Kuran’da tesettür ve başörtüsü konusunda bambaşka sorular

Kuran’da tesettür ve başörtüsü konusunda bambaşka sorular

Yazıma bir uyarı ile başlamak istiyorum. Bu yazı sadece anlamak amaçlıdır. İslamda örtünme “vardır” veya “yoktur” gibi bir sonuca ulaşmak için yazılmış bir yazı değildir.

Mevcut mealler, konu ile ilgli hadisler, din alimlerinin günümüze kadar gelen görüşleri,çeşitli makaleler incelendiğinde özetle ağırlıklı olarak şu sonuçlar karşımıza çıkmaktadır.

-Kadının eli ve yüzü hariç tüm bedeni vücut hatlarını göstermeyecek şekilde kapanmalıdır.

-Kapanmanın şekli ve ayrıntıları konusunda ise çeşitli farklı uygulamalar vardır. Çarşaf veya pardesü+başörtü gibi, avuç içlerinin veya ayakların gözüküp gözükmeyeceği gibi.

Peki bu hükümlere kaynaklık  ayetler hangileridir diye sorarsak;Kur’ân-ı Kerîm’de kadın giyimini konu edinen ikisi temel olmak üzere üç âyet vardır.

Nur 31:

Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Kendiliğinden görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini (humr) , yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.

Ahzab 59:

Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Nur 60:

Bir nikah ümidi kalmayan, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların ise, zinetlerini (yabancı erkeklere) göstermeksizin dış elbiselerini (sıyab)  çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. Yine de iffetli olmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir.

Sorularıma geçmeden önce belirteyim ki günlerdir konu ile ilgili çeşitli yazılar, tartışmalar, tefsirler, alimlerin görüşleri vs. okuyabildiğim kadar okudum. Ancak şu ana kadar okuduklarımda biraz sonra soracağım sorulara net olarak cevap alamadım.

Sorulara geçmeden belirteceğim diğer bir husus, yaptığım araştırmalarda başörtmenin kesin bir emir olduğunu ifade  eden her kaynakta delil olarak Nur Suresi 31. Ayette geçen ve “başörtüsü” olarak çevrilen “humur” kelimesi gösteriliyordu. Ancak bazıları bu kelimenin örtü olalak çevrilmesi gerektiğini, örtülecek yerin ise ayette belirtildiği üzere göğüs bölgesi olduğu tartışılıyordu. Mesela bu tartışmalardan birisine örnek verecek olursak:

“Hiçbir tartışmaya imkan bırakmayan nokta, göğsün tamamen ka­patılmasıdır. Saçların bütünüyle görünmeyecek şekilde, kapatılma­sını emreden bir ifade yoktur. Cenabı Hak bunu kulunun tercihine bırakmıştır. Her Müslüman bunu, yaşadığı iklim şartlarına ve toplum örfüne göre kendisi belirler. Ve başörtüsünü ona göre seçer.”  Kaynak

Ben ayette geçen ve  “Hımar” kelimesinin çoğulu olan “humur” kelimesinin genel olarak örtü mü olduğu üzerindeki tartışmalara şu aşamada hiç kulak asmıyorum. Çünkü benim sorularım çok başka.

O zaman sorularıma geçeyim:

 1-) Nur/31’de geçen “kendiliğinden görünen kısım” dan kasıt nedir? Neden el kendiliğinden gözüken oluyor da, yüz oluyor da mesela sırt olmuyor? Allah “kendiliğinden gözüken” derken acaba bize neyi işaret ediyor tam olarak?

2-) Nur/60 ayetine baktığımızda Allah yaşlı kadınlara zinetlerini göstermemek şartıyla “sıyab”larını çıkarabileceklerini söylüyor. Burada kastedilen zinet  nedir? Bu soruya verilecek cevap Nur/31’e ışık tutumaz mı? Eğer saç zinet ise Nur/60’a göre yaşlı kadın “sıyab”ını çıkarabiliyor ama başörtüsünü hala çıkaramıyor bu konuda ne dersiniz?

3-) Nur/31’de kadınların zinetlerini gösterebilecekleri kişiler sayılıyor. Zinetin ise sınırı çizilmiyor. O halde kadın kayınpederine göğüslerini gösterebilir mi?

4-) Ahzab 5’da “cilbab” kelimesi geçerken Nur/60’da Allah neden “sıyab” kelimesini kullanmış olabilir?

 Sanırım bu soruların “çelişkisiz” cevabı “humur”a nasıl bir anlam verilmesi gerektiğini belirleyecek. Bu sorular cevap bulmadan Nur/31’in ilgili kısmına yapılan çeviriler beni tatmin etmiyor.

İşte o çevirilerden bazı örnekler:

Baş örtülerini (humr) , yakalarının üzerine (kadar) örtsünler.

Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar.

Başörtülerini, gerdanlarını, gerdanlıklarını açıkta bırakmayacak şekilde göğüslerinin üzerine sarkıtarak örtsünler.

Baş örtülerini yakalarının üzerine koysunlar (göğüs ve boyunlarını göstermesinler).

ve örtülerini/başörtülerini göğüslerinin/yakalarının üstünü örtecek şekilde omuzlarından aşağıya doğru salsınlar.

Örtülerini göğüslerinin üzerine kapasınlar.

Baş örtülerini (göğüs) yırtmaçlarının üstüne koysunlar.

..örtülerini, yakalarını kapatacak şekilde örtsünler.

Örtülerini/başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar.

Son söz: Günümüz dünyasının  icbar ettiği şartlara göre Allah’ın bir hükmünü yanlış anlamalar vererek değiştirmeye çalışmak büyük soysuzluktur. Ancak  “geçmişten beri böyle yapılıyordu; sana ne oluyor ki meseleyi kurcalıyorsun” baskısını üzerinde hissetmeden Kuranı anlayabilmek adına ve yeni Müslüman olmuşcasına bazı sorular sormak da meselelerin hakikatlerini aramak adına güzel bir eylem diye düşünüyorum.

Yeni Müslüman olmuş ve konuyu araştıran bir Müslüman kadın ile aranızda şöyle bir diyalog geçse ne yaparsınız?

-Allah benim nasıl giyinmemi istiyor?

-Şuralarını şuralarını kapatacaksın.

-Şuraları şuraları derken?

-Bunlar din kitaplarında bildirilmiş.

-Bazıları yüzüne peçe dahi takıyor ama…Burka falan…

-Hepsinin kaynağı var dinde..

-Kuranda mı?

-Kuran hepsini yazmaz, hadislerde…

-Peki Kuranı Allah koruyacağını vadetmiş ve korumuş, bu vaat hadisler konusunda da var mı?

-?

Share

One thought on “Kuran’da tesettür ve başörtüsü konusunda bambaşka sorular

  1. Bugün yazım ve redaksiyonu tamamlanmış bir kitap (yazı) olarak elimizde bulunan kur-an, otantik ve asli formuyla bir kelam (söz) olup, içerik olarak ekseriyetle arap-sami geleneğini takdir, takdis ve hatta takdir eden bir yapıya sahiptir. Bu makalede üzerinde duracağımız tesettür ve teberrüc meselesinin de bahsedilen meful muhtevadan azade ve istisna olmadığını söylemek gerekir… işbu sebeple bu güne kadar üzerinde çokca tartışılan Nur suresinin 31. ayetini, arabi kültür ve olgudan büsbütün soyutlayarak değerlendirmeye çalışan anakronik zihniyetin aksine, onu kendi tarihselliği içerisinde değerlendirmenin gerçeğe isabet noktasında en doğru yöntem olacağına inanıyoruz…

    ve kul lil mu’minâti …………………. söyle mümin kadınlara
    yagdudne min ebsârihinne …………… bakışlarını kıssınlar
    ve yahfazne furûcehunne …………….. korusunlar iffetlerini
    ve lâ yubdîne zînetehunne …………. ve ziynetlerini göstermesinler
    illâ mâ zahera minhâ ………………… ondan açık olan hariç

    Ayetteki “kadınların ziynetleri” ifadesiyle kastedilen şeyin mahiyeti noktasında müfessirler iki farklı görüş ileri sürmüşlerdir. Birincisi ziynetin Kolye, küpe, bilezik gibi aksesuarlar olduğu yönünde, ikincisi ise, çekiciliğinden ve güzelliğinden dolayı kadın bedeninin bizatihi ziynet olarak nitelendiği yönündedir…

