Humur, cilbab, sıyab, ziynet ….

Önemli not: Bu yazı bir sesli düşünmedir. Bir hüküm verme çabası yoktur. Hüküm Allah’ındır.


 -Yazı biraz uzun olacak, bu yüzden yazıyı 3 bölüme ayırdım ; doğrudan konuya girmek isteyenler bölüm 3’den itibaren okumaya başlayabilirler. –

 Bölüm 1: -Hatırlatma-

“Kuran’da tesettür ve başörtüsü konusunda bambaşka sorular” başlıklı yazımda kadının örtünmesi konusu ile ilgili olan ayetlerin çevirilerini yazmış ve yazımın sonunda ise dört soru sormuştum. Bu soruları hatırlayacak olursak :

 1-) Nur/31’de geçen “kendiliğinden görünen kısım” dan kasıt nedir? Neden el kendiliğinden gözüken oluyor da, yüz oluyor da mesela sırt olmuyor? Allah “kendiliğinden gözüken” derken acaba bize neyi işaret ediyor tam olarak?

2-) Nur/60 ayetine baktığımızda Allah yaşlı kadınlara ziynetlerini göstermemek şartıyla “sıyab”larını çıkarabileceklerini söylüyor. Burada kastedilen ziynet  nedir? Bu soruya verilecek cevap Nur/31’e ışık tutumaz mı? Eğer saç ziynet ise Nur/60’a göre yaşlı kadın “sıyab”ını çıkarabiliyor ama başörtüsünü hala çıkaramıyor bu konuda ne dersiniz?

3-) Nur/31’de kadınların ziynetlerini gösterebilecekleri kişiler sayılıyor. Ziynetin ise sınırı çizilmiyor. O halde kadın kayınpederine göğüslerini gösterebilir mi?

4-) Ahzab 5’da “cilbab” kelimesi geçerken Nur/60’da Allah neden “sıyab” kelimesini kullanmış olabilir?

 Soru 1’den bu yazıda bahsetmeyeceğim. Bu yazının konusu diğer üç soru olacak.

 Sorularımı başlatan aslında soru 3 olmuştur. Şöyle ki Nur/31 de:

 “Ziynetlerini kocalarından, babalarından, kayınpederlerinden, oğullarından, üvey oğullarından, kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin ya da kız kardeşlerinin oğullarından, kendi (mü’min) kadınlarından yahut yasal olarak sahip oldukları cariyelerinden veya kendilerine bağlı olup cinsel isteklerden yoksun bulunan erkek hizmetçilerinden ya da kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklardan başka kimsenin önünde açığa vurmasınlar. “

 buyruluyor.

Hangi kaynaktan baksam kadının ziyneti= el ve yüzü hariç her yeri olarak yazılmış. Peki o halde, ayetin bu kısmı kapsamında bir kadın kocasının babasının yanında memeleri açık olarak oturabilir mi? 

Bakın Google’da aramalarında İslami bir  konuda fetva aradığınızda muhakkak karşınıza ilk sayfada çıkan sitelerden birinde kaynak tam da bu soru sorulmuş. İsterseniz kendiniz bakın; soruya cevap verilmiş mi? Değil bu site, onlarca sitede ben bunu araştırdım ve sorduğum soruya cevap bulamadım.

 Bölüm 2: -Gerekçe-

Tekrar soruyorum: Ayete göre kadının saçı ziynet midir; “evet”, kayınpederinin yanında saçını açabilir mi “evet”; kadının “memesi” ziynet midir “evet”, (ayette ziynet derken sadece saçı veya boyunu vs. değil tamamını kastediyor; herkes bunda hemfikir) o halde ayete göre “memesini” gösterebilir mi? “….??”

 Bu soruya ilişkin hiç bir cevap bulamadım demek haksızlık olur. Bulduğum cevaplardan ilki (şu anda hangi sitede rastladığımı hatırlayamadığım için linkini veremiyorum ama) ayetin bu kısmının verilen bir ruhsat olduğunu belirtiyor; bazı durumlarda olabilecek maksimum sınırı kapsadığını ifade ediyordu. Fakat bu sonuca nasıl ulaşıldığına dair bir delil getirilmediği için bu açıklama beni tatmin etmedi. 

Diğer bir cevap ise; ilgili kısmın yanlış çevrilmiş olduğu idi.  kaynak Orada şöyle bir çeviriye rastladım : “Ziynetlerini açığa çıkarmasınlar, sadece kocaları için [çıkarsınlar]; yani babalarına [dahi], kocalarının babalarına, oğullarına, üvey oğullarına, erkek kardeşlerine, erkek kardeşlerinin ya da kız kardeşlerinin oğullarına, kadınlarına, yeminlerinin anlaşmalı olduklarına, kendilerine bağlı olup da cinsel isteklerden yoksun erkeklere, kadınların avretlerinin farkında olmayan çocuklara [dahi] açığa çıkarmasınlar;”

 Çeviride “ev” bağlacına “yahut” değil “dahi” anlamı verilmişti, ancak okuduğum yaklaşık 30 çevirinin hiç birisinde böyle bir çeviri yoktu ve “ev” bağlacına dahi anlamı verilebilseydi en az birisi verirdi diye düşündüm ve ayrıca cümlenin gidişatından burada koyulan bir kurala istisna hallerinin sayıldığının anlaşıldığını düşündüm ve bulduğum bu cevap da beni tatmin etmedi.  


Edit: Yapmış olduğum eleştiriye ilgili siteden gelen güzel cevabı da yayımlamayı borç bilirim:

…….“Çünkü burada bir kural koyulması ve ardından istisnalarının sayılması durumu vardır.” demişsiniz.

Bu haklı söyleminizin nedeni, Kur’an’ın inmiş olduğu dönemdeki dil bilgisi kuralları ile değil de, sonraki yüzyıllarda geliştirilen, oturtulmuş kaideleri ile yapılan bir bakış açısından kaynaklanıyor. Dolayısıyla bir bayan ziynetini, örneğin göğüslerini, göbeğini, poposunu vs. kayınpederine gösterebilir veya bir yandan ayetlerde “tek Veli Allah’tır, Şefaat tümden Allah’a aittir” der iken, diğer bir ayette “Allah’ın velilerinden (Yunus-62), başkalarının şefaatinden”bahsediyor olması gibi çelişkiler çıkabiliyor.

Önemli olan Kur’an içinde tutarsızlığa neden olmayacak şekilde Kur’an’ın kendi dil bilgisi kuralını bulmaya çalışmak olmalıdır.

İddiam şu: Evet, bu ayette bir kural koyma var; ama istisnaların teker teker sayılması değil de, tek bir istisnanın, yani kocanın istisna edilmesi ve ardından önceki fiile (ziynetlerini “göstermesinler”) atıf yapılarak “ew” bağlacı ile “ve hatta, ve dahi” kimlere gösterilmemesi gerektiğinin sıralaması var.

Beni bu şekilde düşünmeye sürükleyen nedenlerimi sıralayayım:

1- Çok sayıdaki istisnaların teker teker sayılması ve “ziynetlerini “göstermesinler” fiiline atıf için “ew” değil de “we” yani Türkçe’mizdeki “ve” bağlacının kullanılması gerekirdi. Yani, ziynetlerini kocaları ve babaları ve kayınpederleri … dışındakilere göstermesinler şeklinde olmalı idi. Halbuki buradaki bağlaç “ew” dir.

“ew” bağlacının “ve hatta” kullanımı için örnek ayet:

“…artık atalarınızı zikrettiğiniz gibi, (“ew”) hatta daha kuvvetli bir zikirle Allah’ı zikredin” Bakara-200. İngilizcedeki “even” gibi…

2- “ew” bağlacı cümle içinde tek bir kere kullanılırsa “yahut” (seçeneklerden biri) veya “yani” anlamını taşır.

“ew” bağlacının “yahut” kullanımı için örnek ayet:………….. devamı için lütfen linke gidiniz 


 

Bölüm 3: – Bulgularım-

 

Soru: Nur/31’e göre bir kadın ayette belirtilen istisnai kişilere vücudunun nerelerini gösterebilir; sınır neresidir?

Bulgu  (Cevap ya da hüküm değil; sadece bulgu ) :

Bu sorunun cevabına ilişkin bulgularımın başlangıcı, yine aynı surede 60. ayette başlıyor. Aşama aşama ilerleyelim :

Bir nikah ümidi kalmayan, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların ise, ziynetlerini (yabancı erkeklere) göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir vebal yoktur. Yine de iffetli olmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir. (Elmalılı Çevirisi)

Dikkat edin; ziynet neresi/nereleri bilmiyoruz ama artık biliyoruz ki ziynetlerini asla gösteremeyecek. Peki ne yapabilecek; “dış elbiselerini” çıkarabilecek…

Bulgu 1: Yaşlı kadınlar için dahi ziynetler asla gösterilmiyor; dış elbiseler çıkarılabiliyor.

Dış elbise? Bu kelimeyi bir yerden daha hatırlıyoruz:

Ahzab/59: Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (Elmalılı Çevirisi)

Fakat iki ayette geçen ve dış elbise olarak çevrilen kelime esasında farklı.

Bulgu 2: “sıyab ve cilbab” kelimeleri (ilk ayette “sıyab”, diğer ayette “cilbab”)

Cilbab kelimesi = çarşaftır diyenler olduğu kadar hayır değildir diyenler de olduğu için “cilbab” araştırmamda ne yazık ki başlangıç noktam olamıyor; fakat “sıyab” kelimesi için bulgularım farklı. )

Sıyab kelimesi El-Müfehres’deki bulgulara göre Kuran’da tam 8 kez geçiyor. Bunların 7 sinde “elbise” olarak çevrilmiş “sıyab” kelimesi. Tabi ben Nur/60’da “śiyâbehunne”   şeklinde dişiye atfen kullanım olduğu için diğer 7 ayette yine dişi için kullanılmış olabilecek ayeti bulmaya çalıştım.

Bulgu 3: “sıyab” kelimesi toplam 8 ayette geçiyor.

Aradığım cevap meğerse 2 ayet önceymiş. daha önce başka bir bağlamda incelediğim ayet, bambaşka bir bağlamda karşıma çıktı. (not : öteki bağlamı merak edenler http://www.kuranincelemesi.org/kadin/nur-suresi-ayet-58-ve-59-cercevesinde-islamda-cariye-konusuna-devam/   bakabilir.

 

Nur/58 : Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz erginlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için, ne de onlar için bir mahzur yoktur. (Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz.) İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Elmalılı Çevirisi)

 

Ben burada ” öğleyin soyunduğunuz vakit” vurgusunu hiç anlamamıştım ; ama şimdi anlıyorum. İlgili kısım:

 

Bulgu 4: İlgili kısım: ” śiyâbekum mine-zzahîrati” ve hem erkek hem kadın için tartışmasız geçerli. 

 

Ayette insanın mahrem avret olabileceği 3 hal sayılıyor ve üçünün de ortak noktası aslında insanın ( erkek-dişi) soyunuk olacağı “sıyablarının üstünde olmayacağı” haller. Bu zamanlarda evde bizimle bulunan her kim varsa (eşimiz dahil; burada   meleket eymânukum ‘un köle ve cariye olarak yanlış çevrilmiş/yorumlanmış olduğunu ilgili yazılarımda paylaşmıştım, burada bu bir kez daha ispatlanıyor)

 

Bulgu 5: “sıyab” dış elbise değil; veya şu kesin ki yalnızca dış elbise değil -belki olabiliyordur bilmiyorum-, çünkü insan onu çıkarınca soyunuk kalıyor (çırılçıplak olmayabilir belki iç çamaşırlarıyla )

 

Peki, ayete göre Nur31’de sayılanlar dahi, bu üç halde izin almadan yanımıza giremiyor; bizi soyunuk göremiyor. Bizi “sıyab”sız göremiyor. çünkü ayete göre biz sıyab’sız mahrem haldeyiz.  

 

Bulgu 6: Nur/58, Nur/31’i açıklamış oluyor. Demek ki Nur/31’de bir sınır var. Üzerinizde “sıyab” olacak.

 

Peki, Nur/31’de sayılan istisnalar neden ayrıntılı bir şekilde bize bildirilmiş diye düşünüce şöyle bir düşünceye ulaşıyorum; bilmem katılır mısınız? Mesela; diyelim bir kadın bir erkek jinekoloğa muayeneye gidecek, ki bu durumda zaruret hali olduğu için fetva vardır ancak ben bu fetvanın delilini bilmiyorum ama Nur/31’in bunun delili olabileceğini düşünüyorum. Tabi ayette geçen “  mâ meleket eymânuhunne” ifadesini köle-cariye olarak anlarsanız bu düşüncede olamazsınız ancak önceki yazılarda ayrıntılı incelediğim/tartıştığım bu ifadenin kapsamına doktorun da girebileceğini düşünüyorum, çünkü o anda doktorla aranızda bir sözleşme vardır; hasta -doktor sözleşmesi. (ifade “yeminlerinizin/anlaşmalarınızın hak sahibi oldukları” veya “sağ elinizin sahip oldukları” şeklinde çevrildiğinde çelişkisizliği tüm olası çevirilerde sağlamaktadır; aksi halde onlarca çelişki ortaya çıkıyor, kaldı ki Nur/31’de köle diye çevirenler var; eşlerinin ziynetlerini evdeki köleye göstermesine izin versinler o zaman bakalım! )  

 

Bulgu 7: Nur/31 deki sayılan istisnai durumları Nur/58 ile birlikte düşününce bunun bir ruhsat olduğuna ilişkin delil olabileceği bulgusuna ulaşıyorum.

 

Şimdi de tehlikeli bir konuya giriyorum çünkü zihnim soru üstüne soru üretiyor. Nur/58’in çevirisini okurken dikkatimi çekti :

 

Sabah namazından evvel (çünkü bu vakit, elbise değişme vaktidir. Gecelikler çıkarılır ve gündüz elbiseleri giyilir), öğle sıcağından (yatmak için) elbisenizi çıkardığınız sırada, bir de yatsı namazından sonra (uyku için soyunduğunuz zaman). Bu üç vakit sizin için yalnız kalma vaktidir. Bu vakitlerin dışında ne size, ne onlara bir günah yoktur; (hizmet için) yanınızda dolaşırlar ve siz de birbirinize (odalarınıza) girip çıkabilirsiniz. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Allah Alîm’dir= her şeyi bilir, Hakîm’dir= hükmünde hikmet sahibidir.

 

Bakın 3 durumda da “sıyab” çıkarma durumu var. Peki bu üç durumda da kadının başında örtü var mıdır? Yoktur! Çünkü belli ki kadın yalnız. Kadının yalnızken başının açık olmasında mahzur yok olduğu konusunda icma var.

 

O zaman Nur/60’daki yaşlı kadına verilen ruhsat “sıyab”ını çıkarabilirsin ruhsatı iken ve devamında yine de sakınmaları/iffetli davranmaları vurgusu yapılırken, yaşlı kadına az önce kapsamı hakkında bulgularımı sıraladığım “siyab”ını çıkarma ruhsatı verilirken, ve ziynetlerini asla  gösteremezsin denilirken, eğer “saç” ziynet ise, “sıyab” hakkında yukarıdaki bulgularımla bir farklılık arzetmez mi?

 

Yine vurgulayayım, saç ziynet değildir, açılabilir gibi bir bulguya ulaşmaya çalışmıyorum, ancak tabiri caizse bu konuda bir algoritmanın olduğunu düşünüyorum çünkü Kur’an ayetlerinin birbirlerini açıkladığına inanıyorum, bu algoritmayı çelişkisiz olarak sağladığıma inanırsam veya birisi beni ikna ederse sonunda tek gözün kapatılacağı çarşaf giyme biçimi dahi çıksa zerre itirazlanmadan anında kabul ederim! 

 

Yazı çok uzadı; şimdilik bu kadar… 

Not: Yazılar uzun olmasına rağmen, bazı yerleri hızlı geçtiğimin farkındayım. Ancak amacım kimseye ahkam kesmek değildir ve bu sesli düşünmeleri belki olur da birileriyle birlikte düşünebiliriz fikri ile internet ortamında paylaşıyorum. Yazılarımda yer yer oluşan bu hızlı geçişlerin sebebi budur. İnanın bir konuyu kendi kendine tartışmak ve düşünmek başka, bu düşünceleri yazıya dökmek başka; ikincisi ise gerçekten çok zor bir iş…

 

 

Share

14 thoughts on “Humur, cilbab, sıyab, ziynet ….

  1. DEĞERLİ KARDEŞİM SORUNA YANITIM
    Nur Suresi 31. Ayet’ inin ayrıntılı incelemesi
    Tesettür ayeti ya da örtünme ayeti olarak anılan ve bazı kesimlerce kadınlara “başörtüsünü” farz kıldığı iddia edilen bu ayeti gelin dilbilimsel olarak inceleyelim. Hemen hatırlatalım ki Nur Suresi 60. ve Ahzab Suresi 59. Ayetleri de örtünmeyle ilgili ayetler olmakla birlikte burada ‘’başörtüsü’’ kavramını incelememiz nedeniyle, yalnızca Nur 31. ayeti incelemiş bulunmaktayız. Kur’an’da kadınların örtünmesiyle ilgili sınırları yalnızca bu ayetler belirlemektedir.
    (Aşağıdaki verdiğim bir mealden çok, Arapça metindeki sözcükler ve yönelim edatlarının getirdiği anlamlar korunarak, hiçbir ek sözcük ve yorum katılmadan yapılmış, birebir çeviri niteliğindedir. Tartışmalı sözcükler numaralandırılmış olup, aşağıda incelenecektir.)

    Nur Suresi, 31. Ayet:
    وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    Mü’min/İnanan kadınlara söyle: bakışlarından kıssınlar, iffetlerini(1) korusunlar. Ondan zahir/görünebilen(2) olan dışında süslerini(3) göstermesinler; örtüleriyle(4) açıklıklarının(5) üzerine vursunlar/koysunlar(6). Kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları, yeminlerinin sahip oldukları(7), taabiyetindeki/hizmetindeki arzu sahibi olmayan erkekler veya kadınların avretine(8) henüz zahir olmayan çocuklar dışında süslerini göstermesinler(9). Süslerinden gizledikleri bilinsin diye ayaklarıyla vurmasınlar(6b). Hepiniz Allah’a yönelin, ey mü’minler/inananlar ki kurtuluşa eresiniz.

    1) “İffetlerini” şeklinde çevrilen sözcük (فُرُوجَهُنَّ) “fürûce-hünne” olup tam manasıyla:
    “o kadınların furûc’u” demektir.

    Furûc, fe ra cim (ف ر ج) kökünden türemiş bir sözcük olup, sözlüklere göre “Farjun”un çoğuludur.
    Bu kökün anlamı: Açmak, ayırmak, aralamak anlamlarına gelir. Arapça ‘da “bacakları ayırmak” anlamından kaynaklanarak, “iffet” veya “kadının cinsel organı” anlamlarında kullanılmıştır. Ancak bir önceki ayette aynı sözcüğün “mü’min erkekler” için de kullanılmasından yola çıkarak, Kur’an’da bu sözcüğün cinsel organdan daha çok, kadının ve/veya erkeğin “cinsel iffeti” anlamında olduğu anlaşılmaktadır.

    2) “zahir olan” şeklinde çevrilen kalıp “ma zahera”dır. Za he ra (ظ ﻫ ر) kökünden gelen bu kelime “ortaya çıkmak, belirmek, ifşa olmak, algılanmak” anlamlarındadır. Türkçe ‘ye de aynı anlamıyla geçmiş bir sözcüktür.

    3) “Süslerini” olarak çevrilen kalıp “ziynete-hünne” (زِينَتَهُنَّ)dir. “Ziynet” (زِينَتَ), Arapça, “süslemek” anlamına gelen Za’ne (زَانَ) kökünden gelen bir sözcüktür. Ziynet sözcüğü sözlüklerde, süs, takı, mücevher anlamlarında bulunmaktadır. Ayrıca Kur’an’da alımlı, cezbedici anlamında da kullanılır(3/Al-ı İmran 14),güzel giysi(7/Araf 31) anlamında da kullanılır.Aynı anlamıyla Türkçe ‘ye de geçmiş bir sözcüktür. Ayette diğer dikkat etmemiz gereken nokta “süsler” kelimesi ile neyin kastedildiğidir. Bizim kanaatimize göre “süsler” kelimesi ile özellikle “göğüsler” kastedilmektedir. Çünkü ayetteki tüm noktalarla, mantıklı bir şekilde, göğüs bölgesinin uyum sağladığı kanaatindeyiz. Birincisi, ayette “yaka açıklarının kapatılması” geçiyor, yaka açıklarından ise göğüsler gözükür. İkincisi, ayette gizlenen süslerin belli edilmesi için “ayakların yere vurulmaması” geçiyor. Ayaklar yere vurulduğunda ya da kırıtarak yüründüğünde, vücutta belli olacak yer özellikle göğüslerdir (sutyenin o dönemde icat edilmediğini düşünürsek, bu daha da iyi anlaşılır). Üçüncüsü, ayetten kendiliğinden görünenler hariç süslerin kapanması söylenmektedir. Ne kadar kapatılmaya çalışılırsa çalışılsın özellikle iri göğüsler, çeşitli fiziksel hareketlerde, hatta rüzgârın esmesiyle elbise yapışınca bile kendini belli edebilir. Ayetten bunun doğal olduğu anlaşılır. Dördüncüsü, ayette süslerin kimlerin yanında açılabileceği söylenir. Kuran’daki diğer ayetlerden kadınların bir kısmının iki yıl gibi uzun bir süre çocuklarını emzirdiğini görüyoruz.(2/Bakara 233) ve (61/Lokman 14) Kadının, babası gibi yakınlarının yanında, çocuğu acıktığında ve ağladığında onu emzirmesi gerekebilir. Ayetteki bu açıklamanın özellikle bu konuda kadınlara büyük kolaylık sağlayacağı kanaatindeyiz. Ayetteki bahsedilen ifadelere, göğüs gibi uyan başka bir bölge bulunmadığı için süslerle özellikle göğüslerin kastedildiği sonucuna rahatlıkla varabiliriz.
    “Süsler” kelimesinden takı gibi maddelerin anlaşılamayacağı ayetin bütünsel olarak ele alınmasıyla açığa çıkar. Çünkü ayette, kadınların süslerini kendi kadınları yanında açabileceği geçiyor. Takı gibi maddeler tahrik unsurundan daha çok hava atma unsuru olabilir. Eğer bu hava atma olayı engellenmeye çalışılsaydı, buna ilk olarak, karşı cins erkekler yerine, aynı cinsten olan kadınlar dâhil edilirdi. Ayrıca ayakları yere vurunca hangi takı eşyası belli olur? Kendiliğinden gözüken takı ne olabilir? Araf suresi 31’de ziynet eşyalarının mescit yanında giyilebileceğinin söylenmesi; takıların, cami yanı gibi en kalabalık, toplu yerlerde de teşhir edilebildiğini, yani saklanmasına gerek olmadığını gösterir. Görüldüğü gibi mantıksal bir elemeyle gidildiğinde; ayetin, özellikle alımlı, cezbedici(ziynet Al-ı İmran 14’te bu anlamda kullanılmıştır) olması nedeniyle göğüs bölgesinin kapanmasının vurguladığı anlaşılır. Kısaca ‘’ziynet’’ ifadesiyle kadının özellikle göğüs bölgesi nezih biçimde belirtilir.

    4) “Örtüleriyle” olarak çevrilen sözcük “bi-humuri-hinne” (بِخُمُرِهِنَّ)dir. Birebir çevirisi:
    “o kadınların humuru ile” anlamındadır. Humur sözlüklere göre Hımar’ın çoğuludur. Geleneksel mealcilerin ve sözlüklerin “başörtüsü” anlamında çevirdiği bu sözcüğü, ayrıntılı bir şekilde inceleyelim.

    Bu sözcük (k)ha mim ra (خ م ر) kökünden gelir. Bu kökün anlamı:
    Üzerini kapatmak, kaplamak, saklamak, örtmek, gizlemek ve mayalamaktır. (Lisan-ül Arap,El Mucem ul Vasıf, El Müncid, , Tacul Arus)

    Bu kökten gelen Arapça sözcükler:
    – Hamr (خَمر) : Şarap (Lisan’ul Arab’a göre aklın örtüsüdür ve/veya üzüm suyu mayalanarak/çürütülerek yapıldığı için)
    – Hamira (خَمِرَ) : Fermentasyon / Tahmir (تَخْمِرُ) : Mayalamak / Muhammar (مُخَمّر) : Mayalanmış

    Bu sözcük dilimizde de benzer anlamlarda yer bulmuştur:
    – Mahmur: Gözleri uyku ile örtülü (göz örtüsü)
    – Hamur: Un ve su karışımının, mayalanmasıyla elde edilen pelte.

    Bilinen ilk (1290) derli toplu klasik Arapça sözlük çalışması olan İbn-i Manzur’un “Lisan-ul Arab”ın da bu sözcüğün “başörtüsü” anlamına geldiği bir karşılığı bulunmamaktadır!

    Lisan’ul Arab’da Veysel Karani’nin “insan örtüsü” manasında kullandığı, “Ben bir hımar içinde yaşıyorum” sözünü dahi alıntılayan, bu sözcüğü “uyku örtüsü”, “heyecan örtüsü”, “kötülük örtüsü” anlamında dahi kullanıldığını örnekleyerek gösteren sözlüğün, “kadınların taktığı başörtüsü” anlamını kaçırmış olması ihtimal dâhilinde gözükmemektedir.

    5) “Açıklıklarının” şeklinde çevrilen sözcük “cuyubi-hinne” (جُيُوبِهِنَّ)dir.
    Tam manasıyla:
    “o kadınların cuyub’u” demektir. Cuyub (جُيُوب) sözlüklere göre ceyb’in (جَيب) çoğuludur ve anlamı:
    “Cep, gömlek ya da yeleğin göğüs kısmı, göğüs, koyun” olarak verilmiştir.

    Türkçe ‘ye benzer anlamıyla, “cep” sözcüğü olarak geçmiştir. Genel mana olarak giysideki açıklık olarak anlaşılması en isabetli görülmektedir.(yaka açığı),aynı sözcük Hz. Musa’nın elini yaka açığına soktuğunu belirten ayetlerde de geçer.(27/Neml 12; 28/Kasas 32)

    6) “Vursunlar” şeklinde çevrilen sözcük “li-yadrib-ne” (لْيَضْرِبْنَ) dir.
    (z)da ra ba (ض رب) kökünün şimdiki zaman kalıbında, dişil, çoğul ve emir kipi ön ekiyle çekilmiş halidir. Bu sözcük çok geniş anlamlara gelebilen bir sözcüktür ve genellikle hangi anlamda olduğu cümlede geçtiği bağlama göre anlaşılır.
    Sözlüklerde aşağıdaki anlamlara gelebileceği bildirilmektedir:
    (İyileştirmek, vurmak, bir örnek olarak ortaya koymak/bahsetmek/benzetmek/karşılaştırmak, öne sürmek, gitmek, yürümek, basmak, seyahat etmek, terk etmek, karıştırmak, kaçınmak, kapatmak),anlamlarına gelmektedir. Ancak kalıp mealcileri ayetteki fiili ‘’hımar’’ sözcüğünü başörtüsüyle şartlandırdıkları için “felyedribne” fiilini de “salsınlar” diye tercüme etmektedir. Böylece ayet, “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okunacaktır. Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar” manasına gelmez! Bu fiille, örtünün “yaka açığına konulması” yani “yaka açığının kapatılması” anlatılır. Kuran’da “salsınlar, indirsinler” manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi “felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanmaz mıydı? Bu örnek bize, gelenekçi zihniyetin, kendi fikirlerini doğru çıkartmak uğruna gerektiğinde Kuran’da ki kelimelerin manasını kaydırmaktan çekinmediğini göstermektedir. (salsınlar, indirsinler diye bir anlamı kısacası yoktur! Arapçada “felyüdnine” sözcüğü bu anlama gelir ki ayette böyle bir kullanım bulunmadığını tekrar belirtmeliyiz.)

    6b) “vurmasınlar” : lâ yadribne (لَا يَضْرِبْنَ) burada “yürümek” anlamında, olumsuzluk ön ek ile dişil ve çoğul kullanılmıştır. Kastedilen ise kadınların, kırıtarak yürümemesi emredilmektedir.

    7) “yeminlerinin sahip oldukları” şeklinde çevrilen kalıp “ma meleket eymanu-hünne”
    (مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ) dir. Bu kalıp mealciler tarafından “ellerinin altında olanlar” şekline uyarlanarak, “cariye” anlamına yorumlanmaktadır. Aslında bunun da tartışmalı olduğunu belirtelim, nedeni ise Kur’an’da geçen ifadeler köleliği değil, savaş esirliği kavramını, belirtmektedir. Savaş esiri kadınlarla nikâhsız zorla ya da parayla cinsel ilişki kurulabilmesi biçiminde anlatılan ve Kur’an’da geçmeyen ‘Mut’a nikâhı’ uydurması reddedilmelidir, çünkü savaş esiri de olsa kimse fuhuşa zorlanamaz! (24/Nur 33),zinanın da yasak olduğunu göz önünde tutulursa, bu yorum kabul edilemez. Kur’an’da kölelik, cariyelik değil; koruyucu aile sözleşmesini belirtmek için, gözetim altına alınan, savaş esirlerini “ma meleket eymanu-hünne” ifadesiyle belirtilir(savaş esirliği statüsü), Mut’a diye bir kelime de ayette kullanılmamaktadır. Ayrıca saç, gelenekçilerin, namahreme açılması yasak olması yorumu doğru olsaydı; ayette gözetim yetkisi altında olan kimse ile kastedilen savaş esiri erkek ve kadınların, evdeki hanımların saçlarını, açık başlarını görebilmesi nasıl caiz olurdu? Çünkü savaş esiri namahrem biri olmakla beraber, ayette mahremlerle birlikte belirtilmesi nedeniyle ‘’hımar’’ kelimesi mahremleri de kapsayan bir örtü/giysi olmalıdır. Özel başörtüsü demek anlamsızdır. Çünkü ayetteki örtünme evde bulunan mahremlere karşı da söz konusu olması açıkça belirtilmiştir(ahlaki örtünme kuralı),ayette ki ‘’hımar’’ terimini giysi, örtü değil de başörtüsü olarak algılamak da kısacası tutarsızlıktır. Ayetteki ‘’Hımar’’ kavramı bütün olarak düşünülmelidir.
    Özetle kölelik, cariyelik konusu bu çalışmada esas tartışılan mesele olmadığı için, bu konuya da derinlemesine girilmeyecektir.

    8) “avret” Türkçe’de de tamamen aynı anlama geldiği için olduğu gibi bırakılmıştır. Çoğuldur. “Vucudun mahrem yerleri” anlamına gelir. Açılıp, gösterilmemesi gereken vücut bölümleridir.

    9) “göstermesinler” diye çevirilen kalıp “lâ yub’dine” (لَا يُبْدِينَ) dir. be dal ve (ب د و) kökünün şimdiki zaman kalıbında dişil, çoğul, dönüşlü ve olumsuzluk edatıyla çekilmiş halidir. Bu kökün taşıdığı anlam sözlüklerde:
    Açık olmak, ifşa olmak, tehşir olmak anlamındadır.

    Çözümlemeler ve Çarpık Yorumların Reddiyeleri:

    1) Ziynet (Süs) :

    ####“Ziynetle kasıt kadının tüm bedenidir, çünkü kadının tüm bedeni estetiktir (süslüdür). Bu ayete göre kadın gözleri hariç tüm vücudu kapatacak şekilde giyinmelidir.”####

    Ziynet ile kasıt kadının tüm vücudu olabilmesi zorlama bir yorumdur. Kadın bedeninin estetik olduğu, çekici olarak yaratıldığı, tartışılmaz bir gerçektir.(3/Al-ı İmran 14) Ancak kadının tüm bedeninin örtülmesini dayatmak ilgili ayete açık bir muhalefettir. Ayrıca Peygamber zamanında kadınların güzelliklerinin anlaşılabildiğini de Kur’an da açıkça görmekteyiz (33/Ahzab 52)

    Kadına bunu dayatmak, ayrıca ayette ki:
    “illa ma zahera min-ha” (إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا) “ondan zahir/görünebilen olan dışında” uyarısını açıkça çiğnemektir.

    Ayrıca yine aynı ayette ki :
    “mâ yuhfîne min-zîynete-hünne” (مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ) “Süslerinden gizledikleri…” deyişi, süsün tamamının değil, ancak bir kısmının gizlendiğini açık ve net ortaya koymaktadır. Bütün vücut olduğu değil!

    ####“Ziynet ile takılar ve mücevherat kastedilmektedir.” ####

    Bu da sağlıklı bir yorum değildir. Yukarıda buna uzunca, nedenleriyle değinmiştik. Hem kadınların ziynetlerini (süslerini) açabilecekleri kişiler sayılırken:
    “…arzu sahibi olmayan erkekler veya kadınların avretine henüz zahir olmayan çocuklar…”bilgisiyle, özel olarak kadının “avreti” olan, karşı cinste de cinsellik uyandıran bir anlam içeren, süsün kastedildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle ‘ziynet’ ayette de görüldüğü gibi cinsellik duygusu uyandırabilecek, kadın vücuduyla ilgili bir kavram olduğu açıkça görülmektedir ki takı, mücevher biçiminde algılamak anlamsızdır. Kavramın ne anlama geldiğine de yukarıda değindiğimiz için tekrar yazma gereği görmüyoruz…

    #### “Ziynet ile ziynet yerleri (takı takılan yerler) kastedilmektedir. Öyleyse kadınlar takı taktıkları yerlerine kadar örtünmelidirler.”####

    Bu mantığa dayanarak farklı mezhep âlimlerinin(!) farklı içtihatlara vardıklarını biliyoruz. Bazılarına göre kollarda bilezik takılan bileklere, ayaklarda halhal takılan ayak bileklerine, boyunda gerdanlık takılan kısma kadar örtülmesi istenmiştir, hatta ellere takılan yüzük nedeniyle eldiven de yaz-kış zorunlu kılınmıştır! Bazıları işi daha da ileri götürerek, yüzük takılan ellerin dışında, saçlar eğer kapalıysa o zaman göz, dudak karşı cinste daha tahrik etkisi, oluşturduğu için yüzün de kapatılmasını unutmamış, peçeyi de şart koşmuştur! Ayrıca küpe takılan kulaklarla ve hızma takılan burnu da buna dâhil edenler olmuştur…
    İşin garip tarafı, kadın bu takıları takmasa da, bu yerleri örtme zorunluluğunda olmuştur. Çünkü ayet güya tüm vücudu yani “ziynet yerlerini” kastetmiştir, ziynet olan bazı yerleri değil!? Bu yorum mescitlerde erkek-kadın inananların güzel giysi ve süslerini giyinmesini öneren ayete açık bir muhalefettir(7/Araf 31)
    Hâlbuki ayet ziynet olan ve görünebilen kısımların dışındaki alımlı vücut yerlerini kastetmiştir, bütün vücudu değil! Ziynet yerleriyle tüm vücut kastedilmek istenseydi en basit bir şekilde:

    “emâken el-ziynet” (أمَاكَن الزِينَة) denilebilir, görünebilen kısımlar dışında ifadesi de ayette yer almazdı! Ayrıca Al-ı İmran 14. Ayette ziynet kavramı, süs-takı değil; alımlı, çekici, cezbedici anlamında kullanılmaktadır ki bu Nur 31 de ki kullanıma daha uymaktadır. Bu yorumlardaki yanılgıların temel nedenlerinden biri de ne yazık ki ‘’ziynet’’ ifadesinin yanlış anlaşılmasıdır.

    2) Hımar (Örtü) :

    ####“Lisan’ul Arab’da, şarap aklı örttüğü için “Hamr” adını almıştır demektedir. Akıl da baştadır, bu durumda hımar da baş örtüsü olur.”####

    Hamr’ın (şarabın) aklı örtmesi ve akıl-baş ilişkisinden hımarın da başörtüsü olduğu iddiası, son derece tutarsız bir zorlamadır. Buna karşıt olarak, basit bir ters mantıkla baş-akıl ilişkisinden de “hımar başı örter”, akıl da baştadır, “öyleyse hımar akıl örtüsüdür” ve öyleyse şarapla aynı hükümdedir denilebilir, tersine mantıkla denilmesi gerekir… Üstelik Kur’an’da kullanılan bir kelime, her ayette aynı anlamda olmayabilir!
    Bu iddianın çürüklüğüne dair çok daha önemli başka bir delil de; Kur’an’a göre aklın sadece “baş” ile ilişkilendirilemeyeceği gerçeğidir. Çünkü Kur’an vahyine göre akıl başta değil, kalptedir. (Bkz. Hac Suresi 46. ayet, Araf suresi 179. ayet ve Muhammed(Kıtal) suresi 24. ayet ).Ayrıca Yusuf suresi 36. ve 41. ayette hamr tartışmasız akıl uyuşturan, ‘’şarap’’ değil ‘’üzüm suyu’’ anlamında kullanılmaktadır ki ayette sıkılır fiili geçer; hâlbuki şarap sıkılmaz yapılır, üzüm suyu sıkılır! Üstelik Yusuf Peygamberin ona bir vahy nimeti olarak kalkıp ta rüya tabirinde, sarhoş edici şaraptan söz etmesi düşünülemez, bu nedenlerle hamr tartışmasız aklı uyuşturmayan üzüm suyu anlamına gelir! Ayrıca yüce Allah dünyada yasakladığını, ahirette ikram etmez. Eğer ahirette ikram ediliyorsa, dünyada yasaklamaz. Zaman zaman tekrar edeceğimiz gibi, Kur’an-ı Kerim bir yönüyle insan mantığı ile gelmiş ilahi bir kelamdır.(51/Zariyat 23).Ayrıca Muhammed suresi 15’de de yine geçen lezzet veren “hamr”ın üzüm suyu (şıra) manasına geldiğinin mezkür ayette ve Kur’an da başka delilleri, karineleri de vardır. Hamr ile birlikte zikredilen diğer üç şey Allah’ın helal kıldığı rızıklardır; su, süt ve bal şerbeti. İkincisi, Araplar meyva sularına da, meyvelere verdikleri isimleri verirler. Tüffah-elma dedikleri zaman hem elmayı, hem elma suyunu kastederler. Bütün meyveler için böyle kullanışlar söz konusu olduğu gibi, “semera” kelimesi de, hem meyveler, hem meyve suları için kullanılır. “Süzme bal ırmaklarından…” sonra gelen cümle, “bütün meyvelerden…” ile başlamaktadır. Gelenekçi dostlarımız bu cümledeki mahzuf mübtedayı (özneyi) Rahman Suresinin 52. ayetindeki “zevcân- yaş ve kuru meyve”dan alarak, bütün meyvelerin yaşı ve kurusu vardır.” şeklinde cümleyi tamamlamışlar, mahzufu açığa çıkarmışlardır. Halbuki bu ayette, bu cümleden önceki 4 cümlede, “enhar-nehirler” kelimesi geçmektedir. Burada mübtedası (öznesi) mahzuf olan 5. cümledeki açığa çıkarılması gereken mübteda “enhar-nehirler”dir. “onlar için bütün meyvelerden meyve suyu ırmakları vardır.” demek, 3. cümledeki “hamr” ın meyve suyu, yani şıra manasına geldiğinin karinesidir. Gelenekçiler hamr sözcüğünün bu manasını, Kur’an’da ki farklı türevlerini, aklı uyuşturmayan anlamını görmezden gelirler… Bunun yanı sıra;
    Lisan’ul Arab’da: HMR kökünün tef’il siygasındaki kullanımı Tahmir (تخْمِيرُ) sözcüğünü şöyle tanımlamıştır:
    “Yüzünü ört” ve “testini ört/mayala” derken olduğu gibi. (خَمَّرَ وجْهَهُ وخَمِّرْ إِناءك)
    Yüzü örtmek için “tahmir” fiili kullanılabiliyorsa, bu durumda hımar, yüz örtüsü yani peçe de olur.
    Ayrıca açık bir şekilde 1000 yıl önce de mayalamak anlamına geldiği görülen tahmir, bu anlamını köken bilimsel olarak, mayalamak için testinin üzerinin örtülmesinden alıyorsa, bu durumda hımar, testi örtüsü de olur! Gelenekçiler sözlüğün bu kısımlarını da yine görmezden gelmektedir! Hem de ‘’hamr’’ ifadesinin yalnızca sarhoş edici değil; aklı uyuşturmayan üzüm suyu anlamında kullanılmasını da göz ardı etmeleri yanılgısıdır!(Muhammed 15,Yusuf 36 ve 41. ayetlerinde bu açıkça belirtilir.).
    Üstelik ayette ‘’Hımar’’ kelimesinin vücubu yani emredilen esas istenilenin, yaka açığı olduğu anlaşılır, eğer ‘’hımar’’ şapka gibi başı kapatan bir giysi olsa(başörtüsü) nasıl ‘’şapkalarını başlarına koysunlar’’ diye bir cümle kurulmazsa; çünkü şapka zaten başı kapatır, baş denmesinin gereği yoktur. Ayette de bu mantıkla göğüslerin olduğu, yaka açığı anlamındaki‘’ceyb’’ ifadesi kullanılmazdı! Buradan da ‘’hımar’’ kelimesinin başka amaçlar için kullanılan çok amaçlı bir örtü olduğunu, yalnızca başörtüsü anlamında olmadığını görürüz. Zaten gelenekçiler bunu bildiği için başörtüsüyle, göğüs kapatılamayacağı nedeniyle ayette geçen fiili olmayan manasıyla; salsınlar, indirsinler, aşağıya doğru sarkıtsınlar biçiminde bir anlam yüklemektedirler ki ‘’hımar’’ kelimesini, başörtüsü anlamını sabitleyebilsinler! buna da yukarıda uzunca değinmiştik… Kısaca Hamr sözcüğünün içecek biçimindeki anlamları Üzüm, üzüm suyu, şıra(aklı uyuşturmayan içki),şarap(aklı uyuşturan içki anlamlarıdır)

    ####“Hadislerde hımar, başörtüsü olarak geçiyor.”####

    Öncelikle rivayetlere dayandığını bildiğimiz hadislerin hiç birinini Kur’an’ı açıklayabilecek güvenli bir kaynak olarak görmediğimizi önemle belirtelim.
    Ancak hadisleri kaynak olarak kabul edenler için bile, hımar sözcüğü hadislerde “hımar”(örtü) diye geçer. Özellikle başa bir atıf yoktur.

    Örnekler verelim:
    (ayrıca uydurma olabileceği söz konusu olabilecek bu hadisleri yazmak ve paylaşmaktan doğacak vebalden Allah’a sığınırız.)

    Müslim, Libas 7-2068
    وأما أسامة فراح في حلته فنظر إليه رسول الله – صلى الله عليه وسلم – نظرا عرف أن رسول الله – صلى الله عليه وسلم – قد أنكر ما صنع ، فقال : يا رسول الله ما تنظر إلى وأنت بعثت إلى بها ، فقال – صلى الله عليه وسلم : ” إني لم أبعث بها إليك لتلبسها ، ولكن بعثت بها إليك لتشققها خمرا بين نسائك

    “Akşamüstü Üsame elbisesinin içinde çıkageldi. Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) ona farklı bir bakışla bakınca yaptığından hoşlanmadığını anladı. Dedi ki, “Ya Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana neden bakıyorsun, onu bana sen göndermiştin. Dedi ki, (sallallahu aleyhi ve sellem)”Ben onu sana giyesin diye göndermedim. Ama onu sana gönderdim ki, kadınların arasında hımar olarak pay edesin.”

    Görüldüğü üzere özellikle başa bir vurgu yoktur… Kadınları arasında hımar/örtü/giysi olarak dağıtması söylenmektedir.

    El-Muvatta, Libas, 4, hadis no 6
    عَلْقَمَةَ بْنِ أَبِي عَلْقَمَةَ ، عَنْ أُمِّهِ ، قَالَتْ : ” دَخَلَتْ حَفْصَةُ بِنْتُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَلَى عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ وَعَلَى حَفْصَةَ خِمَارٌ رَقِيقٌ, فَشَقَّتْهُ عَائِشَةُ عَلَيْهَا ، وَكَسَتْهَا خِمَارًا كَثِيفًا ” .

    “Alkame b. ebî Alkame annesinin şöyle dediğini naklediyor: Abdurrahman’ın kızı Hafsa müminlerin annesi Ayşe’nin yanına girdi. Hafsa’nın üzerinde ince bir hımar vardı. Ayşe onu parçaladı ve ona kalın bir hımar giydirdi.”

    Görüldüğü gibi, bu hadisten de hımar’ın başörtüsü olduğu çıkartılamaz!

    Kütübü Sitte’den bir hadis (5-3696):
    وعن بل رَضِيَ اللَّهُ عَنْه: أنّ رسولَ اللَّهِ مَسَحَ الخُفَّيْنِ وَالخِمَارَ
    “ve Bilâl’den (radıyallahu anh) : Resulullah çorapları ve hımarı üzerine meshetti.”

    Burada Hımar’ın peygamberin de giydiği bir giysi olduğu anlaşılmaktadır. Mesh edilen yer ayaklar ve baş olduğu bilgisinden yola çıkarak, bu hadiste bahsi geçen hımar lafzının “baş örtüsü” anlamına gelebileceği söylenebilir. Nitekim hadis alimleri(!) burada hımarın sarık anlamında olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak peygamberimiz bir erkek olduğuna göre, hımar için, özellikle eşarp, türban, yazma, vs. gibi “sadece kadınların kullandığı bir başörtüsü” tanımlaması artık yapılamayacak demektir.

    Sözcüğün bu yukarıdaki kullanımında hımar, hem erkek, hem de kadınlar için bir örtü/giysi olduğuna göre, bu durumda hımarın erkeğe olan farziyeti her ne ise, ilave bir hüküm verilmediği sürece kadına da aynısı olmalıdır.

    Sonuç olarak hımar genel anlamda çok amaçlı kullanılan bir örtüdür.
    Nasıl ki “rasile” (رَسِلَ) elçi göndermek fiili iken, “rasul” (رَسُوْل) elçi oluyor ise,
    “hamira” (خَمِرَ) örtmek/mayalamak fiili iken, “hımar” (خِمَار) da örtü/maya olur.
    “Başörtüsü” bir “Hımar/Örtü” olabilir… Tıpkı sarığın, peçenin, pantolonun, gömleğin olabileceği gibi. Ancak “Hımar” yalnızca “başörtüsü” anlamına daraltılamaz!

    3) Ceyb (Açıklık/Cep):

    ####“Ceyb yakadır, ayette başörtülerinin yakalara salınması/indirilmesi emredilmektedir.”####

    O dönemde yakalı giysi yoktur… O coğrafyada yakalı giysi hala yoktur. Bu yüzden ceyb bizim anladığımız “gömlek yakası” gibi değil, “giysinin iki tarafı arasında kalan açıklık” anlamında bir yakadır.

    Ayrıca ayette salmak veya indirmek gibi aşağıya doğru anlamı taşıyan hiçbir lafzı yoktur. Hımar için de özellikle ve sadece başörtüsüdür denemez. Üstelik başörtüsünü Kuran’a mal etmek isteyen zihniyet, yukarıda da değindiğimiz gibi, açık bir saptırma yaparak “felyedribne” fiilini “salsınlar” diye tercüme etmektedir. Böylece ayet, “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okunacaktır. Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar” manasına gelmez. Bu fiille, örtünün “yaka açığına konulması” yani “yaka açığının kapatılması” anlatılır. Kuran’da “salsınlar, indirsinler” manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi “felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanmaz mıydı gerçeğini tekrar hatırlatma gereği duyuyoruz.

    ####“Ceyb göğüs çatalı demektir, ayette kadınların göğüs dekoltesinin kapatılması emredilmektedir”####

    Olabilir. Ancak ceyb sözcüğü Kassas suresinde Musa peygamber için şöyle kullanılmıştır:
    Kassas Suresi 32nci Ayet’in başlangıcı:
    (…اسْلُكْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ)
    Elini koynuna sok, bembeyaz çıksın…

    Musa peygamberin de ceybi olduğunu anlıyoruz, ancak erkek olduğu için bu sözcük onun için göğüs çatalı anlamına gelemez. Bu nedenle koyun diye çevrilmiştir. Musa peygamberin yapması istenen bu hareketi, elini esvabının göğüs kısmındaki açıklıktan içeri doğru bir sokuş olarak yaptığı şeklinde resmedilir.

    Sonuç: Ceyb genel anlamıyla elbisedeki açıklıktır. O dönemin ve coğrafyanın giyim tarzına bakılırsa bu açıklığın göğüs üzerinde olduğu söylenebilir. Ancak elbisenin açıklığı (cep) anlamı daha genel ve kapsayıcı bir kabul olacaktır. Bugün ile okursak, kadınların giydikleri eteklerin yırtmacı da “ceyb” tanımı dâhilinde düşünülebilir.

    4) lâ yubdîne (Göstermesinler/İfşa etmesinler) Lafzı
    ####“Ayette ‘lâ yubdîne’ denmiştir. Öyleyse kadınlar tamamen kendilerini göstermeyecek şekilde kapanmalıdırlar”####

    Bu yine “illa ma zahera min-ha”
    “zahir olan (görünen, bilinen, algılanan, açık olması doğal karşılanan) hariç”
    Emrine açık bir muhalefettir.

    Bu örnekte bir yöntem hatasının da tespitine yer vermek isteriz. Geleneksel yorumcu, 84 sözcükten oluşan ayetten sadece 2 tanesine odaklanıp; bağlamlarını da atarak yorum yapmaktadır. Böylesi çarpık, sakat ve hastalıklı bir bakış açısıyla dileyen, kadına yürümeyi de haram kılabilir:
    lâ yadribne bi erculi-hinne (لَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ) “ayakları ile yürümesinler”

    SONUÇ:

    Nur Suresi 31’nci ayetten kadının örtünmesi ile ilgili hükümlerin olduğu doğrudur. Örtünmeyle ilgili bir ayettir. Ancak bu ayetten farz olarak:
    – Başörtüsü / Türban vs..
    – Çarşaf / Burka vs..
    Çıkartılamaz! Başörtüsü olgusu temelde sıcak iklim şartları nedeniyle, erkeklerin sarık takması gibi kültürel koşullanmışlığın bir nedeni olabilir. Zaten çöl ikliminde, aşırı sıcaklar nedeniyle başka nasıl giyilebilir? ,(16/Nahl 81) Özetle buradan baş kapamayı ahlaki bir gereklilik saymak anlamsızdır.

    Bu ayette kadına öğütlenen bir örtünme tarzı vardır. Ayetteki sözcükleri en genel anlamlarıyla yorumlayıp, günümüz koşulları ile okursak:

    Toplumca kanıksanmış olanın dışında süslerini/alımlı vücut yerlerini özelliklede ceyb ifadesiyle göğüslerini göstermemesi ve ayaklarını vurarak, diğer bir ifadeyle ayetin devamında göğüslerini sallayarak yürümemeleri ve göstermemeleri emredilmiştir…
    Örtüleriyle açıklıklarının üzerini kapatsınlar (dekolteyi örtsünler)…
    Kadın arkadaşları, aile fertleri, ev ahalisi ve ona cinsel arzuyla bakmayacak erkekler ki çocuk emzirme gibi istisnai durumlar ve (örneğin doktor) dışında da süslerini açmasınlar, denilir.
    Süslerinden/alımlı yerlerinden gizledikleri bilinsin diye de kırıtarak yürümemeleri, vurgulanır. Kadınlar peki nerelerini açabilecektir, nasıl giyinecektir sorusu sorulması durumunda ise öncelikle şunu belirtmekte yarar görmekteyiz. Örtünme emri irşadi (uyarıcı) bir emirdir. Başkasını tahrik etmeme, günaha sokmama, fitneye sebep olmama, kendisini ezadan, sarkıntılıktan, fitneden korumak içindir.“ Yüce Allah örtünme ayetinde, namaz abdestini anlattığı gibi ayrıntılara girmemesi, vücut kısımlarını tek tek izah etmemesi(5/Maide 6)bunun yanı sıra ayette ‘’görünebilen kısımlar dışında’’ gibi esnek bir ifade kullanması hikmetlidir. Tabi bu esneklikten biz teşhiri, şehveti öne çıkaracak, kadının kişiliği değil de dişiliğini öne çıkaracak biçimde giyinebilir sonucu asla çıkarılmamalıdır!(33/Ahzab 33). Bizler yüce Allah’ın burada kastının, açılıp-saçılmamak, teşhire, şehveti körükleyecek davranışlara, zina başta olmak üzere ahlaki-sosyal çöküntülere, yozlaşmalara izin verilmemesi ve bunu önce erkeğe emretmesidir.(24/Nur 30) ardından kadın vücudu daha tahrik edici olması nedeniyle(3/Al-ı İmran 14) kadını koruma adına, onun daha koruyucu bir biçimde olmasını, göz önünde tutularak, kapsamlı bir örtünme kuralı getirilir. Kadın her şeyden önemlisi duyu organları ve hareket uzuvları gerek işlevi; gerekse de iletişimi açısından açık kalması zaruridir, yani kadın gözüyle görür, kulağıyla işitir, dudağıyla konuşur, yemek yer, su içer kısaca baş kısmı açık olmalıdır. Elleriyle iş yapar, ayağıyla yürür. Bütün bunların ışığında yüz(özellikle göz-ağız-kulak)kısaca baş kısmı ve eller ve ayakları asgari olarak açık kalmalıdır. Saç ise ayette açıkça belirtilmemiştir. Hakkında açık bir nass bulunmayan bir konuda tekfire yer yoktur! Zaten kadının saçları da ziynet değildir. Ancak ses tonu nasıl işveli konuşursa, ziynet yani çekici-alımlı olursa; saçta doğal hali dışında boyatma ya da tahrik amaçlı kullanılırsa ziynet olur. Yoksa doğal haliyle saç zaten kadında başın bir hımarıdır! Üstelik kadının göz, dudak açık kalırken (33/Ahzab 52) saç gibi tırnak misali kestirip, atılabilecek cansız bir yerin (vücut uzvu da değil!)avret sayılıp kapatılması anlamsız ve bir o kadar zorlamadır. Saç eğer kapatılması ahlaki olarak emirdir! O zaman kadının saçtan, karşı cinsi daha etkileyici olan göz, dudak kısımlarının açık bırakılmasına cevaz verilmesinin hikmeti nedir diye de sorulabilir? Hâlbuki göz ve dudakların, saçtan daha tahrik etkisi olduğu şüphesizdir. Özetle ayette geçen ‘’Hımar’’ çok amaçlı kullanılan, geniş bir örtüdür, giysidir. Bu: Her türlü vücut hatlarını belirtmeyecek, şeffafta olmayacak bir şekilde olacak, dişiliği öne çıkarmayacak, kadını tacizden koruyacak her giysiyi kapsar.
    Nur Suresi 31.nci Ayetin günümüze seslenen yüce mesajı budur!NUR 69 TAKİ SİYAB İSE,HİMARIN ÜZERİNDEN GİYİLEN VÜCUDU SARAN BİR DIŞ GİYSİDİR,CİLBAB İSE VÜCUDUN ARKADAN ÖZELLİKLE ÖRTEN AHZAB 59 DA EMİR DEĞİL TAVSİYE OLAN DIŞ ÖRTÜDÜR,VÜCUDUN ÖNÜNÜ KAPATSA ZATEN SONRA İNEN NUR 31. AYETTE AÇIK OLAN GÖĞÜSLER KAPATTIRILMAZDI.

  2. yorumları yazarken sanki hiç hesaba çekilmeyeceğinizden emin olarak yazmışsınız.yorum getirirken kendi yazdığına ilk önce kendin inanmalısın.hem yanlış yazıyorsun, hem bilinçli yanlış yazıyorsun, yanlış yazdığın için kendinde inanmıyorsun.acaba niye böyle yapıyorsun? ayetlerin uygulama şekli sünnetlerde mevcut.hem eskiden alimler cevabını gayet güzel vermişler.bu cevaplar ömrü bitmiş pil değilki bugün kullanılmasın.ilim noktasında sizin hocanız dahi eski alimlerin en ami talebeleri hükmünde bile olamaz dedim ama size görede siz eski alimleri çok geride bırakmışsınızki böyle anlamsız yorumlar yapıyorsunuz.doğruları setretmeyin.bizim sizlerden beklediğimiz yanlışı değil doğruyu anlatmanız.doğru olmadıktan sonra ilim olmuş 300 dil bilmişsin önemli değil.islam dili, kur’an dili, sünnet dili siz hangisinden bahsediyorsunuz? siz hangi dilde konuşuyorsunuz?yoksa bizlermi bilmiyoruz bu dilleri?yazık.

  3. Hüseyin bey yazdıklarından hesaba çekilmeyecek misin diye tenkit ettiğiniz ve yanlış yazıyorsun ile kast ettiğiniz ben miyim ? Eğer ben isem gerekçelerini açıklarsanız sevinirim

  4. Hud suresi 1-2’ye göre önce hükümler verilir summe fussilet (sonra detaylandırılır) yani sonradan kurallar sayılabilir.Kur’an bu ilkeye göre okunur.Bunu inkar etmiş bunlar sonradan çıkartılmış demişsin bu yanlış.

    Yunus 62’de şefaat ile ilgili tek bir kelime geçmez ona da geçiyor birde çelişki var demişsin buda kritik bir hata.

    Allah’a şefaatin tümü aittir.İstediğine de bunu veriyor.Gaybtan elçilere bazı haberler vermesi gibi.

    Sorgulayın ama sorgulama aşamasında bunu herkese açmayın siz cevap bulursunuz bunu okuyup giden arkadaş sapar cevap bulamaz dinden soğur üstünüze kalır bu durum.

    Ayrıca görünenler ayrı zinetleri kapatın demesi Rum suresi 30’da ki fıtrata (anatomi/yaratılış) uygun olarak düşünülmelidir.

    Yaratılışa uygun din : Nefes alınan ağzı,burnu,gören gözü,mecbur işlevli olmak zorunda olan eli kapat demez.

    Bu göğüs görünebilir mi sorunu da samimi bulmuyorum tabi ki gözükemez.Komple Kur’an buna delildir.

    Onlar Kur’an’ı parça parça ettiler. (Hicr Suresi)

    Allah,parça parça edip hevesine uyanlardan eylemesin.

  5. bencede başörtüsü farz değil. çünkü başörtüsü farz diyen arkadaşlar ,başörtülerini yakalarının üstüne örtsün den. aa bak başörtüsü farz diyen gögüslerini ise füze gibi dışarı çıkaran 80ıq insanlardan duyuyoruz. hiç allah erkeğin içinden geçeni bilmezmi, iş yavrum memeye bak diyen abaza bi milletiz ders almazmıyız.. farz olan meme örtüsü, baş örtüsü gerçek te tekstil sektörünün ilkel oldugu dönemde uzun bi örtü tarzı hani şu isa resimlerindeki gibi helen resimlerindeki gibi giysi. tabi içinde don kilot giyerler giymezler bilemm ama uzun perdeleri giy sokaga cık koyun güt rüzgara karşı kafanı omzunu kapa, yapmış olan bir coğrafyanın erkeklere ben sexsimiyim baaak diye yaptıkları dekoltelerin yasaklanmmış olmasıdır bu.farz olan damı dötü gögsü saklamak. adamı şehvete sürüklememek, başörtüsü modadır moda :d yakışıyor çıtır sexilere

  6. yazınızı keyifle okudum. bu konuyu ben de uzun süredir araştırıyorum ve vardığım sonuç belki size çok bir yüzeysel gelecek bu kadar araştırma ve birikimin yanında… Ancak Kuran’ın tamamını türkçe okuyup da biraz araştırıp, bir adım geri çekilip büyük resme baktığımda vardığım nokta şu: Kuran evrensel ve tüm zamanlara hükmediyor ve eksiksiz. Allah yasaklarını bir bir açıkladığını da söylüyor. şarap, kumar, mal paylaşımı ve vasiyet konularında dahi bunu görüyoruz. Şimdi Allah’ın başörtü meselesinin önemli bir konu olacağını öngöremediğini ve bu nedenle sadece bir ayet ile açıkladığını düşünmek bile kuranın özüne ve inancımıza o kadar ters ve bir nevi şirk ki… Bir müslüman kadının eğer saçının kapalı olması gerekseydi, Allah ziynet yerlerinizi örtün, örtünüzü göğsünüze indirin ifadeleri gibi genel bir ifade ile değil de. Saçlarını, başlarını örtsünler, saçlarını kimseye göstermesin gibi bir ifade ile ya da hımar-ür-res gibi bir vurgu ile netliğe kavuşturmaz mıydı diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Çünkü benim zavallı beynimle düşünebildiğim bir şeyi haşa Allah’ın düşünemeyeceğini düşünmek de bir nevi şirk, bir nevi Allah’ı küçümseme gibi geliyor bana. Yani dur sen bunu tam açıklayamamışsın ya da hafifi geçmişsin de ben açıkça ifade edeyimcilik oynamak bu. Tabi burada mezhep olgusunun getirdiği dogmaların, Kuran’ın hacı hoca ve alimler dışında kimsenin haşa okuyup anlayamayacağı bir kitap gibi sunulduğu arap kültürünün tesiri büyük. Halbuki Kuran okuyan bilir ki, Allah ayetlerinde herşeyi herkesin anlayabileceği basitlikte ve netlikte yazmıştır ve ayet ne diyorsa odur. Altında gizli anlamlar aramak aslında bir nevi kuranın özüne de terstir. Allah örtülerini göğüslerine indirsinler demişse, kadınların örtülerini göğüslerine indirmesini istemiştir, örtünün baştan gelerek göğse kadar indirilmesini, saçların, başın örtülmesini isteseydi bunu söylemekten haşa aciz değildir. Maalesef türkçe kaynaklar da türkçe arapça sözlükler de bu konuda çok zayıf ve bazen arapça ingilizce sözlüklerden bakmak bile daha aydınlatıcı oluyor.

  7. Slm.
    Nur31 de
    “Çocuklardan AVRET yerlerini tanımayan hariç,ZİNETlerini göstermesinler”.
    Burada avret ve zinet arasında bir bağ var.

    Fakat ayet şöyle değil;
    “Çocuklardan ZİNETLERİ tanımayan hariç zinetlerini göstermesinler.”……veya
    “Çocuklardan avret yerlerini tanımayan hariç AVRETLERİNİ göstermesinler.”

    1.Zahir=”dış yüz”değil mi?
    Ayette bu kelimenin geçtiği yerlere dikkat edin.

    O zaman ayetin manası; “çocuklardan avreti zahirinden anlamayanlar hariç zinetlerini belli etmesinler”(bu kelimeye dikkat)

    Avret=cinselliği uyandıran kısımlar
    Zinet=avret yerleri
    Yübdine Zinetehünne=avret kısımlarının(dar pantolon tişörtle)ZAHİR edilmesi(belli edilmesi)

    2.Ayaklarını vurarak dikkat çekme ve başkalarının dikkatlice bakmasını sağlama.
    (kırıtarak yürüyerek vücut hatlarıyla dikkat çekme)

    3.Göğüslerin üzerini örtmek(şal,pardüse, biraz geniş elbise veya kot pantolonun üzerine giyilen uzun tişört veya etek)

    4.Bazı kısımlar ister istemez (nur31)”Kendiliğinden zahir olacak(belli olacak).”tabi ki.

    5.”Gözlerini sakınsınlar” ve “füruçlarını korusunlar” arka arkaya geliyor.
    Yani dar elbiselerle hatlarını sergilemek= furucunu korumamak.
    Bu kişilerin furuç yerlerine dikkatlice bakmak.=gözlerini sakınmamak.

    6.ahzab59da

    “Örtülerini üzerine örtsünler “diyor.Sonraki kısım bu örtünün ne derece kapatacağı ile ilgili olabilir mi
    “tanınmak” ve “eziyet görmemek”.Hem tanıyacaklar senin kim olduğunu(kara çarşafa girmeyeksin)hem de eziyet görmeyeceksin(dar elbiselerle köy meydanında gezip adını çıkarmamaya ve iftiralara dedikodulara uğramamaya dikkat edeceksin)Zaten ayette böyle yapmanız daha yakındır diyor.Burda bir öneri var sanki.Böyle yapmazsan sen eziyet çekersin. Gibi

    Bu şekilde düşünüyorum.Özellikle “tanınmaması ve eziyet görmemesi” arasında “ve”edatı değil “fe”edatı son tezimi çürütebilir.Anlamı “tanınması böylece eziyet görmemesi için” de olabilir.
    (yazılarımda arapça bilenler cevaplasın derken “yalnız onlar cevaplasın” falan demek istemedim. Yanlış anlamayın.sadece ben de merak ediyorum doğru mu düşünüyorum diye ve destek istiyorum.Benim arapçam yeterli olmayabilir. diye)

  8. “ayaklarıyla vurmasınlar.”ifadesinde “yere” kelimesi yok. Yani vurulan yer meçhul.

    2.Zaten insan yere vurmadan yürüyemez.(patenle ancak)

    3.Dersen ki “yere hızlı vurmak kasdediliyor.”

    O zaman kadın görenlerin dikkatini çeker, çünkü kadını engelli veya sarhoş zannederler.zaten 5 adım yürüyünce ne ayak kalır ne omurga.

    (Yalnız şu olabilir,ses çıkaran ayakkabılar giyip tak tak yürüyerek dikkat çekmek.)
    Bu pek ihtimal değil bence.

    4.Ayette yere vurmaktan bahsetmediği gibi “darb” kelimesi de bizim bildiğimiz vurmak değil.

    5. misali DARP ETmek.(13/17)
    Kadına DARP ETMEK.(4/34)
    Yola DARP ETTİĞİNİZDE..(2/273)
    Asanla taşı DARP et(2/60)
    Örtüleriyle üzerlerine DARP ETSİNLER(Nur31)

    6.aklıma gelen bunlar.Ben kuranda çokanlamlılığa katılmıyorum ortak bir anlamının olduğuna inanıyorum.

    Darp etmenin manası (tam olarak karşılığı bu değil siz anlayın.):etkisi altına almak,aktif duruma geçmek gibi..etkilemek gibi bir kelime.(“bi” Edatıyla gelirse “kullanmak, etkinleştirmek”)

    “Kadınları etkiniz altına alın”(kılıbıklık yapmayın gibi.)

    “Onları şu misalle etkile”

    “Yolu etkiniz altına aldığınızda”.yola çıkınca yol pasif sen aktif durumdasın.

    “bi”edatı alan kelimelere dikkat edin.onu kullanıp etken hale getirmeyi kasdediyor.)

    Asan ile taşa darp et.(biasake)(asanı kullan)

    Örtülerini darp etsinler.(bihumurihinne.)(örtülerini kullansınlar.)

    Burda da “(biercülihinne)ayaklarını KULLANARAK zinetlerini belli etmeye çalışmasınlar”.(halk arasında ki “kırıtmadan yürüsünler”)
    Biliyorum,ilk okuyuşta bana; “uydurma gardaş” diyeceksiniz fakat kelimelerin tek anlamının olduğuna inandığım için.

    Aslında vurmak kelimesi doğru fakat mecazi olarak vurmak. Bu kelime de etkilemek,onu aktif hale getirmek fiilini karşılıyor sanırım.
    (başka bir siteye yazdığım yazıyı kopyala yapıştır yaptım.onun için tartışmaya tam cevap olmayabilir)
    Bu fikir benim zannımdır

    Yukarıdaki yazıma bir düzeltme;
    Yübdine zinetehünne(nur31):zinetlerini belli etmek.(Cinselliği tetikleyen vücut hatlarını)
    Müteberricetin bizinetin(nur60):zinetini açmak.soyunmak.
    Zahir:zinetin dar giysilerle belli olması.zahiri(dıştan görünüşü)
    Diye düşünüyorum.siz ne dersiniz bakalım.

  9. Miras taksimi(matematik hatası iddiası) ile ilgili yazım var fakat uygun bir yer bulamadım.yardımcı olmanızı dilerim.

    1. Merhaba bana mail atarsanız “misafir yazılar” değerlendirip misafir yazılar kısmında yayınlayabilirim.

  10. sayfanizi ilgiyle okuyorum. Egerki bayanlarin baslarini örtmesi gerekmiyorsa , namaz kilarken ve kur ani kerim okurken örtmeleri gerekmiyormu? Aciklayabilirmisiniz. Tesekkür ederim

    1. -Neden başını örtüyorsun?
      -Erkekler görmesin diye
      -Peki evde yalnız Kuran okurken neden örtüyorsun, Tanrı sence erkek mi?
      _????

      Bu soruyu bence herkes sormalı… Kuranda hadi yorumlayarak baş örtüsü takılması gerektiğini anladık diyelim, buna saygım var, ancak Kuranın hangi ayetini yorumlayarak kadının Kuran okurken başını örtmesi gerektiğini çıkarıyorlar?

Leave a comment.

Your email address will not be published. Required fields are marked *.