Kur’an ve kölelik meselesi

Küçükken oynan bir oyun vardır.  Birisi gelir ve size cevabı hep “beyaz” olan sorular sorar ve sorularına çok hızlı cevap vermenizi ister. Oyunun bir kuralı vardır; düşünerek cevap vermek yasaktır: Sorular ardı ardına gelir: “Tuz ne renk”, “şeker ne renk”, doktorun gömleği ne renk”… Burada amaç zihninizi “beyaz” rengine odaklamaktır. Ve sonunda final sorusu gelir: İnek ne içer? Burada cevap %99 “süt!” olacaktır. Çünkü beyaz rengine şartlanan zihnimiz inek ile süt ilişkisini kurar ve hızlı düşünmek kuralını çiğnememek adına cevabı verir.

Daha önceki yazılarımda Kuran’da asla geçmeyen bir kelime olan “cariye” kelimesinin çevirilere nasıl girdiği konusunu ayrıntılı incelemeye çalışmıştım. Tabi mesele aslında ilgili tüm kelimeleri incelemeden kapanmıyor bu da bir gerçek. Çünkü meseleyi anlamada tam ve çelişkisiz bir sonuca ulaşmak için karşımıza “köle, cariye” olarak çıkan tüm kelimelerin Kur’anda nasıl kullanıldığını incelememiz lazım. Daha önceki yazılarda özellikle “cariye” kelimesi üzerine yoğunlaşmıştım. Bu yazıda da meselenin başka bir boyutundaki bulgularımı paylaşmaya çalışacağım.

Özetlersek, bizim çevirilere köle ve cariye olarak giren bu kelimeler aslında aşağıda tespit edebildiğim 4 temel kavramın çevrilmiş hali…

1-       “Meleket eyman” = Sağ ellerinizin sahip oldukları

2-       Abd

3-       Rakebe

4-       Emet

Yani Allah’ın farklı ayetlerde farklı farklı kelimeler ve kavramlar kullanmasına bakılmaksızın bu kelimeler genellikle hem “köle ve cariye” olarak çevrilmiş.

İşte, bu durum yazıma neden bir çocuk oyunu örneği ile başlama ihtiyacı duyduğumu açıklıyor. Çünkü bir kere “kölelik ve cariyelik” konusunda zihni bir şartlanmaya sahipseniz ve bu konuda etraflı düşünmeyi de gereksiz görüyorsanız (nasıl olsa bu meseleler halledilmiş meseleler) o zaman Allah’ın neden farklı farklı kelimeler kullanmış olduğunu araştırmaya gerek duymazsınız veya bir başka deyişler bu konuyu araştırmamış olmanın eksikliğini hissetmezsiniz.

Şimdi size bir ayet ile örnek vermek istiyorum:

Yazının devamında paylaşacağım ayet çevirileri ile birisi pekala “işte Kur’an’da kölelik gayet normal bir durum olarak belirtilmiş hatta örneklere bile girmiş” diyebilir. (diyorlar da)

Nahl 75:

Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah\a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.

Hemen başka bir ayet:

Rum 28: Allah, size kendinizden bir misâl verdi: Hiç size rızık olarak verdiğimiz kölelerinizden ortaklarınız bulunur da onlarla siz eşit olur, aranızda birbirinizi saydığınız gibi, onları da sayar mısınız? İşte biz, düşünecek bir kavim için âyetleri böyle açıklıyoruz.

Evet paylaştığım iki ayeti bu çevirileri kullanarak ardı ardına sıralarsanız bir kimse gayet rahat bir şekilde İslam’da köleliğin normal karşılanan bir durum olduğunu savunabilir. Bunun üstüne rivayetler, tarihteki uygulamalar vs. girince de bu durumu iddia eden kişinin iddiaları  kuvvetlenmiş gibi gözükebilir.

Ancak durum böyle midir? “Çelişkisiz bir kitap” olan Kuran bize bu konuda ne söylemektedir?

