Müslüman bir ülkede doğmayanların suçu ne?

Müslüman bir ülkede doğmayanların suçu ne?

Öncelikle internette bir forum sitesinde karşılaştığım bir yazıyı buraya aktarayım: wahid

 “…………..hristiyan ve yahudilerin suçu nedir Allaha şükür biz müslüman bir ülkede müslüman bir ailede doğduk ki şanslıyız ama ingilterede bir hristiyan aile de doğan bir çocuk nasıl islamı seçsinki ? biz nasıl hak din islam diye kabul edip inanıyorsak onlarda doğuştan öyle öğretiliyor kendi suçu olmayan bir din seçimi için onları yargılamak islama ters gibi düşüyor…………”

Bu ve benzeri sorularda baştan bir mantık hatası yapıldığı kanaatindeyim. Daha önceleri benim de sık sık kendi kendime sorduğum bu soruya bir soruyla cevap vermek istiyorum: Sen Müslüman bir ülkede doğunca paçayı yırtmış mı oluyorsun? Bu soruya “evet” cevabı ile başladığın için de tüm mantığı yanlış kuruyorsun.

Kim demiş sırf Müslüman bir anne babadan doğdun diye adına “müslüman” denilmesi seni kurtaracak? Kim demiş şartlar eşit değil? Bir düşün bakalım; şu sorulara cevap ver:

Müslümanım diyorsun, neden Müslümanlığı seçtin, ne zaman?

Kitabım Kur’an diyorsun.. Kuran’ın Allah kelamı olduğuna delilin ne?

Seçtiğim yol en doğru yol diyorsun, delilin ne?

Bütün bunlara vereceğin cevapların başlangıç noktası “Müslüman bir ülkede doğmuş olmak ya da Kuranî bir ifade ile atalarının dini üzerine olmak ”  ise, bende o Hristiyanı düşüneceğine otur önce kendini düşün derim.

İstersen düşünmeye Araf 172-173. ayetlerden başlayabilirsin:

Ve-iż eḣaże rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim żurriyyetehum veeşhedehum ‘alâ enfusihim elestu birabbikum kâlû belâ şehidnâen tekûlû yevme-lkiyâmeti innâ kunnâ ‘an hâżâ ġâfilîn(e)

Araf 172-173 : Rabbin, Adem oğullarının bellerinden soylarını çıkarırken onları kendi kendilerine tanık tutar: “Ben, Rabbiniz değil miyim?” “Evet, tanıklık ediyoruz,” derler. Böylece diriliş günü, “Biz bundan habersizdik,” diyemezsiniz. Yahut, “Atalarımız önceden ortak koştu ve biz de onlardan sonra gelen soylarıyız, bizi bidat ve hurafelere dalanlardan dolayı mı yok edeceksin, diyemezsiniz.

Araf 172-173 : Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: “Evet şahidiz” demişlerdi. Bu, kıyamet günü, “Bizim bundan haberimiz yoktu” dersiniz veya “Daha önce babalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?” dersiniz diyedir.

1-) Herkes bir yaratıcı’nın varlığını aklederek bulmak ile mükelleftir.

2-) Herkes bir yaratıcının varlığını ( ve devamında onun bizden ne istediğini ) sorgularken içinde bulunduğu ortamın ve/veya kendisinden önce gelenlerin inanışlarını baz almamalıdır.

Bu sorgulamayı yapmak mükellefiyeti tüm ademoğlu için geçerlidir.

Share

19 thoughts on “Müslüman bir ülkede doğmayanların suçu ne?

  1. kal_u belada verilen söz! geriye doğru inanç veya din kavramı kalıyor. bir Budizm, Şintoizm, afrikanın yerel dinlerinden birine mensup olan bir insan ya da semavi dinler… gerçeğe ulaşmak için uygulanması gereken yöntemler nelerdir? bu konuda bir fikriniz veya yazınız varsa bekliyorum. bu konuyu merak eden çok insan var: “Ya onlar?” diye. daha önce bir şeyler okuyup izlemiştim ama sizin de görüşünüzü merak ediyorum

  2. Kanaatimce burada açıklanması gereken kavram “paçayı yırtmak” olarak tanımlanmamalı… Bu nedenle cevap bana çok fazla tatmin edici gelmedi.

    Asıl soru hayata avantajlı başlamak şeklinde düşünmeliyiz. Bizi diğer mahluklardan ayıran yegane özellik “ahlak muhakemesi” yapabilmemiz, dolayısı ile insan ile var olan “ahlak” kavramıdır. Konuya bu açıdan bakıldığında insan her hangi bir konuda yalnış yaptığını düşünmesine sebep olan “ahlak”, karşılığında reçete olarak dine yakınlaşma verir. Zaten din olarak ifade ettiğimiz kurallar silsilesinin büyük bir kısmı ahlak üzerine değil mi? Din ve ahlak arasındaki bu koparılamaz ilişki nedeniyle hepimiz yanlış yaptığımızı düşündüğümüz zaman dine yakınlaşma ihtiyacı hissederiz. Sorun da burada başlıyor.

    Hristiyan bir ülkede yaşayan birinin kendisine reçete olarak gördüğü dinin baştan aşağı kurmaca olması.

    Biz bebekliğimizden beri hak din İslam ile iç içe yaşarken bile kıymetini tam olarak idrak edemez ve uygulayamazken; başka bir dine mensup bir ailede yetişen birinin doğduğu andan itibaren doğru bildiği her şeyi bir kenara birakip İslam’ ı kabul etmesi gibi erdemi nasil basit bir seymis gibi dusunebiliriz.

    Bu konu ile ilgili yazıyı okuduguma ve cevap yazdigima gore benim de bu konu ile ilgili cevaplanmayan sorularim var ve bu yazi da maalesef soruya cevap olamamis.

    Hastalanmışsın doktara gidiyorsun, seni doktor bile olmayan bir adam doktormuş gibi muayene ediyor ve seni hic bir zaman iyilestirmeyecek bir recete veriyor. Hastanın suçu ne?

    Tamam reçetesini ciddi anlamda muhakeme eden biri reçetenin yanlış olduğunu anlar ve başka doktor aramaya başlayabilir ama neden bunu yapmak zorunda…? Gunumuzde maalesef Islam’ ın teror ile es anlı yapilmaya calisilmasindan dolayi bir gayri muslim Islam’ ı arastirma zahmetine bile giremiyor maalsef.

    Belki de bazilarinin sahip oldugu inancin temelinin hatali oldugunu tespit etmesi nedeniyle “Deist” bir yol cizmesi bile kendisini kurtaracak bir recete olacaktir. Allahualem…

    Suphesiz duzen icinde duzen vardir ve Rabbim her seyi bilendir.

    1. Selamünaleyküm.
      Haklısınız Yakup Celen, insanlar müslümanlar da dahil araştırmıyor, Kuranın anlamını okumuyor.Bilenler de gerçekleri saptırıyor.Mesela şu evrim teorisi.Genetik bilimi mitokondriyal d.n.a’yı inceleyerek Havva’ya kadar ulaştı.Yani Havva’ın annesi yok.O, yeryüzünde yaşayan ilk kadın, ama hala evrim teorisi tartışılıyor.Aklınıza takılan diğer sorular için http://www.isikdamlalari.com sitesindeki, ışık damlaları kitabını okuyabilirsiniz.

      1. “Genetik bilimi mitokondriyal d.n.a’yı inceleyerek Havva’ya kadar ulaştı.” Şu ifadenizi Celal Şengör’e söylediğinizde alacağınız cevabı merak ettim doğrusu .

        1. Genetik bilimi Havva’ya filan ulaşmadı. Genetik bilimi ulaştığı bir dişiye Havva adı verdi çünkü Batılı genetikçiler Kitabı Mukaddes kültüründen geliyorlar ve bozuk Tevrat’ın saçma dogmalarını “din” olarak algılıyorlar. Siz de Kuran’ı okumadığınız için Havva diye biri var sanıyor ve hiç biyoloji bilmemenize rağmen biyologları yargılıyorsunuz. Kuran’da evrimin adı bile var. Okuyun: Kuran Açısından Evrim Teorisi, Kaan Göktaş. Kuran’daki Maymun, Yılmaz Yunak. Evrim Kuramına Gerçekçi Bakış, Bülent Şahin Erdeğer. İslam’da Evrimci Yaratılış Teorisi, Mehmet Bayrakdar.

          1. ”Genetik bilimi ulaştığı bir dişiye Havva adı verdi” cümlesini kullanmışınız.Bilim, anneden kızına geçen mitokondriyal dna’yı takip ederek bu dişiye ulaştı.Yani bu dişinin annesi yok.Size göre bu dişiyi bir maymun doğurmuş oluyor.Güneşi balçıkla sıvamaya devam edin.

    2. Sizin sorularınıza şu cevap verilebilir: “Hidayeti kabul etmemekten dolayı, asıl siz kendinizi suçlayın. Siz, teşvik ettiğimiz işe olan ihtirasınızdan dolayı kolayca tuzağımıza düştünüz, bizim kölelerimiz oldunuz, çünkü servete bizahiti tutsak idiniz. Biz, vicdanınızı satın almayı istediğimizde, hemen sattınız. Çünkü onu satmaya siz daha dünden razı idiniz. Sizi, maddeciliğe, dünyalıklara, milliyetçiliğe ve bu gibi şeylere tapınmaya çağırdığımızda, Allah’a ibadete karşı bir nefret ve dünyalıklara yönelik sevgi taşıdığınız için, hemen çağrımızı kabul ettiniz. Bundan dolayı Allah’a ibadet edenlerin davetini reddedip bizimkine önem verdiniz. Sizi, batıl dini şeylerle kandırmaya kalktığımızda, siz de hemen bunları kabul ettiniz. Çünkü bizatihi kendiniz, kalplerinizde aynı niyetleri besliyordunuz. Meselâ, öyle tanrılar arıyordunuz ki, “Sizden hiçbir ahlakî sorumluluk istemeden, her ne isterseniz yerine getirsin. Bu çeşit tanrılar verdik ve siz de aldınız. Meselâ öyle şefaatçılar aramakta idiniz ki, Allah’ın rehberliğini hiç kaale almadan, dünyada hoşlandığınız her şeye müsamaha etsin ve Cennete girmeniz için size de aracılık etsin. Biz de bu gibileri sizlere hemen temin ediverdik ve siz de kabul ettiniz. Mesela, öyle dinler arıyordunuz ki, Allah’a inancınız sebebiyle karşı karşıya kalacağınız her türlü zorluk, kısıtlama ve fedakârlıklardan uzak, iptila olduğunuz her şeye izin veren, adeta size tabi olan dinler istediniz. Biz de böyle kolay, eğlenceli dinleri sizler için yaptık ve siz de hemen teslim aldınız. Yani kısacası, sizin dalâlete düşmenizden salt biz sorumlu değiliz, siz bundan pay sahibisiniz. Eğer dalâleti, sapkınlığı size biz temin ettiysek, siz de kendi rızanızla bunların alıcısı oldunuz.

    3. “Vazifesini ve asli görevini yerine getirmeyenler birbirlerinin arkadaşları olacaklarını ve birbirlerini kıyamet gününde suçlayacaklarını bizlere şu ayetler ne kadar da güzel anlatır: “İnkâr edenler, “Biz bu Kur’an’a da ondan önceki kitaplara da asla inanmayız” dediler. Zalimler, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman hâllerini bir görsen! Birbirlerine laf çevirip dururlar. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, “Siz olmasaydınız, biz mutlaka iman eden kimseler olurduk” derler. Büyüklük taslayanlar, zayıf ve güçsüz görülenlere, “Size hidayet geldikten sonra, biz mi sizi ondan alıkoyduk? Hayır, suçlu olanlar sizlerdiniz” derler. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, “Hayır, bizi hidayetten saptıran gece ve gündüz kurduğunuz tuzaklardır. Çünkü siz bize Allah’ı inkâr etmemizi ve O’na eşler koşmamızı emrediyordunuz” derler. Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar. Biz de inkâr edenlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.” Zalimler, kendilerine körü körüne tabii olanlara basit bir ifade ile şunu diyecekler: Hidayeti kabul etmemekten dolayı, asıl siz kendinizi suçlayın. Siz, teşvik ettiğimiz işe olan ihtirasınızdan dolayı kolayca tuzağımıza düştünüz, bizim kölelerimiz oldunuz, çünkü servete bizahiti tutsak idiniz. Biz, vicdanınızı satın almayı istediğimizde, hemen sattınız. Çünkü onu satmaya siz daha dünden razı idiniz. Sizi, maddeciliğe, dünyalıklara, milliyetçiliğe ve bu gibi şeylere tapınmaya çağırdığımızda, Allah’a ibadete karşı bir nefret ve dünyalıklara yönelik sevgi taşıdığınız için, hemen çağrımızı kabul ettiniz. Bundan dolayı Allah’a ibadet edenlerin davetini reddedip bizimkine önem verdiniz. Sizi, batıl dini şeylerle kandırmaya kalktığımızda, siz de hemen bunları kabul ettiniz. Çünkü bizatihi kendiniz, kalplerinizde aynı niyetleri besliyordunuz. Meselâ, öyle tanrılar arıyordunuz ki, “Sizden hiçbir ahlakî sorumluluk istemeden, her ne isterseniz yerine getirsin. Bu çeşit tanrılar verdik ve siz de aldınız. Meselâ öyle şefaatçılar aramakta idiniz ki, Allah’ın rehberliğini hiç kaale almadan, dünyada hoşlandığınız her şeye müsamaha etsin ve Cennete girmeniz için size de aracılık etsin. Biz de bu gibileri sizlere hemen temin ediverdik ve siz de kabul ettiniz. Mesela, öyle dinler arıyordunuz ki, Allah’a inancınız sebebiyle karşı karşıya kalacağınız her türlü zorluk, kısıtlama ve fedakârlıklardan uzak, iptila olduğunuz her şeye izin veren, adeta size tabi olan dinler istediniz. Biz de böyle kolay, eğlenceli dinleri sizler için yaptık ve siz de hemen teslim aldınız. Yani kısacası, sizin dalâlete düşmenizden salt biz sorumlu değiliz, siz bundan pay sahibisiniz. Eğer dalâleti, sapkınlığı size biz temin ettiysek, siz de kendi rızanızla bunların alıcısı oldunuz.

  3. Burdada bize görev düşüyor bak işte biz biliyorsak doğruyu onlara bi şekilde ulaşabiliriz. Üstad çok güzel anlatmıştı kısaca kral vezirinr ülkemdeki tüm ihtiyaç sahiplerine bu altınlardan ver diyor ama vezir umursamıyor kırnazlık yapıyor vs. Burda kralın suçu ne (haşa sümme haşa burda kralı Allah olarak düşün bizde veziriz çünkü Allah bize bildiğini bildirtmeyi öğrendiğini öğretmeyi emrediyor ) selametle

  4. Bu düşünceye şöyle bir soru gelir; kral herkese teker teker vermeye kadir iken niye veziri vazifelendirdi?

  5. Bişeyi merak ettim.
    Adem peygamber,evrimin son halkasımı yoksa başlangıcımı.
    Allah diyor ki,
    Biz insanı en güzel biçimde yaratık.

    Evrime göre ise insan hep evrimleşir.sonraki model önceki modelden daha gelişmiştir.

    Asıl evrim konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan,evrimcilerin bir çok soru karşısında cevap bile veremediğini bilmeyen,ara geçiş formu diye sunulan ve bugün gerçek zannedilen bir çok ara geçiş formunun Aslında sahtekarlığı su yüzüne çıkmış birer hile olduğunu araştırmak lazım.

    1. Yukarıdaki “Misafir”in oku dediği kitapları okudunuz mu? Yaratılışçıların da cevap veremedikleri binlerce soru olması, onları haksız yapar mı? “İnsanı en güzel biçimde yarattık” ayetindeki “halaka”nın yaratmak demek olduğuna emin misiniz? Evrimde “gelişmişe doğru gitme” diye bir ilkenin olmadığını biliyor muydunuz? Şirk başlığına o güzel yorumu yazan kişinin bunları söylemesi talihsizlik.

  6. Slm.

    Benim evrim teorisi bazı bildiklerimi doğrulamak adına (samimi olarak soruyorum,lütfen yanlış anlamayın)
    Bi kaç soru sorabilir miyim.