    Esasında her ikisi de aynı anda doğrudur…

    Fakat biz evvela kadınların bizatihi ziynet olduklarını söyleyerek başlayalım. çünkü ayetin devamında “ziynetehunne” kavramının mahiyeti, “kadınların avreti (عَوْرَاتِ النِّسَا) olarak tanımlanıyor… Bir şey üzerindeki açıklık veya çıplaklık anlamına gelen avret kelimesi, insana nispetle kullanıldığında bedenin çıplaklığını ifade eder. Her insan dünyaya çıplak olarak geldiğine göre kadının veya erkeğin avret mahalli neresidir minvalindeki bir takım sorulara cevap aramak da anlamsızdır; zira örtünmediğimiz takdirde bedenimiz büsbütün avrettir. Anadoloda evli kadına “Avrat” denilmesinin sebebi de budur; kocasına karşı örtünmemesi münasebetiyle…
    Ziynet kelimesi ise, arapçada “süslemek ve çekici olmak” anlamındaki “za’ne” kökünden gelmektedir. isim olarak kullanıldığında SÜS, sıfat olarak kullanıldığında çekici olmak manasına tekabül eder.
    Örnekse, Kafirlere dünya hayatıziynetlendi(çekici kılındı):زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا ayetinde, dünyanın kafirlere ziynet olması gibi, erkek ve kadının birbirine karşı vasfiyeti de ziynet olmaktır.
    Bir erkek için kadının avreti, ziynet (çekici) niteliğinde olduğu için, ayette kadın bedeni bizatihi ziynet olarak vasfediliyor ve “lâ yubdîne zînetehunne” emriyle onların büsbütün örtünmeleri isteniyor.
    fakat bu isteğin devamındaki “illâ mâ zahera minhâ” cümlesine bakılırsa, bedenin (ziynetin) bir kısmının örtünme emrinden hariç tutulduğu anlaşılmaktadır… ekseriyetle meallerde “kendiliğinden görünen hariç” manası verilse de, aslında bu cümlede, “kendiliğinden” gibi hal bildiren bir sözcük yok… Örtülmesi farz olmadığı için görünmesi caiz olan kısımdan bahsediliyor.. tercüme, mealen şu şekilde yapılabilir:
    “Açıkta olması caiz olan ziynetleri hariç bütün ziynetlerini örtsünler”

    Bu noktada söz konusu hariciyet neleri kapsamaktadır diye sorarsanız, kuranda bu hususa açıklık getiren hiç bir tefsilat yoktur fakat anlaşılan o ki, ayetlerin ilk muhatapları (sahabe), “illâ mâ zahera minhâ” istisnasının neye tekabül ettiğini gayet iyi bilmekteydi. Öyle ki “istisna kısımlar şunlardır” gibi zaid bir tefsilatın ayete eklenmesine gerek görülmemiş… Nitekim tefsirciler, bahsedilen istisnaların el, ayak ve yüzden müteşekkil olduğunu, bunun da arap örfündeki maruftan kaynaklandığını söylemişlerdir. Bir anlamda hür ve iffetli kadınlar için örfti olarak idealize edilen örtünme biçiminin, Allah tarafından da takdir, takdis ve hatta taklit edildiğini söyleyebiliriz. Bu bağlamda söz konusu hariciyetin (el, ayak, yüz) toplumdan topluma değişiklik gösterebileceği de düşünülebilir. Tabi haddi aşıp teberrüce varmamak kaydıyla…

    Madem ki, ZİYNETEHUNNE = BİZATİHİ KADININ BEDENİ
    o halde kadınlar babalarının, kardeşlerinin ve hatta erkek kölelerinin yanında üryan/çıplak bir vaziyette durabilirler diyebilir miyiz ? Zira ayette bu kişilere karşı ziynetlerin örtülme zorunluluğunun bulunmadığı söylenmektedir…
    Önce ayetin ilgili kısmını yeniden okuyalım:
    ——————-
    ve lâ yubdîne zînetehunne illâ mâ zahera minhâ
    vel yadrbne bi humurihinne alâ cuyûbihinne
    ve lâ yubdîne zînetehunne illa li (fulan)
    —-
    Caiz olanlar haricinde hiç bir ziynetlerini göstermesinler
    Baş örtülerini yaka açıklarının üzerine vursunlar
    (Falanca kişiler) hariç hiç kimseye ziynetlerini göstermesinler
    ——————–
    Ziynetlerini göstermesinler anlamındaki “lâ yubdîne zînetehunne” ifadesinin peş peşe iki defa tekrarlandığını görüyoruz; belagatta buna intab denilir…
    İntab: Umuma delalet eden lafızdan sonra hususa delalet eden lafzı söylemek suretiyle yapılan ve bir sözün netice-i meramının hususla ilgili olduğunu gösteren bir belagattır. Örneğin: Salatları ve orta salatı koruyun: حَافِظُواْ عَلَى الصَّلَوَاتِ والصَّلاَةِ الْوُسْطَى Ayetinde asıl amaç, orta salatın önemine vurgu yapmaktır. dolayısıyla önce umimi olarak Salatlar sonra hususi olarak Orta salat zikredilmiş ki, cümlenin doğru tercümesi şöyle olmalıydı
    “Salatları ve özellikle orta salatı koruyun”

    Tıpkı bu örnekte olduğu gibi, Nur suresinin 31. ayettinde de intab cihetiyle evvela umumi ziynetin (bedenin tamamı) örtülmesi, sonra da hususi ziynetin (yaka açığı) örtülmesi gerektiğinden bahsedilmiştir. Bu da demektir ki netice-i meram (ayetin asıl amacı) yaka açığının örtülmesini sağlamak.. bahsedilen bölüm mealen şöyle tercüme edilebilir:

    O KADINLAR ÖRTÜNSÜNLER, ÖZELLİKLE DE YAKA AÇIKLARINI ÖRTSÜNLER

    Zira söz konusu ayet gelmeden önce kadınlar zaten bahsedilen şartlara çok benzer şekilde giyinmekteydiler fakat başörtülerini yakalarına vurmak yerine, enselerine bağlıyor ve arkaya bırakıyorlardı. böylece yakaları önden açılıyor, gerdanları ve boyunları görünüyordu… Örfen de maruf olmayan bu durum dikkat çekmeye başlayınca “O kadınlar başörtülerini yaka yırtmaçlarına vursunlar” hitabıyla mevcud ahvale küçük bir düzenleme yapılmıştır. Ayetin öncelikli nuzul gayesi bu ıslahata dair olduğu için de “yaka açığı”, intabın hususu (asıl amacı) konumundadır…
    Kuran-ı kerimi, toplumsal olgudan azade, zaman ve mekan üstü bir prospektüs olarak tasavvur eden anakronik zihniyet her nekadar inkar etse de, ayetteki belagatın, sebeb-i nuzul ile tam münasebet içinde olduğunu görmek, işin ehli için hiç de zor olmasa gerektir…

    Günümüzde kadınları yakalarını açıkta bırakan kıyafetler giymeleri teberrüc olarak değerlendirilmese dahi, arap-sami geleneğinde de bu ahval ceriye olmayan hür bir kadın olduğunda şaşılası bir şeydir. çünkü iffetli bir kadın kesinlikle yaka dekeoltesi vermez… bunu islam öncesine atfedilen şiirlerden de teyid edebiliriz.

    ولو هلكت مزقت خمارها واتخذت من شعر صدارها
    VELEV Kİ HELAK OLURKEN BAŞÖRTÜSÜ (hımar) YIRTILDI/PARÇALANDI,
    O KADIN YİNE DE GÖĞSÜNE SAÇINDAN (başörtüsü) EDİNİR

    Şair burada mübalağa yaparak kız kardeşinin helak olurken bile yaka açığını örteceğinden ve bunu da saçlarını başörtüsü gibi kullanarak yapacağından bahsetmekte… iffetli olduğu söylenen kadının aksi bir tavırda olması düşünülemez bir şeydir. Nitekim Şair avf ibn atiye baş örtülerini yaka açıklarına vurmayan kadınları görünce çok şaşırdığını belirttiği şiirinde şöyle söylüyor:

    ولنعم فتيان الصباح لقيتم وإذا النساء حواسر كالعنقر من بين واضعة الخمار وأختها تسعى ومنطقها مكان المئزر
    BU SABAH KARŞILAŞTIĞIMIZ İKİ DELİKANLI NE GÜZEL
    VE BİR DE NE GÖREYİM;
    KADINLAR BAŞÖRTÜSÜ (hımar) İNDİRİLEN ARALIKTAN TOHUM GİBİ ÇIPLAKLAR.
    VE KIZ KARDEŞLERİ KAÇIŞIYORLAR; BEL BAĞLARI PEŞTEMAL YERLERİNDE

    Öncelikle edebi bir metin olması açısından bu şiirin tercümesinde biraz zorlandığımı itiraf edeyim fakat çok net şekilde anlaşılan bir şey var; Şair başörtüsünün (hımar) indirilmesi gereken aralığa (göğüs dekoltesi) indirilmemesine hayret ediyor…
    Dikkat edilirse kadınların başörtülerini indirdikleri yerden değil, indirmeleri gereken yerden bahsediyor (من بين واضعة الخمار). Bundan da anlıyoruz ki, Arabın zihninde başörtüsünün asli kullanım şekli yaka açığını örtmek biçiminde olmalıdır. bir önceki şiirden de zahir olduğu üzre; her iffetli kadından beklenen budur.

    işte böyle bir ortamda başörtülü kadınların göğüs dekoltesi vermesine müslümanlar her halde sessiz kalamazlardı. Nitekim muhteviyat olarak zina ve iffet konusunu işleyen Nur suresinin, 31. ayetinde mevcut durumla ilgili bir ıslahat emri gelmiştir… Buna göre kadınlar dışarı çıkacakları zaman ziynetlerini (yaka açığı) örtmek zorundadır. fakat bu zaruret yabancı kişilere karşı olup hane halkı, eşcinseller ve küçük çocuklar istisnadır.

    vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne…….. vursunlar başörtüleriyle yırtmaçlarını
    lâ yubdîne zînetehunne ……………………………… ziynetlerini (yaka açığı) göstermesinler
    illâ li buûletihinne………………………………….. kocaları hariç
    ev âbâihinne ……………………………………………. veya onların babaları
    ev âbâi buûletihinne ……………………………….. veya onların kocalarının babaları
    ev ebnâihinne ………………………………………….. veya onların oğulları
    ev ebnâi buûletihinne ………………………………. veya onların kocalarının oğulları
    ev ıhvânihinne …………………………………………. veya onların kardeşleri
    ev benî ıhvânihinne…………………………………… veya onların erkek kardeşlerinin oğulları
    ev benî ehavâtihinne ………………………………… veya onların kız kardeşlerinin oğulları
    ev nisâihinne …………………………………………… veya onların kadınları
    ev mâ meleket eymânuhunne ……………………. veya onların yeminlerinin malik olduğu kişiler
    evit tâbiîne gayri ulîl irbeti miner ricâli ………… veya erkeklerden ihtiyacı olmayan tabiiler
    evit tıfl ………………………………………………….. veya çocuk(lar)
    illezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâi ………….. çünkü kadınların avreti on(lar)a zahir değildir

    Bu sıralamaya göre bir kadının ziyneti eşcinsellere, küçük çocuklara ve hane halkına karşı açıkta olabilir… Elbette burada bahsedilen ziynet, intabın hususu konumundaki yaka ziyneti.. Yani kadın, ev halindeyken baş örtüsünü sırtına salarak hane halkına karşı yakasını/boynunu açıkta bırakabilir… Haneden olmayan insanlara ise açamaz. Onlara sadece el, ayak ve yüzünü gösterebilir…
    Adeta fiili bir tevatür gibi hali hazırda anadolu kadını tarafından bu ayetin tatbikatı sürmektedir. Zira onlar evdeyken eşarplarını boyundan bağlayıp sırtlarına sarkıtırlar fakat dışarı çıkacakları zaman alıp ceyblerine, yani yaka açıklarına vururlar…

    ve ilgili ayetin son bölümü şöyle:
    “lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinn”
    “Gizledikleri ziynetlarinin bilinmesi amacıyla ayaklarını vurmasınlar”

    Arapçada “ayak ile vurmak” tabiri, yolda yürümek manasına gelmektedir. Örnekse Nisa suresinde (ve izâ darabtum fîl ardı = yeryüzünde yürüdükleri zaman) şeklinde kullanılmıştır. Bahis konusu olan ayette ise, kadının, ziynetini (çekiciliğini) belli etmek maksadıyla çekici bir tavırla yürümesinden bahsediliyor. Yani bir nevi teberrüc gayesiyle kırıtarak yürümesinler deniliyor…
    Elbette insana dair maruf hal ve harekatın standart ve evrensel bir tanımının olduğunu söylemek zor. Çünkü toplumsal meseleler farklı tarihselliklerde farklı formlara bürünür. Arap-sami geleneğine baktığımızda kadının dişiliğini ön plana çıkarmasına hiç bir dönemde iyi gözle bakılmadığı görülecektir. Nitekim söz konusu gelenekten mütehessir bir hitap olan kur-an, bu duruma teberrüc der ki manası; cinsel anlamda dikkat çekici hal ve harekat içinde bulunmaktır. Bahsedilen teberrücün nefyi, islamın diğer sami dinleriyle müşterek paydalarından sadece birisidir diyebiliriz. örneğin Tevratta teberrüç olarak tespit edilen hal ve harekatın kuran tarafından da tasdik edilip nefyedilmesine güzel bir örnek olması açısından şu düet ile sözlerimizi noktalayalım:

    Tevrat: נטויות ק גרון ומשקרות עינים הלוך
    Sion kızları boyunları havada göz kırparak yürüyorlar
    Kuran: وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ
    Mümin kadınlara söyle bakışlarını kıssınlar
    Tevrat: וטפף תלכנה וברגליהם תעכסנה
    Ayaklarındaki halhalları şıngırdatarak ve kırıtarak yürüyorlar
    Kuran: وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ
    Teberrüc amacıyla kırıtarak yürümesinler

    https://www.facebook.com/notes/meful/arap-sami-gelene%C4%9Finde-tesett%C3%BCr-ve-teberr%C3%BCc/905264926257907

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir