Sosyal medya üzerine kısa notlar

Sosyal medya üzerine kısa notlar

Not 1: 

Kuran “kalıcı işler yapın” der. Sosyal medya bunun tersidir. En kalıcı söz taşa yazılandır. Sonra kağıda yazılan gelir. İnternete yazacaksak en sağlam, en kalıcı söz  özel amaçlı sitelere yazılır. Tartışılacak ise bunun yeri forum siteleri ve e-posta gruplarıdır. Sosyal medyanın çıkması bu gerçeği değiştirmedi, pekiştirdi.
Kuran “kişi sayısına itibar etmeyin” der. Sosyal medyadaki kalabalık, çarşıda dükkanınızın önünden geçen kalabalık gibidir. Yarısı adres sormak için içeri girer ve sizi bezdirir, işinizden soğutur. Büyük bölümü dinler gibi yapar ama anlamaz.

Kuran “yalnızca sabredenlerin başaracağını” söyler. Telefonlar insanı sabırsızlığa alıştırır. Durakta tren beklerken iki dakika içinde sizin yazılarınızı anlamadan okusunlar veya sıkılınca yukarı kaydırıversinler ister misiniz? Sözünüze yazık edersiniz. Söylediklerinizi sabırla dinleyecek üç kişiye ihtiyacınız var. Eğlencesine veya vakit geçirmek için dinleyen üç yüz kişiye değil.

Edip Yüksel’in Running Like Zebras kitabını okuduysanız, sosyal medya öncesi yıllarda interneti kullanarak yaptığı düzeyli tartışmaları görmüşsünüzdür. Edip artık hem o vakti iletişim kurmaya ayırmıyor, hem de sosyal medyanın doğası gereği çok daha düzeysiz itiş-kakışlarla zaman yitiriyor. Ben özel ilgi alanlarımda öğrendiğim şeylerin çoğunu (kitaplardan sonra) internet forumları ve e-posta gruplarıyla öğrendim. Sosyal medyaya dalan üretken kişilerin her birini kelimenin tam anlamıyla yitiriyoruz. Ben bu mesajları kendi sitesinde veya düzenli bir internet sitesinde yazmayı bırakıp sosyal medyaya yüklenenlere yazmaktan inanın yoruldum ve bıktım. Ne yazık ki şimdiye dek hiç kimseden zeki bir tepki alamadım. Şansımı bir kez daha deniyorum.
Lütfen sosyal medyada fikir beyan etmeyi; tartışmayı bırakın; bıraktırın…

Not 2:

Siteme yapılan yorumlar eğer fikir ve emek barındırıyorsa; katılsam da katılmasam da yayınlıyorum. Her yoruma cevap yazmıyorum; ama her yorumu okuyorum ve faydalanıyorum. “Like” tuşuna bizi alıştırdıkları için; bu tuşun olmadığı platformlarda insanların sizin fikirlerinize tepkisiz kaldığı yanılgısına düşmek için acele davranmayın. Bana e-posta gönderen herkese cevap yazmaya gayret gösteriyorum. Fakat “e-posta ile değil de sosyal medyada mesajlaşalım;beni takip eder misin?” gibi isteklerde bulunanlarla ilişkimi kesiyorum.

 

 

Share

4 thoughts on “Sosyal medya üzerine kısa notlar

  1. Bir arkadaş şu saptamada bulunmuştu: “Beğenme”nin gerçek yaşamda karşılığı yok. Çok yerinde, on ikiden vuran bir tespit. Ben buna “takip etmenin” de karşılığı olmadığını ekleyebilirim.

    İnternetteki bütün haberleşme, gerçek yaşamda analog benzerleri bulunan iletişim parçalarıdır. İnternette selam verilir, diyalog kurulur, belli koşullar yerine geldiğinde yüz yüze bakılabilir. Arkadaş olunur, küsülür, kavga edilir, tartışılır, yardımlaşılır. Ortak iyilik edilir, ortak kötülük edilir. Ama beğenmenin gerçek yaşamda bir karşılığı gerçekten yok. Yaptığını beğendiyseniz söylersiniz, o da karşılık verir, diyalog olur. Biri güzel bir şey yapınca adamın yüzüne el işareti mi gösteriyoruz? Eline “beğendim” yazan bir not mu tutuşturuyoruz? Ne? Gerçekten içi boş, naylon bir iletişim yöntemi. Takip etme de aynı şekilde. Gerçek yaşamda biriyle ya yüz yüze konuşuruz, ya da o bilen biridir, kürsüdedir, biz de önünde dinleyiciyizdir. İyi de, onun da benim de hesabım varsa ve ikimiz de konuşuyorsak kim kürsüde, kim dinleyici? Önüne gelenin sandalyeye çıkıp belki dinleyen olur diye bağırdığı bir tımarhane avlusunda miyiz? Takip etme bunların ikisine de karşılık gelmiyor. “Sosyal medya”daki takip etme eylemi daha çok konu ayrımı gözetmeden, kişinin attığı her adımı bilmek istemek gibi anormal bir davranışa karşılık geliyor. Arkadaşı değilsiniz. O bir kürsüde bir konuşmacı da değil. Peki ne? Forum sitelerinde ve e-posta gruplarında bu anormallikler olmaz. Oradaki diyalog, gerçek yaşamdaki diyalogun analog benzeridir. Zaten oralarda tımarhane avlusundaymış gibi davrananlar hemen göze batarlar. “Konuyu değiştirmeyin” derler sık sık, çünkü konu üzere toplanır insanlar, kişi üzere toplanmazlar. Kişileri değil, konuları takip edersiniz. Bunun gerçek yaşamdaki karşılığı ise belli konulara ayrılmış tartışma odalarına girip katılmanız veya bir panel izlemenizdir. Gerçek yaşamda boş insanların bu ikisine de ayıracak zamanları yoktur!

    Söylenecek bir kamyon şey var da, o söylenenlerin harf sayısı fazla olunca sosyal medyacı zaten okumayacak, kaydıracak. Kısır döngü…

  2. Değerli üstadım,
    Bu konuda size katılmıyorum. Nedenine gelince; ben yıllar boyu sünni geleneğine uyan bir insandım. Ta ki Ahmet Murat Sağlam beyin ” Neden yalnız Kuran” isimli kitabı ile tanışana kadar. O kitabı okumam ile başladı benim gerçek din serüvenim. Ben o kitap ile facebook sayfamda görünce tanıştım. Eğer ben o platformda olmasa idim, belki de hala aynı anlayışla devam ediyor ve burada sizin sayfanıza eleştiriler getiriyordum.

    Saygılarımla

    1. Ben de size katılmıyorum 🙂 Bence siz aslında sünni geleneğinde çelişkiler görmüş olmalısın ki başka bir görüş dikkatinizi çekmiş ve okumuşsunuz. Zaten siz konuyla alakalı araştırmaya başlamış olacaktınız ve emin olun ki Selim Çalışkan veya konuyla alakalı çalışma yapan birine rastlayacaktınız. Ben Selim Çalışkan’a facebook da rastlamadım.Kafamdaki soru işaretlerine cevap bulmaya çalışırken nette rastladım ve hiç bir sosyal medya hesabı kullanmıyorum. Saygılarımla…

    2. Benim Kuranincelemesi.org’un yazarıyla tanışmam da Fb vesilesiyle oldu. Hatta Gerçeğinkitabı’nı yazmaya başlamam da Fb vesilesiyle oldu. Fb’den bulduğum Kuran öğrencileri ile birlikte bir site yapalım dedik, projeler vardı aklımızda, hepsi fos çıktı. Fb’ye gönül eğlemeye geldiklerini anladık, kendi yolumuza gittik. 2013’te basının altı gün boyunca sansürlediği Haziran olaylarını Twitter’dan izledim. Hatta Beyoğlu’ndaki bir grupla gidip tanışmam da Twitter haberleri sayesinde oldu. Şimdi ne yapalım, sosyal medyaya övgüler mi düzelim? Sosyal medyayı bize verdiği için Allah’a şükretmek, sosyal medyayı kullanmaya devam etmekle mi olur? Yoksa meyvesini yer, dikenlerine dokunmaz ve uzak mı dururuz? Çamurun içinde bir sikke buldum diye çamurun içinde hep debeleneyim mi? Genelevden bir kadın kurtardım diye geneleve gitmeyi sürdüreyim mi? Hala ilkokul öğretmenime mi sorayım bilmediklerimi? Yoksa bunları bana verebilecekleri ve verdikleri için takdir edip kendime daha temiz yollar mı çizeyim? Siz yıllar sonra belki Sağlam’ı aşacaksınız, daha olgun bir anlayışa erişeceksiniz. Sağlam’ı orada buldunuz diye orada mı zaman yitireceksiniz? Bakın, adam örneğini de vermiş sosyal medyada tüketilen, ziyan edilen potansiyelin. Potansiyelinizi (nimeti) orada ziyan etmeyin diyor. Dikeni bol, meyvesi azdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir