda kendi ruhsal karşılığını içinde taşır mıknatıs gibi duşunun beyin bir mıknatıs ve kalp bir mıknatıs içinde elektirik yuku duruyor yanyan getirince yapışır yada iterler gibi uzsklaşırsa yapışmaz yada itmezler kalp beyin dopamin yazıp araştırın

  11. Güzel bir yorum bence, araştırma ve incelemeleriniz için tebrik ediyorum öncelikle. Kısaca beyin de yazsa kalp de yazsa cinler ateşten olduğuna göre bu kelimeyi mecaz, üst kavram olarak anlamak cinlerin ateşten olduğu bilgisine dayanarak kuranın bir gereğidir.

  12. Arkadaş siz şimdi Kuran’a inanmayanları kötü insan olarak görüyorsunuz.belkide kanunlar olmasa anında bizi öldüreceksiniz o derece nefret ediyorsunuz.ama bizde müslümandık bizde aynı sizin gibi düşünüyorduk;fakat araştırdık sorguladık at gözlüklerimizi çıkardık ve gerçekleri gördük.inançsız olmak hiç kolay değil büyük sorumlulukları var.bazen pişman bile oluyorum ama Kuran’ın Muhammed’in yazdığı bir kitap olduğu çok belli.bunu farkettim keşke farketmeseydim çünkü etrafımda anlamsızca yapılan Muhammed’in istediği ibadetleri görmek ve sürekli bizede yaptırılmaya çalışılması çok kötü.ve yapıyoruzda çünkü inançsızlığı kimseye açıklayamıyorsun.ama nolur biraz şüpheci bakın şu işe.insaları sevin hayvanları doğayı sevin.bütün insanlar dinlerden sebep ölüyor bu çok açık.buna engel olabilirsiniz.küçücük çocukların acı çekmesini önleyebilirsiniz.lütfen biraz şüpheci bakarak araştırma yapın ozman anlayacaksınız gerçeği.

  13. Selamünaleyküm.
    İslam alimi İmam Gazali ruhun barınma yerinin kalp olduğunu kitaplarında yazar.Kalpte insani ve hayvani olarak iki ruh yaşar.İnsani ruh ölmez.Hayvani ruh ise insanla beraber ölür.Kuranın Peygamber efendimizin kalbine indirildiğini yazar, ayetler.Yani, Kuran onun bilinç altı dediğimiz ruh bilincine indirilmiştir.Ancak akıldan bahseden ayetler de vardır.Örneğin Yunus suresi 100. Ayet, akıllarını kullanmayanların üzerine ALLAH’ın azap yağdırdığını yazar.

  14. Tamam diyelim ki kalp organ olarak söylenmiyor. Burada mecaz gereği kullanılıyor ancak tehlikeli bir nokta var burada, o da şu ki; iddia kitabın belirli bir insan topluluğuna ve kültürüne inmiş olmadığı. Dolayısıyla, yaşadığı ortamda bu mecazları kullanmayan yani kalbe bu anlamları yüklemeyen bir toplumda yaşan birey ilk anda bunu saçma bulacaktır. Bir an için dinden haberdar olmadığınızı ve inanmaya çalışan bir şüpheci olduğunuzu düşünün yada başka bir dine mensup bir insan, neden inanmak için çaba harcamak veya size birinin öğretmesi gereği söz konusu olsun bu kadar mükemmel çelişkisiz, apaçık bir kitaba. İnancınızın bu kadar kusursuz olduğunu düşünüyorsanız, çocuklarınızı özgür bırakabilir misiniz? Belirli olgunluğa gelene kadar ona inanç empoze etmekten kendinizi alıkoyabilir misiniz? Özgürce seçim yapmasına müsade eder misiniz?

    Aslında problem şu ki, hiçbir insanın ömrü bütün inançları incelemeye yetmez, hatta İslam inancını tüm hatlarıyla incelemeye dahi yeteceğini sanmıyorum. Buna ömrünü adadığını söyleyen insanların, düştükleri keskin ayrılıklar bunu kanıtlar nitelikte. Dolayısıyla nasıl emin olacaksınız inancınızın ibadetinizin doğru olduğuna. İnsan maalesef büyük oranda çevresinin şekillendirdiği bireydir. Bilgiye ulaşmayı öğreten bir sistem yerine hazır bilgi verilip, köreltilen sorgulamaktan uzak bireyler yetiştirme amaçlı sistem var.

    Birçok insan sorgulayacak vakte dahi sahip değil, bu insanların konu ile ilgili bilgi sahibi olanlara tabi olması durumunu doğurmakta. Hangi dine, mezhebe inanıyor olursa olsun, bu seçim değil, öğretilenden ibarettir.

  15. Al-i imran suresi-7=O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.

    Yasin bey, diyorsunuz ki:”Kalbe bu anlamları yüklemeyen bir toplum bunu saçma bulacaktır.”Bu ayet, sorunuzu çok iyi açıklamış.Ancak ben de bir kaç cümle yazmak istiyorum.Çift yarık deneyi ile, foton taneciklerinin aynı anda birden fazla yerde bulundukları ispatlandı.Üstelik, deneyde dedektörlerle foton taneciği izlendiğinde bunu farkına varıyor ve tanecik özelliği göstererek, tek bir yerde bulunuyor.Yani bunu nasıl yaptığını göstermiyor.Bunlar bize çok saçma geliyor ama hepsi bilimsel bir gerçek.Şimdi bizim, bunlara bakarak bilimden şüphe mi duymamız gerekiyor?

    1. Evet yasin bey muhkem ve müteşabih ayetler konusunu düßünün biraz bencede. Eğer sizin söylediğiniz gibi peygamber efendimiz yazmış olsaydı daha düz ve basit bir dille yazıp herkesi etkilemeye çalışırdı. Siz böyle bir kitap yazıp insanları etkilemek isteseydiniz bu şekilde derinlemesinemi bir kitap yazardınız yoksa daha düzlemsel bir kitap mı

  16. Beyinle düşündüğümüzü veya hissettiğimizi sananlara bütün içtenliğimle bu bilginin kaynağını bulmalarını tavsiye ediyorum. Zorlanacak ve şaşıracaksınız. Çünkü böyle bir “bilgi” bulamayacaksınız. Yalnızca dağınık bilgi parçacıkları, gözlem ve bulgular sonucunda yapılan bir tahminin bilgisine ulaşacaksınız. Düşünmenin beyinle ilgisi olduğu kanıtlanabilir, ama beyinde başlayıp beyinde bittiğini söylemek için kesinlikle yeterli veri yok. Bağırsaklardaki sinir ucu yoğunluğunu araştırırsanız, geniş yüzeyli bir beyine benzediğini görürsünüz. Ve bu sinir yumağının beyinle arasındaki ilişki hakkında çok az bilgi var. Beyni parçalanan, yarısı alınan ve tıpkı bacağı kesilmiş gibi normal düşünsel-duygusal yaşamını sürdüren insanlar var. Dr. Bruce Greyson’un bir buçuk saatlik konferans videosunu aratın ve dinleyin. Pek çok nörobilim makalesinde de bu belirsizliğe işaret edilir. Beyinle düşündüğümüz yalnızca bir hipotezdir. Doğrulanmasının önünde bolca engel vardır.

    Bilim adamlarının bulguları ile popüler bilim (ve dolayısıyla ders kitaplarına giren içerik) arasında oldukça geniş bir hendek var. Bunu, bilimi birinci ağızdan öğrenmeye çalıştığınızda fark ediyorsunuz. Ansiklopedi okuyarak ateist olunmaz. Dil bileceksiniz, bilimsel yayınların içinde yüzeceksiniz, gezip tozmayacak ve çalışacaksınız. Bilgi pahalı bir şeydir, lükstür, bedelini ödemeyen sahip olamaz.

  17. Bu konuya çok ironik bir yaklaşımla bakarsak özellikle Selim Bey’e cevap vermek istiyorum. ” Maalesef kalple düşündüklerini sanan topluluklar aslında hiçbir şey düşünemiyorlar ” Hiçbir bilimsel veriniz olmasa bile çok kolay anlayabileceğiniz üzere tüm yoğun duygularda kalbimizin çarpmasını hissederiz buda kan akışımızın hızlandığını ve kalbin çok hızlı kan pompaladığını gösterir. Peki zor bir matematik sorusu çözerken veya gerçekten kafa yormanız gereken bir konu üzerinde derin derin düşünürken vucudunuzun hangi bölgesi yorulur. Benim beynim yoruluyor kalbim değil açıkçası. Siz neyi izah ettiğinizin artık farkında değilsiniz. İnsanoğlu eski çağlardan beri tüm yaşamları boyunca tanrısal güçlere ölümden sonraki yaşamlara inanmak istedi, yaşanan güzellikleri veya felaketleri ilahi bir güce sığınarak atlatmak istedi. Fakat gerçekten uzaklaştı. Düşünebilen sorgulayabilen korkmayan özgür beyinler her zaman gerçeğe ulaşırlar onların önünde dogmatik fikirler yok olmaya mahkumdur.

    1. Neyi izah ettiğimin galiba siz farkında değilsiniz. Ben size bir teklifte bulundum: Düşüncenin beyinde başlayıp beyinde bittiğinin kanıtını arayın. Ne kadar zorlandığınızı ve uzadıkça uzadığını göreceksiniz dedim. Neden böyle dedim? Çünkü kendim zamanında az kaynak taramadım, oradan biliyorum. Elimizde (değersiz olduğunu hiç bir şekilde ima etmediğim) dağınık bilgi parçaları var ama bunlar sözgelimi evrim kuramı gibi toparlayıcı bir kuramda birleştirilemiyor. Tanrıtanımaz veya maddeci olacaksanız bunun bir emek bedeli var dedim. Bu bedeli ödemekten gözünüz korktukça bir dogmalar yığınından kurtulduğunuzu sanacak (belki gerçekten kurtulacak) ve başka bir dogmalar yığınının kucağına kendinizi atacaksınız. Düşünmekten korkmaktan söz eden oldu mu? Kişinin (kültür fark etmeksizin) zihinsel etkinliğini ve benlik duygusunu gözlerinin arkasında, kafatasının içinde bir yerlerde duyumsadığını gösteren bulgular var. Salt bundan emin olmak için bir sürü makale karıştırdım ve bu bulgunun doğru olduğuna ancak emin oldum. Siz Muhammed’in yanıldığına emin olmak için beyinden ve yürekten söz eden ayetlere kaç saat tükettiniz? Belki gerçekten sizin de örneğini verdiğiniz yürekle yapılan bir işi anlatıyordu içinde “kalb” geçen ayetler? Büyük olasılıkla bu olasılığı sınamak sizin için önemsiz, çünkü vardığınız sonuca büyük olasılıkla Kuran’a çalışarak varmadınız. Eyvallah, kimseyi Kuran’dan sınav ediyor değilim. Ama savunduğunuz düşünceye Kuran’ı kanıt gösterecekseniz onun hakkını vermelisiniz. Bir panelde elinde çalışmaktan paçavraya dönmüş, yapışkan notlar içinde Kuran meali olan bir tanrıtanımaz görmüştüm. “Hah” demiştim, “ateist dediğin böyle olsun, ciğerimi yesin”. Çünkü benim çalıştığım Kuran da o halde.

  18. Kuranda kalp düşünen organdır.tabi ki göz kulak fuad üçlemesi ve göz kulak kalp üçlemesi geçen ayetler tam keskin bir fark içinde.neyse bu başka konu.genel kanı şu.kalp iki anlamdadır.bir et parçası olan bir de manevi kalbimiz. Şimdi kuranda et parçası olarak kalpten bahsetmez.göğüslerde ki maddi olarak tarif edilmemiş manevi düşünme yetisinden bahseder. Peki et parçasından bahsetmiyorsa kuran o sırf biz adına kalp dedik diye allahın katında adı kalp midir. biri maddi biri manevi iki kalbimiz mi vardır.mesela evlatlık edinsek ona oğlum desek allah katında o oğlumuz mu olur.veya eşimize zıhar yapsak o allah katında bizim annemiz mi olur.yoksa bizim ağzımızdan çıkan bir laf mıdır.şimdi ahzab 4 okuyun lütfen.doğrusunu elbette rabbim bilir.bu benim zannımdır.

    Ahzab 4

    Allah bir erkeğin göğüs boşluğunda iki kalp yapmadı.zıhar yapığınız eşlerinizi de anneleriniz yapmadı.evlatlıklarınızı da öz çocuklarınız yapmadı.bunlar sizin ağızlarınızdan çıkan sözlerdir.Allah ise doğruyu söyler(ayette özellikle erkekten bahsediyor,kadın hamileyken iki manevi kalbi olur.bir kendi bir çocuğunki.)

  19. Selam kardeşlerim,
    Yazılarımı başka bir siteye yazdığım yazıdan kopyala yapıştır yapıyorum. Bu yüzden beni,pat diye konuya girmiş,kaba,çokbilmiş biri olarak görmeyin rica ederim.
    Zannıma göre,
    Göz,kulak,fuad; beyni
    Göz,kulak,kalp ise manevi düşünme yetimizi tarif edebilir

Leave a comment.

Your email address will not be published. Required fields are marked *.