Öncelikle Rum 28’deki ayetin Arapça transkriptini verelim:

Darabe lekum meśelen min enfusikum hel lekum mimmâ meleket eymânukum min şurakâe fî mâ razeknâkum feentum fîhi sevâun teḣâfûnehum keḣîfetikum enfusekum(c) keżâlike nufassilu-l-âyâti likavmin ya’kilûn(e)

Bakın ayette daha önceki yazılarda incelediğim bir kullanım karşıma çıktı: “meleket eyman”. Bu kavramın Kuran boyunca nasıl kullanıldığını önceki yazılarda incelemiştim. “Sağ ellerinizin/anlaşmalarınızın sahip olduğu” olarak Türkçeye çevrilebilecek bu kavramın aslında ifade ettiği durum “bir sözlü veya yazılı, açık veya zımni bir sözleşme akti ile aramızda bağ bulunan kişiler” dir.

Mesela şu ayete bakalım:

4/36: Allaha ibâdet edin, ona hiç bir şey’i eş tutmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, sağ ellerinizin mâlik olduğu kimselere (memlûklerinize) iyilik edin. Allah, kendini beğenen ve dâima böbürlenen kimseyi sevmez.

Ayette geçen kavram aynı kavram. Allah bu kavram ile köle ve cariyeleri değil sözleşme akti ile aramızda hukuk bulunan herkesi ifade eden bir kullanım sunuyor bizlere. Eğer buraya köle ve cariye ekleyen varsa “inek süt içer” demiş oluyor. Tamamen rivayetlerden ve tarihteki yanlış uygulamalardan gelen zihni şartlanmaların etkisiyle bu yapılıyor. Paylaştığım çeviride bu yapılmamış ama inanın aynı kavrama çeviriyi yapan kişi başka ayetlerde “köle ve cariyeyi” eklemiş fakat şimdi bunun analizine şu an girmeye gerek yok.

4/36’da geçen anne, baba, akraba, yolda kalmışlar, arkadaşlar bizim herhangi bir sözleşme akti olmadan aramızda bağ bulunan kimselerken ayette sayılmayan “eş” bir sözleşme ile, bir hukuk ile aramızda bağ bulunan bir kimsedir mesela. Aynı şekilde bir işveren isek aynı şekilde işçimiz ile de aramızda bu şekilde bir bağ vardır. Bunun gibi aramızda sözleşme ile ( açık veya kapalı, yazılı veya sözlü) bağ bulunan herkes tek tek sayılmamış ve “meleket eyman” kavramı ile Rabbimiz tarafından özüt bir ifade ile bizlere sunulmuş. Düşünmek ve bunu anlamak bize kalmış. İster rivayetler ve söylentiler denizinde boğulursunuz ister rabbin kelimelerini iyice inceler ve çelişkisiz tabloyu görürsünüz.

Rum 28’e dönersek, ayette yine aynı kavram geçiyor: “meleket eyman”

Şimdi ayetin bağlamı insanların şirk koşması..Rum 13’te Allah şirk koşanlardan bahsediyor ve devamında kendi yüceliğinden bize ayetler sunuyor. Tabi bu ayetlerin her birisi de başka başka konular için kilittaşı niteliğinde ancak şu an onlar konumuz değil. ve Allah bize 28. ayette bir misal veriyor.Bu noktada ne demek istediğimi en iyi ifade eden Muhammed Esed çevirisini dikkatle okumanızı isterim:

O size kendi hayatınızdan örnek getirir: Sağ elinizin sahip olduğu kimseleri size verdiğimiz rızık üzerinde [tam yetki sahibi] ortaklarınız olarak görmeye ve böylece [onlarla] bu hakkı eşit olarak paylaşmaya razı olur musunuz? Ve [daha güçlü olan] emsallerinizden korktuğunuz gibi onlar[a danışmadan o hakkı kullanmak]tan korkar mısınız? İşte akıllarını kullanan insanlara mesajlarımızı böylece açıklarız.

Yani sen bir şirketin yöneticisin, bir gün gelmişsin masana odacı kurulmuş evrak imzalıyor bu durum karşısında hiddetlenmez misin? Ayet bu ve buna benzer durumları düşünmemizi istiyor. Ayetin ne kölelikle alakası var, ne cariyelikle…

Gelelim Nahl 75’e: 

Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah\a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.

Ayette “köle” olarak çevrilmiş kelimenin okunuşu şu şekilde: “abden”

Hemen Arapça harfler ile aynı harf ve hareke dizilimi ile “abden” hangi ayetlerde geçiyor bir bakalım:

 

İsrâ/3

 

(Ey) Nuh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin nesli! Şunu bilin ki Nuh, çok şükreden bir kul idi.Kehf/65Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.Meryem/93Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, kul olarak Rahman\a gelecektir.Alak/10Namaz kılarken bir kulu (Peygamber\i namazdan)?

Nisâ/172 Ne Mesih ve ne de Allah\a yakın melekler, Allah\ın kulu olmaktan geri dururlar. O\na kulluktan geri durup büyüklenen kimselerin hepsini (Allah) yakında huzuruna toplayacaktır.

‘Ee? Bakın ayetlerde bahsi geçen konu hep “kulluk”.. Peki Nahl 75’de Allah’ın bize kölelikten bahsettiği nereden çıktı?

Acaba ayet bağımsız bir insan ile kendisini bağımlılaştırmış iki Allah kulu’nun kıyasını yapıyor olabilir mi? Birisi helal kazanıyor, zekatını veriyor, infak ediyor, etrafına adalet saçıyor vs., diğeri paranın, patronunun, tüketimin, sistemin vs. vs. bağımlısı olmuş ve diğerinin tam tersi zelil bir durum içinde…

Delillerimi kuvvetlendirmek için bu noktada çok iyi Arapça bilmeyi çok isterdim fakat Allah’ın kelimelerini inceledikçe “ineğin su içtiğini” anlayabiliyorum artık. Umarım bu yazıyı okuyan ve Arapçası iyi olanlar daha güzel argümanlarla bana yardımcı olurlar.

 

Share

3 thoughts on “Kur’an ve kölelik meselesi

  1. KURANDA GEÇEN MELEKET EYMAN (Yeminle sahiplenen) GERÇEKTE NE ANLAM İFADE EDİYOR ??

    Son zamanlarda yaşanan İŞİT gibi sapkın grupların yaptığı uygulamalar İslam ve Dünya kamuoyunda bir takım tartışmalara sebep olmuştur. İslam da Cariyelik ve savaşta alınan Esirler konusunda her mezhepten her dini otorite sayılan birtakım alimlerden farklı farklı açıklamalar gelmektedir bu Konuda çok yanlışlıkların var olduğunu bildiğimiz bu uygulamaların, İslam ve Kuranda yeri konusunda detaylı bir çalışma yaptık.
    Cariye konusundaki bütün Kopartılan ya bilinerek yada bilmeyerek dezenrfonmasyona sebep olanlar Kuranda dayanak gösterilen ayetlerde geçen orjinal metindeki kelime MELEKET EYMAN kelimesidir bu kelimeyi genelde Hadisçiler Cariye yada savaş esiri yada köle olarak anlam vermekteler. Bu Cariye vaadiyle savaşlara katılımları artırmak yada zevklerine uygun hale getirmek istemişlerdir.
    Çevremizde genelde kendimizi tanıtırken deriz ki 2 çocuk sahbiyim yada 3 torun sahibiyim deriz v.s
    SAHİPLENEN = MELEKET (Arapça)
    YEMİN = EYMAN (Arapça)
    MELEKET EYMAN = YEMİNLE SAHİPLENEN (bu kelime herhangi bir cinse ait değil hepsi içinde) anlamını taşıyor ama buna Hadisçiler her nedense Cariye veya Köle veya Esir anlamlarını yüklemişlerdir.
    Kuranın Kendisine baktığımızda Ma Meleket Eyman ile beraber Kuran’da geçen köle ve esirler için aşağıdaki kelimeler kulanılmıştır.
    Köle ile ilgili ayetlerde = Abdi, abdu, Rakabetin
    Esirler le ilgili ayetlerde = Usara, Esra
    ÖZELLİKLE KIZ ÇOCUKLARINI SIK SIK ÖLDÜREN YADA TERKEDEN BİR KAVİMDE BİR SÜRÜ TERKEDİLMİŞ ÇOCUK OLMASI GEREKMEZMİ.?? VE KURANDA BU KİMSESİZLERLE ALAKALI NİYE TEK AYET GEÇMİYOR????
    Meleket Eyman ne demektir diye Kurana baktığımızda anlıyoruzki bu kelime bir cariyeden çok KİMSESİZ çocuklarla alakalı,
    Tüm İslam aleminin bu Konuyu incelemesini ve bu MELEKET EYMAN kelimesinin doğru olan hakiki anlamının araştırılıp kulanılması gerekmektedir. Amacımız bu konuda bir Katkı sağlamak.

    1- Kimsesiz yada terk edilmiş (Sahipsiz) kalan aileleri belirsiz çocuklar anlaşılmakta bunların büyük çoğunluğu kız çocukları, Arap toplumunda Peygamberimizin zamanında anlıyoruz ki kız cocuklarına aileleri tarafından pek değer verilmiyordu çocuklarını öldürmeyenlerde sokağa bırakıyorlar olamalılar ve bunlar yeminlerle sahipleniliyordu hayır sever aileler tarafından. Ama o dönemlerde Bu Kimsesizlerin bakımını sadece edepli ahlaklı müslümanlarmı yapardı ?? tabiki hayır hem İslamdan önce ve hemde o ilk dönemlerde müslüman olmayan varlıklılarda belliki bu çocıkların bakımını sahiplenmişler ve belli ki dürüst olanların yanında bir çoğuda bu kızlar gençlik çağlarına geldiklerinde onları istismar, taciz veya onlara fuhuş yaptırıyordu (baknız NUR 33. Ayete) Bugünde metropollerde böyle değilmi.?????
    Oyüzden o toplumda bu başkaları tarafından bakımları üstlenen bu kızlara toplum yoldan çıkmış gözüyle bakıyordu.
    Ve çoğunlukla bu kızlar nikaha tercih edilmeyen kızlardi.

    TEKVİR SURESİ
    6. Denizler kaynatıldığı zaman,
    7. Ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman.
    8,9. Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,
    10. Amel defterleri açıldığı zaman

    ENAM SURESİ
    156. De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram kıldığı canı öldürmeyin.
    İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız.”

    2- Gerek savaşlardan veya gerekse hastalıklardan dolayı AİLELERİ BELLİ ama aileleri ölmüş yetimler, bu yetimlerden ailelerinden kalma miras yada mallları varsa bu mallar şahitler tutularak deftere yazılırdı ve bu mallar onlara Ergenlik çağına geldiklerinde verilirdi. Ve sahiplenen ailelerden yetimlerin mallarını kendi mallarına katmaları men edilmiştir.
    İsra 34. Enam 157 ve Nisa 6. ayetlere dikkatlice bakın yetimin bakımı üstlenirken SÖZ VERİLİYORMUŞ muhtemelen söz yemin eşliğinde yapılıyor aynen MELEKET EYMAN (yeminle sahiplenen) gibi. YETİM ile MELEKET EYMAN arasındaki tek fark birinin öksüz olduğu kesin ve diğerinin anne babasının yaşayıp yaşamadığı belirsiz ve herhangi bir mirası dolayısıyla YOK. Oyüzden muhtemelen ayetlerde yetim için ayrı ve kimsesiz çocuklar için ayrı ayrı kelimeler kulanılmış YETAMA (yetim) ve MELEKET EYMAN yani (Yeminle sahiplenilen) kelimesi kullanılmıştır.

    İSRA SURESİ
    34. Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen sözden mesul olunur.
    ENAM SURESİ
    157. Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.
    NİSA SURESİ
    6. Yetimleri deneyin. Evlenme çağına erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacak) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malına) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter.

    Kuranı Kerimde tevsirlerde esir, köle, yetimlerle alakalı ayetler vardır Kuranda kimsesiz sahibi belirsiz çocuklarla alakalı niye tek ayet yok.??? Hemde kız Cocuklarını değersiz görüp sık sık öldüren yada sokağa terkeden bir kavimden bahsediyoruz. Bu sahibi belirsiz çocuklarla alakalı tek ayet olmaması sizce akla mantığa yatkınmı?? Kölelerle alakalı Kuranda arapça Abdi, abdu, Rakabetin gibi kelemeler geçerken ve bunların azat edilmesiyle alakali hep arapça Kuranda TAHRİRU=(ÖZGÜRLÜK) kelimesi geçerken ama aynı kelime MELEKET EYMAN olanlar için neden KULLANILMIYOR.?? dikkatlice NUR 33. Ayette bakarsak MELEKET EYMAN OLANLARDAN (gençliğe ulaşanlar kast edilmekte) Kitaplarını talep ederlerse Kitaplarını yazıdırın yazıyor aytte yani defterini verin gitsin anlaşılmakta kitabı isteyenlerin gençliğe ulaşanlar olduğunu nasıl anladınız derseniz?? Çünkü aynı ayetin devamına bakarsanız aynı ayetin içinde gençlerini ilişkiye falan zorlamayın diyor erişkinliğe ulaşınca nikah düşeceği ihtimalinden dolayı artık kadındır çocuk değildir.
    Ayete dikkatlice bakınız Meleket Eymanlar Cariye olsaydı niye genç yetişkin ayrımı yapılsınki kadın derdi.?? Zorlama Gence yasakta yetişkin bir kadına olsa serbestmi olacak?? Gençlere dikkat çekmesinin sebebi zaten Çocuk ilişki kapsamında değil bu kızların genliğe ulaşanları bu zorlama riskle karşı karşıya kalıyor.
    Şimdi soruyoruz NUR 33.ayette baktığımızda
    Bir MELEKET EYMAN isteyince özgür kalabiliyorken soruyorum Köle yada Esir olsaydı istedi diye hemen Özgür kalabilirmiydi.???? Yetmedi ve Allah birde malınızdanda onlara vermeyi tavsiye ediyor.

    NÛR-33

    Velyesta’fifillezîne lâ yecidûne nikâhan hattâ yugniyehumullâhu min fadlih, vellezîne yebtegûnel kitâbe mimmâ MELEKET EYMANUKUM fe kâtibûhum in alimtum fîhim hayren, ve âtûhum min mâlillâhillezî âtâkum, ve lâ tukrihû feteyâtikum alel bigâi in eradne tehassunen li tebtegû aradal hayâtid dunyâ ve men yukrıhhunne fe innellâhe min ba’di ikrâhihinne gafûrun rahîm.

    NÛR-33
    Ve nikâha bulamayanlar, Allah onları fazlından varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar!, eğer ona daha hayırlı olduğunu biliyorsanız YEMİNLERİNİZLE SAHİPLENİKLERİNİZDEN Kitaplarını isteyenlere (Kitaplarını) yazdırın, , ve Allah’ın size verdiği mallardan onlara veriniz. Dünya hayatını talep ederek, ahlaklı olmayı isteyen gençlerini ilişkiye zorlamayın , Kim onları zorlarsa, onların zorlanmalarından sonra muhakkak ki Allah, Gafur’dur Rahîm’dir.

    Nur 33. Ayette demek istiyorki MELEKET EYMANLAR için daha hayırlı olacağını düşünüyorsanız yani kendi ayakları üstüne durabileceğini inanıyorsanız yani aklı ereceğini anlıyorsanız diye kast edilmekte aynen Nisa 6. Ayette YETİMLERİN denendiği gibi ergenlik sınanmakta. Çünkü bunlar çocukluktan çıkmak üzereler ve hayata atılacaklar.
    Ayrıca MELEKET EYMAN olanlardan 2 ayrı ayette genç olanlarından bahsederken ve başka 2 ayrı ayettede cocuklarla alakalı ayetlerde anılıyorlar Nur suresi 58 ve 59. Ayetler

    NUR 58. ayette 3 vakit dışında serbestlik var. Ayette Kendi ÇOCUKLARınızdan erişkinliğe ERMEYENLER izin istesinler derken dikkat ediniz MELEKET EYMAN’lardan erişkinliğe eren yada ermeyen ayrımı YAPILMAMIŞ çünkü bunlar zaten çocuk ve büyüdüklerinde Erişkin olunca kendi öz çocukları gibi aynı evde yaşamıyorlar. Bugünkü Çocuk esirgeme Kurumu gibi 18 yaşına basınca gidecekler evlatlık olarakta alınmamışlar aynen ayete baktığımızda Yetim nasıl sözler verilerek evlatlık alınmamışsa bu kimsesiz çocuklarda Yeminle sahiplenmişler. Bir esir yada köle olsalar bunlar yeminlerle sahiplenmez satın alınır yada zorla gasp edilir.

    NUR 59. Ayettinde ise Erişkinliğe ulaşanlara her vakitte izin gerekli yani (Yatak odasına girerken ) kast edilmekte olmalı ve Ergenliğe ulaşan öz çocuklar büyüdüklerinde eskilerin izin aldığı gibi izin alacaklar bu iki ayete baktığimizda sınıfsal değil ergenlikle alakalı (Yaşla alakalı) olduğu açık ve seçik anlaşılmakta.

    NUR SURESİ
    58. Ey iman edenler! MELEKET EYMAN larınız ve sizden ergenliğe ERMEMİŞ olanlar (sizin cocuklar) , günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunduğunuz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, âyetlerini size işte böylece açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
    59. Çocuklarınız erginlik çağına geldiklerinde, kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allah âyetlerini size böyle açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    O dönemlerde Bu Kimsesizlerin bakımını sadece edepli ahlaklı müslümanlarmı yapardı ?? tabiki hayır hem İslamdan önce ve hemde o ilk dönemlerde müslüman olmayan varlıklılarda belliki bu çocıkların bakımını sahiplenmişler ve belli ki dürüst olanların yanında bir çoğuda bu kızlar gençlik çağlarına geldiklerinde onları istismar, taciz veya onlara fuhuş yaptırıyordu
    Oyuzden Kuran buna yasak getirmiştir. (baknız NUR 33. Ayete)
    Bugünde metropollerde böyle değilmi.?????
    Oyüzden o toplumda bu başkaları tarafından bakımları üstlenen bu kızlara çoğunlukla yoldan çıkmış gözüyle bakılıyordu.
    Ve çoğunlukla bu kızlar nikaha tercih edilmeyen kızlardı oyüzden bu kızlar için NUR 24. ayette ahlaklı yetiştirilme şartı dışarıda tutulmuş ve Allah bu kızların evlendirilmelerine dini açıdan kolaylık sağlamıştır.
    Bu çağda bile toplumda insanlar Yetiştirlime yurtlarından kalan kadınlara önyargıyla yaklaşmaktalar evlenilecekse bir çok ailenin ilk tercihleri değildirler.
    Peygamberimizden sonraki iki üç yüzyılda Hadisler toplanırken bu kızlar hakında belliki önyargıyla olumsuz bir çok rivayet nakledilmiş yada kendileri uydurmuşlardır, gerek bilerek zevkleri uğruna yada gerekse bilmeyerek bu Kimsesiz kızlar Cariye olduğu algısı yaratılmıştır ve MELEKT EYMAN kelimesini yanlış yorumlamışlardır.

    NİSA SURESİ 24. ayet

    Vel muhsanâtu minen nisâi illâ mâ meleket eymânukum,
    kitâbellâhi aleykum, ve uhille lekum mâ verâe zâlikum en tebtegû bi emvâlikum muhsinîne gayre musâfihîn, fe mestemta’tum bihî minhunne fe âtûhunne ucûrehunne ferîdah ve lâ cunâha aleykum fîmâ terâdaytum bihî min ba’dil ferîdah.
    İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ.

    Ve yeminle sahiplendikleriniz(kimsesizler) dışında kadınlardan dürüst olanlar,
    Size Allahın Kitabıdır , ve bunun ötesinde, ahlaksızlık olmadan dürüstçe mallarınızla istemeniz sizin için helâldir, onlardan fayda isterseniz bedellerinin karşılığını verin ve onunla sonradan bu mehirler de anlaşırsanız size günah yoktur.
    Şüphesiz Allah bilen’dir Hakîm’dir.

    Yukarıdaki ayette başkaları tarafında büyütülen kimsesiz kızların edepleri hakındaki şaibeden (Sahiplenen aileden kız taciz v.s ihtimali) veya eksik olabilecek adap terbiyeden dolayı evlilikte tercih edimediğinden dolayı onlar ortada kalıp fuhuşa düşmemeleri için ve Aile ve yuva sahibi olmaları için, bu kimsesiz kızlar için Kadınlardan dürüstlerle (edepli) evlenin derken kimsesizlere dürüst şartı yok. Bir kişinin uygunsuz hareketlerinin olması onun zina yaptığı anlamına gelmez. Sadece hal hareket yada giyim tarzları yada toplum içindeki genel kabul gören davranış eksiklikleri yada farklılıkları kast edilmiş olma ihtimalinide göz ardı etmemek gerekir.

    Aşağıdaki ayette hem yetim kadınlardan ve hemde çocuklardan çaresiz olanları nikahlamayı arzuluyorsunuz diye itham etmekte adelletle davranmayanları adeletle davranmaya çağırmakta.
    Bu kimsesiz kalmış çocukların genel adı MELEKET EYMAN ( yeminle sahiplenilen) ve bu çocuklar arasında anne babası belli olan ve onlardan kalma miraslarıda olan yetimlerde anılmış ayrı ayrı. Buradada anlaşıldığı gibi bu çocuklar anne baba dede amca gibi yakın akrabaların yanında kalmıyor çünkü fırsattan istifade adalet gözetmeksizin bunları nikahlayanlar oluyormuş ayete baktığımızda.

    NISA 127.ayet

    Ve yesteftûneke fîn nisâi.
    Kulillâhu yuftîkum fîhinne, ve mâ yutlâ aleykum fîl kitâbi fî yetâmen nisâillâtî lâ tu’tûnehunne mâ kutibe lehunne
    ve tergabûne en tenkihûhunne vel mustad’afîne minel vildâni,
    ve en tekûmû lil yetâmâ bil kıst.
    Ve mâ tef’alû min hayrin fe innallâhe kâne bihî alîmâ.

    NISA 127.ayet

    Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar.
    De ki: Onlar hakkında size fetvayı Allah veriyor, Ve onlara Kitaptakini açıkla yetim kadınlar hakkında onlar için yazılanları onlara vermeyip ve çocuklardan çaresizleri nikahlamayı arzuluyorsunuz,
    ve yetimlere adaletle yerine getirin.
    Ve yaptığınız her bir hayırdan da şüphesiz Allah bilgisi olandır.

    Ancak evlendikten sonra ahlaksızlık olmayacak.
    Asagıdaki NİSA 24. ayete baktığımızda o Kimsesiz kızların mümin (inanan) olması ŞART.

    NİSA SURESİ 25.ayet

    Ve men lem yestetı’ minkum tavlen en yenkıhal muhsanâtil mu’minâti fe min mâ meleket eymânukum min feteyâtikumul mu’minât. Vallâhu a’lemu bi îmânikum. Ba’dukum min ba’d, fenkihûhunne bi izni ehlihinne ve âtûhunne ucûrehunne bil ma’rûfi muhsanâtin gayre musâfihâtin ve lâ muttehızâti ehdân, fe izâ uhsinne fe in eteyne bi fâhışetin fe aleyhinne nısfu mâ alel muhsanâti minel azâb, zâlike li men haşiyel anete minkum ve en tasbirû hayrun lekum vallâhu gafûrun rahîm.

    Ve sizden kimin servetinden dürüst mü’mine(kadına) da nikâh yapmaya gücü yetmezse, yeminlerinizle sahiplendiğiniz (kimsesiz) gençlerinden mümin olanları(nikahlayın). Allah imanınızı biliyor. Birbirinizdensiniz, dürüstçe ahlaksızlık olmadan ve sahiplerinin izni ile güzellikle bedellerini ödeyin ve dost edinmesin, evliyken de fuhuş yaparlarsa da dürüst kadınların azabından yarısı uygulanır. İşte bu içinizden korkudan sakınana. Ve sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Ve Allah Gafur’dur, Rahîm’dir.

    Aşagıdaki ayete baktığımızda sadece erkekler bu kimsesiz çocukların bakımını üstlenmiyor, ayetlere baktığımızda Kadınlarda MELEKET EYMAN çocukların bakımını üstlenebiliyor ve NUR 31. Ayete dikkatlice bakınız
    Ve kadınlar mahremlerini bu Meleket Eymanlara açabiliyor ve açarkende dikkat edin Meleket Eymanlardan bahsederken cinsiyet ayrımı yapılmamış yani sadece kadınlara DEMEMİŞ.
    Şimdi bunlar köle yada esir olsaydı Bir mümin kadının esir alınmış bir Erkek düşman veya bir Erkek köle karşısında soyunması serbestmi bırakılmış olacak??? Cevap??
    Bu MELEKET EYMANLAR yetişkin olmayıp çocuk olduğundan sakınca görülmemiş ve birde o çocuklara bakan Mümin ailelere evlerindeki bu kimsesiz çocukların bakımı dolayısıyla dini açıdan kafaları rahat olsun diye dini sıkıntı yaşanmaması için serbest bırakılmıştır bir nevi bakıcı ailelere kolaylık sağlamak amaçlanmıştır.

    NUR SURESİ 31.ayet

    Ve kul lil mu’minâti yagdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunneillâ mâ zahera minhâ, vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ li buûletihinne ev âbâihinne ev âbâi buûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi buûletihinne ev ıhvânihinne ev benî ıhvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evit tâbiîne gayri ulîl irbeti miner ricâli evit tıflillezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâi, ve lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinn, ve tûbû ilâllâhi cemîan eyyuhel mu’minûne leallekum tuflihûn.

    Mü’min kadınlara da söyle, bakışlarından sakınsınlar, mahremlerini korusunlar ve örtüleriyle yakalarının üzerini örtüp ve zorunlu görünen görünenin dişinda ziynetlerini Kocalarından veya babalarından veya kocalarının babalarından veya oğullarından veya kocalarının oğullarından veya erkek kardeşlerinden veya erkek kardeşlerinin oğullarından veya kızkardeşlerinin oğullarından veya kadınlardan vaya YEMİNLERLE SAHİPLENDİKLERİNDEN (kimsesiz) veya size tabi olup erkekliği kalmamış olanlardan veya kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan çocuklardan başkasına açmasınlar, ve saklı zinetler fark ettirmek için de ayaklarını yere vurmasınlar,
    Ve Ey mü’minler hep birlikte Allaha tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!

    Aşağıdaki ayete baktığımızda Kuran son noktayı koyuyor ve NİSA 19.ayete baktığımızda bir kadına ZORLA SAHİP olma YASAKLANMIŞTIR ve yasaklama getirilirkende bilmem Esirmiş, bilmem yetimmiş bilmem köleymiş bilmem cariyeymiş yada bilmem MELEKET EYMAN (KİMSESİZ) ayrımı yapılmamış ve TÜM KADINLARI KAPSAMAKTA

    NİSA SURESİ 19.ayet

    Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ yahıllu lekum en TERİSUN nisâe kerhâ. Ve lâ ta’dulûhunne li tezhebû bi ba’dı mâ âteytumûhunne illâ en ye’tîne bi fâhışetin mubeyyineh, ve âşirûhunne bil ma’rûf, fe in kerihtumûhunne fe asâ en tekrahû şey’en ve yec’alallâhu fîhi hayran kesîrâ.

    Ey iman edenler! Kadınlara zorla VARİS olmanız sizin için helâl değildir, Ve Açık bir hayasızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan götürmek için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyilikle geçinin, eğer çirkin görüyorsan onları çirkin gördüğün bir şeyde Allah onda bir çok hayır kılmış da olur.

  2. Bulgularıma göre meleket eyman = şudur gibi kesin bir sonuç sergilenemez. Bu arada sözleşme olma durumunu ifade eden genel bir kavramdır. “Sağ el” den gelen “yemin” den gelen bir kavram. Bugün yemin ederken hala bazı toplumlarda sağ elin yukarı kaldırılmasına dikkat ediniz.

    Yani meleket eyman kavramını “sözleşme hali” diye okuduğumuzda tüm ayetlerdeki anlam yerli yerine oturuyor; fakat bağlam içerisinde bu sözleşme halinin içeriği değişiklik gösterebiliyor.

    Zaten öyle değil midir? İşveren için sözleşmesi altında olanlar iş yerinde işçileridir; aynı işverenin evde eşi ile çocukları ile sözleşme ilişkisi vardır ( evliliğin bir sözleşme olduğunu unutmayalım) , evinde bakıcı çalıştırıyorsa onunla bir sözleşme hali vardır vs..

  3. İyi güzel yorum yapmışsınız da nisa süresi 25 inci ayeti nasıl anlayacağız.
    İçinizden, inanmış hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, elleriniz altında bulunan inanmış genç kızlarınızdan/câriyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Hepiniz birbirinizdensiniz/hepiniz aynı kökten gelmektesiniz. Öyleyse iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla, sahiplerinin izniyle onlarla evleniniz; ücretlerini/ mehirlerini de güzelce veriniz. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, (hür kadınlara verilen cezanın yarısı uygulanır). Bu cariye ile evlenme, içinizden sıkıntıya düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha iyidir. Allah bağışlayandır; merhamet edendir.
    Demekki ( min mâ meleket eymânu-kum )Elimizin altında olanlar cariye statüsünde imiş .Nikah akdide olsa toplumsal statüsü değişmiyormuş ayetin indiği dönem.Öyle olsaydı hür kadınla aynı ceza tatbik edilirdi .Cariye oldukları için ezildiklerinden hür kadına verilen cezanın yarısını uygulayın diyor Doğrusunu Allah bilir.

Leave a comment.

Your email address will not be published. Required fields are marked *.