    1.evrim teorisine göre adaptasyon etkendir. İnsan daha önce tüylerle kaplımıydı. Sonra neden bu tüylerden kurtulmuş olabilir?
    2.dört bacak üstünde hareket aslında hayvanın hızlı koşması,ağaca çıkması gibi açılardan çok gereklidir.insan iki ayağa kalktığı sırada motorlu taşıtlar yoktı.bunu niye yapsın.
    3.ilk hücre oluşurken dna mı oluştu,o dnanın emir verdiği elemanlar mı(ribozom,sentrozom),yoksa hücre zarı mı
    4. Dört atomun birleşince canlı oluşturabileceği ihtimali ve bu ihtimalin sonsuzda bir ihtimali ortadadır.bu nasıl bir raslantıdır.
    5.evrim idiasına göre basit hücre dolaşırken mitokontriyi yiyor,bunu sindirmeyeyim lazım olur diyor ve kompleks hücre oluşuyor.
    Peki çok tavuk dürüm yersem kanatlarım çıkar mı

    6. Evrime göre bir kaç nesil boyunca her doğanın kolunu kesersen yeni nesiller kolsuz doğar.
    Peki yahudiler 5000 yıldır sünnet oluyor.
    Ne zaman sünnetli doğacaklar.
    (doğuştan sünnetli olanlar,aslında sünnetli falan değildir,idrar yolu kısadır ve bu ciddi bir hastalıktır.

    Yazdıklarımı ukalalık olarak algılamayın lütfen,evrim hakkında bildiklerim bunlar,yanlışım varsa düzeltirsiniz inşallah.

    1. Altıncı soru yanlış. Çok çok eskiden bunu söyleyen bir kaç kişi olmuş, hipotez çabucak gözden düşmüş. Kimse bunu iddia etmiyor. İşlevdeki değişikliğin DNA’daki mutasyondan kaynaklanması gerektiği söyleniyor. İlk beş soru bilimsel. Bunların olası yanıtlarını bilimsel kaynaklarda bulabilirsiniz. Günler, hatta aylar harcamanız gerekebilir. İleri düzey bilgilere emek vermeden ulaşılamaz. Bilgi dediğimiz şeyin doğası böyle. Şimdi insanların çoğu parmaklarını bir cam parçasının üzerinde kaydırmayı “okumak” sandığından böyle zorlu çabalara gelemiyor. Bilmek zorunda da değilsiniz elbette. Ama savlarınızın bilginiz oranında olmasını sağlamanız gerekir. Uğur Mumcu buna “bilmeden fikir sahibi olmayın” derdi. Biyoloji bilginiz zayıfsa tartışmaları izlemekle yetinin. Herhangi bir konuda karar vermek zorunda değilsiniz. Örneğin partilerin hangisinin size yakın olduğunu bilmiyorsanız doğru olan hareket oy kullanmamanızdır. Bilen kişileri cahil kişilerden tiksindiren şey onların bilmemeleri değil, bildiklerini düşünmeleri. Bir şeyler bilir duruma gelen kişinin alçakgönüllülük kazanması (filozofun “tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir” demesi gibi), bu önceki durumlarını hatırlayıp utanmalarından ileri geliyor olmalı. Çünkü bir kez gerçek anlamda öğrenmeye başladığınızda, öğrenecek ne çok şey olduğunu fark ediyorsunuz ve acizliğinizi görüyorsunuz. Ama her bilen alçakgönüllü değil, bilimadamı kibiri diye de bir şey var. Onun için de bilge atalarımız “…eşeklik baki kalır” demişler. Kısacası bilgiye ulaşmayı bilmek ve neyi bilip neyi bilmediğini ayırt edebilmek, bilmenin kendisinden daha önemli.

  7. Kişi hangi din üzerine olursa olsun,

    Bir yaratıcının olduğunu delilleriyle anlamalı,
    Kuranın allah sözü olduğunu dellilleriyle anlamalıdır.

    (zaten allaha ve kurana inanıyoruz diyenlere bir kaç sorum olcak)

    1. Peygamberimiz müşrik bir topluma geldi. Bu kişiler allahı kabul ediyorlardu.

    O zaman niye kuranda hep yaradılış delillerini (gök,yer,hayvanlar…)
    Anlatıyor ve bunlarda aklı olanlar için ayetler(mucizeler) var diyor.

    Müşrikler zaten allahın yarattığını söylüyor.
    Yusuf105-106 da ateistlerden ziyade müşriklerden yani allahı bilen kişilerden bahseder.

    Ayrıca kurana inandığını hatta kuranın yeterli olduğunu söyleyen çoğu kimse bile onun ilahi kitap olup olmadığını fazla araştırma gereği duymuyor sanki.

    Bence sebep şu,

    Atalar dini nedir?

    Sadece babamız hadislere mi inanıyordu.
    Yani hadiseri terk edince atalar dinini terk etmiş mi olduk.

    Allaha niye inanır insan.
    Babasından öyle gördüğü için.

    Kurana niye inanır.
    Annesi öyle dediği için.

    Sorgulayarak bu inandım dediğimiz şeyleri akılla inanmak gerek bence.

    Yumurtanın sarısını görmek için kırılır mı zaten bilinen bişey diyenlere inat.

    En doğrusunu allah bilir.
    ..

  8. Şimdi bir an eski günlere gidelim.

    Hatırladığımız 3-4 yaşlarımız.

    Dedilerki.
    Bu annen bu baban.
    Bunları allah yarattı.
    Bu duvarda asılı olan allahın kitabı.
    Masanın üstündeki de ilmihal.

    Bu gün bütün bunların doğruluğunu sorgulamalıyız.

    Yoksa inancımız zann seviyesinde kalabilir.

    Müslüman ülkede doğduk diye kendimizi torpilli sanmamak gerekir.

  9. Bir yaratıcının olduğunu,
    Kuranın allah sözü olduğunu dellilleriyle anlamalıdır.

    (allaha ve kurana inanıyoruz zaten,mucizeye ne gerek var diyenler şu soruları düşündü mü acaba?)

    1. Peygamberimiz müşrik bir topluma geldi.
    Bu kişiler allahı kabul ediyorlardı.kendilerince allaha yakınlık için uğraşıyorlardı.

    O zaman niye kuranda hep yaradılış delillerini (gök,yer,hayvanlar…)
    Anlatıyor ve bunlarda aklı olanlar için ayetler(mucizeler) var diyor.

    Müşrikler zaten allahın yarattığını söylüyor.
    Yusuf105-106 da ateistlerden ziyade müşriklerden yani allahı bilen kişilerden bahseder.

    Ayrıca kurana inandığını hatta kuranın yeterli olduğunu söyleyen çoğu kimse bile onun ilahi kitap olup olmadığını fazla araştırma gereği duymuyor sanki.

    Bence sebep şu,

    Atalar dini

    babalarımız kuranın dışında hadislere inanıyordu.
    Şimdi,
    hadiseri terk edince atalar dinini terk etmiş mi olduk.

    Allaha niye inanır insan.
    Babasından öyle gördüğü için mi yoksa herşeyin
    (türlü meyvelerin,insanların,hayvanların aynı suyla sulanmasına rağmen birbirinden farklı olmasının.
    Birbirinden habersiz 4 cansız atomun birleşerek aminoasitleri,proteinleri,bu proteinlerin dnayı,hücreyi oluşturmasının tesadüfle açıklamanın mümkün olmayacağını bildiği için mi allaha inanır?

    Kurana niye inanır.
    Annesi öyle dediği için mi yoksa,

    Kuranın bir insan sözü olamayacağını bildiği için mi?

    Sorgulamak,düşünmek sonucu kişi bunların hak olduğuna inanırsa kurana daha sıkı bağlanır.
    Elbette düşünebilmek için allahın izni gerekir. Bunun için duamız ve yaşam tarzımız onun rızasını kazanmak için olmalı.

    Aksi halde,kurana sadece bizim düşüncelerimize ters düşmediği müddetçe uyarız.
    Feministlere şirin görünmek için çoğu ayeti tahrif ederiz.siyasi düşüncemize uymadığı için çoğu ayeti görmezden geliriz.

    Halbuki tam inançla bağlanırsak,
    Bizim yaşam tarzımıza uymasa da bile,
    İşittik ve itaat ettik deriz

    Bunun için,allahın varlığına ve kuranın allah sözü olduğuna zann ile değil kesin (yakin) olarak inanmamız gerekir diye düşünüyorum.
    Yumurtanın sarısını görmek için kırılır mı zaten bilinen bişey diyenlere inat.

    En doğrusunu allah bilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir